CGTN Türk Dış Haberler Servisi
ABD ve İsrail'in 28 Şubat tarihinde başlayan İran saldırılarında; İran lideri Ali Hamaney, Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi ve Devrim Muhafızları Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Pakpur gibi kritik isimlerin yanısıra binlerce sivil hayatını kaybetti. Saldırıların ilk gününde Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab şehrindeki Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulu’nun hedef alındığı ve yaklaşık 120'si çocuk 160'tan fazla kişi öldü. ABD ve İsrail yanlısı sosyal medya hesapları, dünyanın tepkisini çeken saldırının aslında İran tarafından düzenlendiğini iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump da okul saldırısına dair soruyu, "Bence, gördüklerime göre, saldırı İran tarafından yapıldı. Biliyorsunuz, mühimmatları son derece isabetsiz. Hedefe ulaşma oranları çok düşük. Saldırı İran tarafından yapıldı" ifadeleriyle yanıtlamıştı.
Ama sonrasında ortaya çıkan gerçekler, ABD'nin İran'a yıkmak istediği savaş suçunu gözler önüne serdi. Minab'taki okulu, ABD yapımı Tomahawk ile hedef alınmıştı. ABD merkezli araştırmacı yayın kuruluşu Drop Site, saldırıdan kurtulanlar, hayatını kaybeden çocukların aileleri, öğretmenler, ilk müdahale ekipleri ve görgü tanıklarıyla konuşarak saldırının ayrıntılarını ortaya çıkardı. 28 Şubat sabahı Minab’daki Şajareh Tayyebeh Okulu’nda her şey normal başlamıştı. Okul öncesi öğretmeni Hossniyeh Salem, beşinci sınıfa giden oğlu Yasin’i sabah saat 07.00’de hazırlayıp okula götürdü. Salem okul öncesi bölümündeki sınıfına geçerken oğlu erkek öğrencilerin bulunduğu bölüme gitti. Okulda kız ve erkek öğrenciler farklı katlarda eğitim görüyordu. Okul öncesi bölümü de aynı binada bulunuyordu. Salem’e göre öğrenciler farklı toplumsal kesimlerden geliyordu; işçi ailelerinin, eğitimcilerin ve farklı gelir gruplarından ailelerin çocukları aynı okulda eğitim görüyordu.
Öğrencilerden biri 6 yaşındaki Fatemeh Yazdanpanah’dı. Fatemeh, Minab’a yaklaşık 13 kilometre uzaklıktaki Gurzang balıkçı köyünde yaşıyordu. Köyde kız çocukları için bir okul bulunmasına rağmen babası Yakub Yazdanpanah, kızının şiire olan ilgisi ve olağanüstü hafızası nedeniyle daha iyi bir eğitim almasını istiyordu. Yakub, kendisinin de şair olduğunu belirterek kızının duyduğu şiirleri bir ya da iki tekrardan sonra ezberlediğini, anlatılan hikayeleri ise kelimesi kelimesine hatırladığını söyledi. Bunun üzerine birkaç okul gezdi ve sonunda Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulu’nu seçti. O sabah Fatemeh’i öptü ve öğretmenlik yaptığı Gurzang’daki okula gitti.
Savaş haberini aldılar
İranlılar 27 Şubat gecesi, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin ilerlediği haberleriyle uyumuştu. ABD ile İran arasındaki müzakerelerde arabuluculuk yapan Umman’ın Dışişleri Bakanı Washington’da yaptığı temasların ardından görüşmelerde “önemli” ve “eşi benzeri görülmemiş” ilerleme sağlandığını açıklamıştı. İranlı Uluslararası Hukuk Uzmanı Pouria Askari de Drop Site'a verdiği demeçte o sabah üniversiteye giderken trafikte olduğunu ve savaşın başlayacağını düşünmediğini söyledi.
Minab’daki okulda ise kız öğrenciler, dua salonunda toplanmıştı. Duanın ardından öğretmen Salem, okul öncesi öğrencileri için geleneksel İran sofrasını hazırladı. Ramazan nedeniyle oruç tutmayan küçük çocuklar ders yaptı ve ardından oyun alanına çıktı.
Saat yaklaşık 09.30’da Salem, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmaya başladığını öğrendi. Yerel makamlar okulların öğrencileri eve göndermesi talimatını verdi. Öğretmenler aileleri aramaya başladı. Salem, saldırıların başlayacağını bilmediklerini ve çocukların erken eve gönderilmesini savaş koşullarında alınmış sıradan bir önlem olarak gördüklerini söyledi. Tam da bu sırada okulun yakınında büyük bir patlama meydana geldi.
