ABD’de 2026 ara seçimleri, yalnızca Kongre’deki sandalye dağılımını değil, Donald Trump’ın görev süresinin kalan bölümünde hareket alanını da belirleyecek. Demokratlar Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanmayı, Senatoda da dengeleri değiştirmeyi hedefliyor. Seçim, aynı zamanda Trump yönetimine yönelik bir güven oylaması niteliği taşıyor.
Ancak ABD siyasetinde seçmenin önüne konan tercihlerin arkasında, eşi görülmemiş büyüklükte bir para trafiği var. AdImpact verilerine göre 2025-2026 ara seçim dönemindeki siyasi reklam harcamaları ve rezervasyonları 11,21 milyar dolara ulaştı. Böylece reklam harcamaları, başkanlık yarışını da içeren 2023-2024 döneminin toplamını geride bıraktı.
Federal Seçim Komisyonunun haziran sonuna kadarki verileri de kampanyaların ölçeğini ortaya koyuyor: Kongre adayları 2 milyar dolar harcadı; siyasi eylem komitelerinin (PAC) harcamaları ise 6,5 milyar doları aştı. Brennan Center’ın analizine göre, süper PAC’ler ve diğer dış grupların bağımsız harcamaları eylül sonuna kadar 2 milyar dolara çıkarak enflasyondan arındırılmış hesapla bir önceki ara seçim dönemine kıyasla yüzde 51 arttı.
Bu tablo, ABD’de seçimlerin biçimsel olarak her yurttaşa eşit oy hakkı tanısa da siyasete erişimin ve kamuoyunu etkileme gücünün eşit dağılmadığını gösteriyor. Kampanyalar milyarder bağışçıların, şirketlerin ve büyük çıkar gruplarının desteğiyle yürütülürken, seçmenlerin gündelik sorunları seçim reklamlarının konusu hâline geliyor. Sandıkta herkesin bir oyu var; fakat kampanyanın sesini kimin daha güçlü duyurabildiği, büyük ölçüde kimin daha fazla para harcayabildiğine bağlı.
Brennan Center, 2026 döneminde büyük bağışçıların teknoloji, finans ve kripto para sektörleriyle bağlantılı olduğuna; süper PAC’ler üzerinden yapılan harcamaların rekor kırdığına dikkat çekiyor. Kuruluş ayrıca Federal Seçim Komisyonunun bir yılı aşkın süredir yeterli üye sayısına sahip olmamasının, kampanya finansmanının denetimi açısından kaygı yarattığını belirtiyor.
Seçmenin gündeminde ise reklam bütçelerinden çok yaşam maliyeti var. Anketlere göre seçmenlerin yüzde 90’ı hayat pahalılığını, yüzde 82’si sağlık harcamalarını adayların konuşması gereken önemli konular arasında görüyor. Sağlık hizmetleri ve benzin fiyatları, seçmenlerin en fazla kaygı duyduğu ekonomik başlıklar arasında öne çıkıyor.
ABD siyasetinin iki büyük partisi, bu kaygılara kendi yanıtlarını sunuyor. Ancak seçmenin karşısına çıkan rekabet, halkın ihtiyaçlarını karşılayacak politikaların yarışından ibaret değil: Aynı zamanda servet sahiplerinin, şirketlerin ve örgütlü çıkar gruplarının hangi adayların ve hangi başlıkların öne çıkacağını belirleme mücadelesi. Bu nedenle ara seçimler, yalnızca Trump’a yönelik memnuniyetin ölçüldüğü bir oylama değil; ABD demokrasisinde paranın siyasal temsil üzerindeki ağırlığını da gözler önüne seren bir sınav.


