CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Avrupa'nın son yarım yüzyıldaki en büyük siyasi kırılmalarından biri olarak görülen Brexit referandumunun üzerinden on yıl geçti. 23 Haziran 2016'da sandıktan çıkan yüzde 51,9'luk "ayrılalım" kararı yalnızca İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden kopuşunu başlatmadı. Aynı zamanda küreselleşme ile ulusal egemenlik arasındaki mücadelenin sembolüne dönüştü.
Referandum kampanyası boyunca Brüksel'in İngiltere'nin sınırlarını, yasalarını ve ticaret politikasını kontrol ettiği savunulurken, ayrılık yanlıları "kontrolü geri alma" sloganını öne çıkardı. Aradan geçen on yılın sonunda ise ortaya daha karmaşık bir tablo çıktı. İngiltere siyasi karar alma süreçlerinde daha bağımsız hale gelirken, ekonomik göstergeler Brexit'in maliyetinin beklenenden daha ağır olduğunu ortaya koydu.
Brexit sonrası yatırımlar yüzde 18 düştü
Brexit’in ardından geçen 10 yılda yapılan kamuoyu araştırmalarına göre halkın büyük bölümü ortaya çıkan tablodan memnun kalmazken hem İngiltere’de hem de kıta Avrupa’sında tartışmalar devam ediyor. İngiltere’nin Independent gazetesi “Avrupa Birliği’nden ayrılmak, Büyük Britanya’nın gayrisafi yurtiçi hasılasını tahminen yüzde altı ila sekiz oranında azalttı. Yatırımlar yaklaşık yüzde 18 düştü. Verimlilik ve istihdam yüzde üç ila dört geriledi.” bilgilerini paylaştı. Ülkenin Wigan gibi şehirlerinde insanların Brexit’ten yana oy kullandığını ancak sürecin halkın ekonomik ve toplumsal sorunlarını çözmediğini anımsatan gazete İşçi Partisi’ni harekete geçmeye çağırdı. Independent “Partisi siyasi içgüdüye sahip olsaydı, kendi sezgilerini dinler ve ortak pazara geri dönüş için çaba sergilerdi.” diye yazdı.
Economist dergisi konuya dair yayınladığı analizde ise Avrupa Birliği’nin Birleşik Krallık olmadan yola devam ettiğini savunarak şu değerlendirmede bulundu:
“Avrupa Birliği pek çok açıdan değişmeden kaldı. İngilizce, Brüksel’de 2016’ya kıyasla ortak dil olarak çok daha güçlü bir şekilde yerleşmiş durumda. Brexit’in belki de en büyük etkisi AB’nin morali üzerinde oldu. Birlik, dört yıl süren ayrılık müzakerelerinin her turunda Büyük Britanya’ya karşı üstünlük sağladı. Bu da ona, Covid ya da Ukrayna gibi sonraki krizlerin üstesinden gelmesi için özgüven kazandırdı. Ancak Büyük Britanyalı AB temsilcilerinin kendilerini tiye alan mizahlarının eksikliği, eski ideolojik karşıtları tarafından bile acı bir şekilde hissediliyor.”
“İngiltere olmadan daha iyiyiz”
İngiliz Economist’in analizini desteleyecek şekilde İspanya’nın La Vanguardia da AB’nin Londra olmadan daha iyi pozisyonda olduğunu savundu. Gazetenin genel yayın yönetmeni Jordi Juan kaleme aldığı yazıda “ Büyük Britanya kendini zaten Schengen Anlaşması’nın dışında tuttu ve avroya geçmedi. Avrupa için hep isteksizce çaba gösterdi. Durum farklı olsaydı ve genç Büyük Britanyalılar daha Avrupalı bir tutum benimseseydi, Büyük Britanya harika bir ortak olur ve AB’yi muazzam ölçüde güçlendirirdi.” İfadelerini kullandı.
Tarihçi Andrew Knapp ise Le Monde yazısında Brexit’in Avrupa’yı kalıcı olarak değiştirdiğini belirterek şunları kaydetti:
“Brexit ve Brexit kampanyalarının yürütülme şekli, dünya genelinde aşırı sağın kritik başarılarla dolu geçecek on yılını başlattı. Bu hareket artık hem Fransa’da hem de Almanya’da siyasi iktidarın kapılarına dayanmış durumda ve İtalya’da şimdiden sağlam bir şekilde yerleşti. Dahası, AB içinde de giderek etki kazanıyor. Büyük Britanyalılar ile pek muhtemel görünmeyen bir yeniden yakınlaşma durumunda Avrupa, onların on yıl önce terk ettiklerinden tamamen farklı bir yer olacaktır.”