“Çocuklar, masanın altına girin”
Çocukların bir kısmı aileleri tarafından alınmış, bazıları ise hala okulda bekliyordu. Salem ve oğlu Yasin okula geri döndü. İlk patlamada okulun camları parçalandı. Kırılan camlar halıların üzerine saçıldı. “Çocuklar beş yaşındaydı. Sadece ‘Öğretmenim! Öğretmenim!’ diye bağırıyor ve ağlıyorlardı” diyen Salem, çocuklara “Masanın altına girin” diye bağırdığını anlattı. Öğretmenler çocukları okulun dua salonuna götürmeye çalıştı. Ancak saldırılar devam etti. Salem, Drop Site'a verdiği röportajda iki patlamanın sesini hala unutamadığını anlattı. Binanın sarsıldığını, sıva parçalarının düştüğünü ve sınıfı duman ve tozun kapladığını anlatan Salem, o anda okulun tamamen çökeceğini düşündüğünü söyledi.
Sesler kesildiğinde oğluna kapıyı açmasını söyledi. Ayakkabıları olmayan küçük çocukları tek tek kucağına alarak okuldan çıkardı: “Çocuklara sadece ‘Önünüze bakın, arkaya bakmayın’ dedim.” Salem okuldan çıkarken arkasına baktığında okulun ofisinden duman ve ateş yükseldiğini gördü. Kurtarma ekipleri olay yerine ulaşmaya başladığında onlara bağırdı:
“Kıyameti gördüm”
Drop Site’ın görüştüğü kurtarma görevlilerine göre okul ve çevresine kısa bir zaman aralığında birden fazla füze isabet etti. İran hükümetinin verdiği bilgilere göre 10.45 ile 11.30 arasında okul ve çevresine dokuz füze düştü. 13.00 ile 14.00 arasında ise bölgeye dört füze daha isabet etti. Bu saldırılarda okulun yakınındaki bir sağlık kliniği, oto yıkama tesisi ve küçük işletmeler de zarar gördü. İran Adalet Bakanı Amin Hossein Rahimi, Drop Site’a saldırıların “çifte değil, üçlü vuruşlar” olduğunu söyledi ve saldırının en ağır savaş suçu kategorisine girdiğini savundu. Kızılay Acil Müdahale Ekibi çalışanı Majid Dadania, okul bahçesinin çocukların beden parçalarıyla kaplı olduğunu anlattı: “Eller, bacaklar, kafalar, parmaklar…”
Dadania, ilk anda donup kaldığını, ardından kurtarma çalışmalarına başladığını söyledi. Minab İtfaiye Şefi Mehran Zakeri ise ekiplerin ilk saatlerde maske ve eldiven kullandığını ancak daha sonra bunları kullanmayı bıraktığını söyledi. Zakeri, çocukların bedenlerinden kalan parçaların tırnaklarının arasına girdiğini, ertesi gün tırnaklarını kesmek zorunda kaldığını anlattı. Kurtarma görevlilerinin kıyafetlerine de çocukların ve öğretmenlerin bedenlerinden parçalar yapışmıştı. Minab Kızılayı koordinatörü Ehsan Mohseni ise olay yerine ulaştığında çocukların bedenlerinin ağaçlara savrulduğunu ve betonların üzerine parçalandığını gördüğünü söyledi. Bir meslektaşının elinde küçük bir öğrencinin başıyla kendisine geldiğini anlatan Mohseni, yaşananları tek bir cümleyle özetledi: “Kıyameti gördüm.”
Aileler okula akın etti
Kurtarma çalışmaları sırasında anne babalar okula akın etti. Bazıları çocuklarının hangi sınıfta olduğunu söylüyor, bazıları ise kurtarma görevlilerinden çocuklarını enkazdan çıkarmalarını istiyordu. Ancak görevlilerin verecek bir cevabı yoktu. Enkazdan çıkarılan her beden parçası ambulanslara taşınırken aileler bunun çocuklarına ait olup olmadığını anlamak için ambulansların peşinden koşuyordu.
