Çin Yeni Yılı/Bahar Bayramı’yla birlikte 17 Şubat’ta ülke sinemalarında gösterime giren “Muhafızların Kılıçları” (Biao Ren-Blades of the Guardians), tatil dönemi boyunca en çok izlenen üç filmden biri oldu ve milyonlarca Çinliyi sinema salonlarına çekti. Uzun süredir merakla beklenen ve şimdiden 806 milyon yuan (yaklaşık 106 milyon dolar) gişe hasılatı elde eden filmin yönetmen koltuğunda, ünlü koreograf Yuen Woo-ping oturuyor. Yuen’in “Kaplan ve Ejderha”, “Kung Fu Hustle”, “The Grandmaster” ve “The Matrix” üçlemesinde aksiyon yönetmeni olarak görev yaptığını önemle belirteyim.

2026 yılının en iddialı aksiyon eserlerinden biri olan “Muhafızların Kılıçları”, Çin sinemasının en zengin geleneklerinden biri olan wuxia/kung fu’yu hem epik bir görsellikle hem de karakter derinliğiyle beyazperdeye taşıyan bir başyapıt niteliğinde. Wuxia’nın köklerine yaslanan ve anlatım diliyle bugünün seyircisine seslenen filmin oyuncu kadrosunda da efsanevi Jet Li, Wu Jing ve Nicholas Tse gibi isimler yer alıyor.

Sürgündeki muhafızın yeni görevi

Tang Hanedanlığı (618-907) döneminde geçen film, imparatorluk otoritesinin zayıfladığı ve yerel savaş ağalarının güç kazandığı bir tarihsel kırılma anında gelişiyor. Öykünün merkezinde, geçmişi karanlık bir suikast ve başarısız bir görevle lekelenmiş usta bir muhafız var. Bu karakter, sürgün benzeri bir hayat sürerken, sıradan gibi görünen ama politik açıdan son derece kritik bir korumalık teklifini kabul ediyor. Görevi, kimliği başlangıçta tam açıklanmayan genç bir çocuğu başkent Changan’a sağ salim ulaştırmak. Ancak yolculuk ilerledikçe çocuğun, saray içi iktidar mücadelesinde belirleyici rol oynayacak bir sır taşıdığı ortaya çıkıyor. Bu durum, hem imparatorluk muhafızlarını hem de kötü niyetli paralı savaşçıları harekete geçiriyor.

Klasik bir “yol öyküsü” formunu kullanan, kahraman ve koruması altındaki çocuğun çöllerden harap kasabalara, dağ manastırlarından sınır karakollarına uzanan rotasını takip eden filmin her durağında yalnızca fiziksel değil, vicdani bir hesaplaşma da karşımıza çıkıyor. Jet Li’nin canlandırdığı, geçmişte muhafızın ustası ve bir dönemki silah arkadaşı olarak konumlandırılan Chang karakteri filmin ikinci yarısında devreye giriyor ve ilk karşılaşmaları bir düelloyla gerçekleşiyor. Ancak bu çatışma düşmanlıktan ziyade düşünsel bir ayrılığı temsil ediyor ve Chang “Sadakat mi adalet mi?” sorusunu gündeme getirerek “Muhafızların Kılıçları”nın ahlaki eksenini derinleştiriyor.

Sır ve saray komplosu

Başkentteki saray komplosuna bağlanan final bölümünde çocuğun taşıdığı sır açığa kavuşuyor ve mesele bireysel hayatta kalma mücadelesinden çıkarak imparatorluğun geleceğini etkileyecek bir tercihe dönüşüyor. Kahramanımız, geçmişteki hatalarını telafi etme fırsatı buluyor ancak bunun bedeli ağır oluyor.

“Muhafızların Kılıçları” özetle, yüksek tempolu dövüş sahneleriyle örülü bir aksiyon anlatısı sunarken, arka planda onur, kefaret, iktidar ve sadakat temalarını işleyen destansı bir wuxia dramı. Dövüş sahneleri gayet stilize ama aynı zamanda organik bir fiziksel gerçeklik de taşıyor. Yuen Woo-ping’in aksiyon düzenlemeleri, dijital efektlere dayanmadan gerçek dövüş sanatı eğitimiyle harmanlanarak perdeye aktarılmış, yani ilgili sahneler hem görsel olarak son derece çarpıcı hem de inandırıcı kılınmış durumda. Jet Li’nin kamera karşısına dönüşü gerçekten göz kamaştırıcı; Wu Jing ve Nicholas Tse gibi bu dönemin aktif yıldızlarıyla kimyası da tamamen tutmuş vaziyette. Wu Jing’in başrol performansı, fiziksel yetenek ile duygusal nüansı dengelerken, Jet Li’nin deneyimi her sahnede hissediliyor ve iki aktörün birlikte sahne paylaştığı anlar, yalnızca teknik dövüş ustalığına değil, dövüş sinemasının kuşaklar arası mirasına da işaret ediyor. Zaten bir filmde Jet Li varsa, beklenti çıtası kendiliğinden yukarı taşınır. Bu da beklentileri fazlasıyla karşılayan bir film.

Çölün engin kum tepeleri, kasvetli gökyüzü ve dev toz bulutları arasında geçen 126 dakikalık destansı bir aksiyon filmi seyretmek isterseniz, dua edelim de “Muhafızların Kılıçları” Türkiye sinemalarına da bir an önce gelsin.