CGTN Türk Dış Haberler Servisi

ABD ile İran arasında ilan edilen 14 maddelik mutabakat, 107 gün önce başlayan çatışmalı dönemin ardından tarafların masada ulaştığı dengeyi ortaya koydu. Nihai anlaşmanın 60 gün içinde şekillenmesi beklenirken, açıklanan maddeler Washington'ın savaş boyunca öne sürdüğü birçok hedefe ulaşamadığını, Tahran'ın ise askeri ve ekonomik açıdan önemli kazanımlar elde ettiğini gösterdi. Metinde yer alan hükümler incelendiğinde İran açısından öne çıkan beş başlık dikkat çekiyor.

İlk olarak ABD'nin askeri baskı stratejisi kalıcı sonuç üretemedi. Mutabakatın birinci, dördüncü ve dokuzuncu maddeleri, tarafların birbirlerine karşı yeni askeri operasyon başlatmamasını, ABD'nin İran yakınlarındaki kuvvetlerini geri çekmesini ve bölgeye ilave asker konuşlandırmamasını öngörüyor. Washington savaş boyunca İran'ın bölgesel nüfuzunu geriletmeyi ve askeri baskıyla yeni tavizler koparmayı hedeflemişti. Ancak ortaya çıkan metin, İran'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açık biçimde tanınmasını sağlarken, ABD'nin askeri varlığını azaltma taahhüdünü de kayıt altına aldı. Tahran açısından bu sonuç, savaşın rejim değişikliği ya da zorlayıcı teslimiyet senaryolarına dönüşmesini engelleyen stratejik bir kazanım olarak görülüyor.

İkinci büyük kazanım ekonomik cephede ortaya çıktı. Mutabakatın altıncı, yedinci, onuncu ve on birinci maddeleri ABD'nin yaptırımları kaldırma sürecini başlatmasını, İran petrol ihracatına muafiyet vermesini, bankacılık ve sigortacılık işlemlerini açmasını ve dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmasını öngörüyor. Ayrıca ABD ve ortaklarının İran'ın yeniden inşası için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlama taahhüdü dikkat çekiyor. Washington'un savaş öncesi temel hedeflerinden biri ekonomik baskıyı artırarak İran'ı daha ağır şartları kabul etmeye zorlamaktı. Açıklanan metinde ise yaptırımların genişletilmesi değil, kaldırılması yönünde bir çerçeve bulunuyor.

Sıfır zenginleştirme yer almıyor

Üçüncü başlık nükleer dosya oldu. ABD'nin uzun yıllardır savunduğu "sıfır zenginleştirme" yaklaşımı mutabakat metninde yer almadı. İran yalnızca nükleer silah geliştirmeyeceğini yeniden teyit ederken, zenginleştirme faaliyetlerinin geleceği nihai anlaşmada müzakere edilecek konular arasında bırakıldı. Metin, İran'ın sivil nükleer ihtiyaçlarının da görüşüleceğini vurguluyor. Bu durum, Tahran'ın nükleer altyapısını tamamen tasfiye etmeyi amaçlayan maksimalist taleplerin şimdilik hayata geçirilmediğine işaret ediyor.

Dördüncü olarak Hürmüz Boğazı ve deniz ticareti konusunda dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. ABD deniz ablukasını kaldırmayı kabul ederken, mutabakat İran'a Hürmüz'ün gelecekteki idaresi ve denizcilik hizmetleri konusunda Umman ve diğer kıyı devletleriyle görüşme zemini sağlıyor. Savaşın en kritik başlıklarından biri olan enerji yolları konusunda Washington, İran'ı dışlayan yeni bir düzen kurmak yerine Tahran'ı müzakerenin merkezindeki aktörlerden biri olarak kabul etmiş oldu.

Hukuki çerçeve ABD’nin insafına kalmayacak

Beşinci ve belki de en önemli sonuç siyasi meşruiyet alanında görüldü. Nihai anlaşmanın bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacak olması, İran'ın uluslararası sistem içindeki konumuna yeni bir hukuki çerçeve kazandırıyor. Savaş öncesinde İran'ın daha fazla izole edilmesi hedeflenirken, ortaya çıkan metin Tahran'ı uluslararası müzakerelerin meşru tarafı olarak yeniden teyit ediyor. Böylece Washington'un "baskı yoluyla taviz" stratejisinin yerini, İran'ın egemenliğini tanıyan ve yaptırımların kaldırılmasını içeren bir müzakere süreci almış görünüyor.

Kim Yo-jong'dan tepki: Nükleer silahsızlanma talepleri çağ dışı
Kim Yo-jong'dan tepki: Nükleer silahsızlanma talepleri çağ dışı
İçeriği Görüntüle

Mutabakatın nihai anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki 60 günlük müzakerelerde netleşecek. Ancak bugün itibarıyla açıklanan maddeler, ABD'nin savaş boyunca dile getirdiği birçok hedefin metinde karşılık bulmadığını; buna karşılık İran'ın güvenlik, ekonomi, diplomasi ve enerji alanlarında önemli kazanımlar elde ettiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle Tahran'da anlaşma, yalnızca bir ateşkes değil, savaşın ardından gelen siyasi bir zafer olarak değerlendiriliyor.