Haber Merkezi

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Avrupa'daki ABD kuvvetlerinin konuşlanmasını ve üslenmesini inceleyecek 6 aylık bir "Savunma Bakanlığı Değerlendirmesi" başlattıklarını belirterek, "Bu bazı ülkelerin başarısız olacağı, bazılarının ise başarıyla geçeceği bir değerlendirme olacaktır. Nihai amaç hem ABD'nin kuvvet konuşlanmasını iyileştirmek hem de NATO 3.0'ı güçlendirmektir." açıklamasını yaptı.

Hegseth’in Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda yaptığı açıklamalar, Washington yönetiminin Avrupa üzerindeki askeri ve siyasi baskısını artırmaya hazırlandığını bir kez daha ortaya koydu.

Hegseth’in “NATO 3.0” olarak tanımladığı yeni değerlendirme süreci, NATO içinde eşit ortaklıktan çok ABD merkezli bir denetim ve hiyerarşi anlayışının güçlendirileceği yorumlarına neden oldu.

“Ya harcama yapın ya da ABD çekilsin” mesajı

Hegseth’in "NATO 3.0 Değerlendirmesi" adını verdiği süreç, perde arkasında net bir mesaj taşıyor: Ya Avrupalı müttefikler savunma harcamalarını ABD’nin belirlediği seviyeye çıkaracak ya da Washington Avrupa’daki askeri varlığını azaltacak. Bu, ittifak tarihinde ilk kez bu kadar doğrudan ve tehditkâr bir dille ifade edilen bir pazarlık.

Hegseth’in "kimsenin şüphesi olmasın, bu gerçek bir inceleme olacaktır" sözleri, değerlendirmenin diplomatik bir jest değil, bir yaptırım mekanizması olarak tasarlandığını ortaya koyuyor. "Başarılı" ve "başarısız" ülkeler ayrımı yapılması ise ittifak içinde ayrıştırıcı bir dil kullanıldığını gösteriyor.

NATO içinde “başarılı” ve “başarısız” ülkeler ayrımı

ABD Savunma Bakanı Hegseth, Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin konuşlanmasını ve üslenmesini incelemek üzere 6 aylık bir “Savunma Bakanlığı Değerlendirmesi” başlattıklarını duyurdu. Sürecin bazı ülkeler için “başarısızlıkla” sonuçlanabileceğini açıkça söyleyen Hegseth, “Bu bazı ülkelerin başarısız olacağı, bazılarının ise başarıyla geçeceği bir değerlendirme olacaktır. Nihai amaç hem ABD'nin kuvvet konuşlanmasını iyileştirmek hem de NATO 3.0'ı güçlendirmektir.” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, NATO’nun bir savunma ittifakından çok, ABD’nin Avrupa üzerindeki stratejik çıkarlarını koruyan bir güvenlik mekanizmasına dönüştüğü yönündeki eleştirileri yeniden gündeme taşıdı. Özellikle Washington’un Avrupa ülkelerini daha fazla savunma harcaması yapmaya zorlaması, birçok çevre tarafından ekonomik ve siyasi baskı politikası olarak değerlendiriliyor.

ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığının, yalnızca Avrupa’yı değil, ABD’nin küresel hegemonyasını da koruduğuna da dikkat çeken uzmanlar, bu üslerin, Ortadoğu’dan Afrika’ya, Asya’ya kadar uzanan operasyonlar için lojistik merkez işlevi gördüğüne vurgu yapıyor. Dolayısıyla Washington’un bu varlığı yalnızca "Avrupa’ya iyilik" olarak sunmasının gerçeği yansıtmadığı vurgulanıyor.

“NATO, Amerikan savunma sanayisinin aracına dönüşüyor”

Hegseth konuşmasında, ABD’nin NATO’ya yaptığı katkının artık diğer müttefiklerin savunma harcamalarına bağlı olacağını da açık şekilde dile getirdi. “Diğer müttefikler gerekli harcamaları yapmazsa bizim katkımız da azalacaktır.” diyen Hegseth, Avrupa ülkelerine adeta ultimatom verdi.

Trump ve Pezeşkiyan imzaları attı! ABD-İran mutabakatı resmen yürürlükte
Trump ve Pezeşkiyan imzaları attı! ABD-İran mutabakatı resmen yürürlükte
İçeriği Görüntüle

ABD yönetiminin son yıllarda NATO ülkelerine yönelik “daha fazla ödeme yapın” baskısını artırması, Avrupa kamuoyunda da rahatsızlık yaratıyor.

Uzmanlara göre Washington, NATO’yu ortak güvenlikten çok Amerikan savunma sanayisinin ekonomik çıkarlarını büyüten bir araç olarak kullanıyor. Avrupa ülkelerinin milyarlarca dolarlık yeni silah ve savunma yatırımlarına zorlanması, sosyal harcamaların kısılması ve kamu bütçelerinin askeri alana yönlendirilmesi riskini beraberinde getiriyor.

Hegseth’in “ABD, Avrupa’nın savunmasına Avrupalılardan daha fazla önem veremez” sözleri ise, Washington’un Avrupa güvenliğini artık tamamen maliyet hesabı üzerinden değerlendirdiğini ortaya koydu. Uzmanlar, bu yaklaşımın NATO içindeki siyasi gerilimi artırabileceği ve Avrupa’da “stratejik özerklik” tartışmalarını yeniden alevlendirebileceği görüşünde.

“NATO 3.0” söylemi de tartışmaları beraberinde getirdi. Eleştirilere göre bu yeni yaklaşım, ittifakın daha saldırgan, daha merkeziyetçi ve ABD’nin küresel stratejilerine daha bağımlı bir yapıya dönüşmesinin işareti olabilir. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan askeri gerilim ortamında NATO’nun genişleyen askeri kapasitesi, Avrupa’da yeni bir silahlanma yarışının kapısını aralayabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.

Washington yönetimi değerlendirme sürecini “müttefiklerin sorumluluk alması” şeklinde sunsa da, birçok analiste göre asıl hedef ABD’nin küresel askeri yükünü azaltırken Avrupa’yı daha fazla mali ve askeri sorumluluk üstlenmeye zorlamak. Bu durum ise NATO içinde “eşit ortaklık” tartışmalarını daha da derinleştirecek gibi görünüyor.