Arama kurtarma çalışmaları üç günden fazla sürdü. Aileler, Kızılay ekipleri ve bölge sakinleri saatler boyunca enkaz başında çalıştı. Bazı çocukların kimliği yalnızca üzerlerindeki eşyalardan belirlenebildi. Bir çocuğun kimliği çoraplarından tespit edildi. Bazı kız çocuklarının sırt çantaları hala üzerlerindeydi. Bir baba ise çocuğundan geriye yalnızca okul çantası ve ayakkabıların kaldığını gördü. Drop Site’a göre baba, enkazın başında çocuğunun okul çantası ve ayakkabılarıyla konuştu. Saldırıdan sağ kurtulan 283 çocuk da olayın psikolojik sonuçlarıyla mücadele ediyor. Psikolog Dr. Mohadeseh Darvishi Drop Site'a yaptığı açıklamalarda bazı çocukların patlamanın şok dalgasına maruz kaldığını, bazı çocukların ise okulda kardeşlerini ve öğretmenlerini kaybettiğini anlattı. Yedi yaşındaki bir kız çocuğunun kendisine saldırı sırasında öğretmeninin öğrencileri dua salonuna götürdüğünü, ardından okulun yeniden vurulduğunu ve arkadaşlarının öldüğünü gördüğünü anlattığını söyledi. Hayatını kaybeden çocukların annelerinden biri ise terapi sırasında saldırıdan önce yaşanan son anları anlattı: Çocuğunun atıştırmalığını hazırlamış, çantasına koymuş, onu öpmüş ve okula göndermişti.
Çocuğundan geri kalan ise yenmemiş bir sandviçin bulunduğu okul çantasıydı.
ABD ve İsrail, saldırıdan İran'ı sorumlu tutmaya çalıştı
Saldırının ardından ABD yönetiminden birbirini izleyen farklı açıklamalar geldi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’ın bir okulu kasıtlı olarak hedef almayacağını söyledi. İsrail’in BM Büyükelçisi Danny Danon ise okulun İran Devrim Muhafızları tarafından vurulmuş olabileceğini öne sürdü. ABD Başkanı Donald Trump da 7 Mart’ta saldırının İran tarafından gerçekleştirildiğini düşündüğünü söyledi ancak bu iddiayı destekleyen herhangi bir kanıt sunmadı.
Drop Site ise İranlı araştırmacıların saldırı bölgesinde topladığı füze parçalarının yüksek çözünürlüklü fotoğraflarını inceledi. Silah teknik uzmanı Trevor Ball, fotoğraflardaki parçaların Tomahawk füzelerine ait göründüğünü söyledi. Parçalardaki CAGE kodunun, Tomahawk’ın ana üreticisi Raytheon’a ait olduğunu belirleyen Ball, görüntülerde en az iki farklı turbofan motorunun parçalarının bulunduğunu ve bunun en az iki Tomahawk füzesinin kalıntılarıyla uyumlu olduğunu söyledi.

Tomahawk füzelerinin uçuş sırasında yön değiştirme ve hedef üzerinde belirli süre dolaşma kabiliyetlerine de sahip olduğunu belirten Ball, füzenin üzerindeki kameraların hedefe ilişkin görüntü aktarabildiğini söyledi. Trump ise Tomahawk’ın farklı ülkeler tarafından kullanılan “genel” bir füze olduğunu ve İran’ın da bu füzelere sahip olduğunu iddia etti. Drop Site, Tomahawk kullanan ülkelerin ABD, İngiltere, Avustralya, Japonya ve Hollanda olduğunu belirtiyor. Saldırıyla ilgili tartışmanın merkezindeki sorulardan biri de okulun neden hedef alındığı. Drop Site’ın araştırmasına göre okulun bulunduğu alan geçmişte İran Devrim Muhafızları’na ait bir tesisin parçasıydı. Ancak bölge 2014 yılında yeniden düzenlendi ve sivil kullanıma ayrıldı.
Hürmüzgan Valiliği’ne göre Devrim Muhafızları’nın bölgede yalnızca bir idari binası kalmıştı. Bu bina da okuldan birkaç yüz metre uzaktaydı ve saldırıdan önce, 2025’te tahliye edilmişti. Valilik, okulun saldırı sırasında askeri amaçla kullanılmadığını belirtti. Okulun kayıt belgeleri de okulun 2015’ten itibaren resmi olarak faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor. ABD'nin eski hedefleme danışmanlarından Wes Bryant ise saldırının güncelliğini yitirmiş istihbarat verilerine dayanmış olabileceğini savundu. Bryant’a göre okulun askeri hedef olarak kodlanması, hedefleme sürecindeki denetimlerin ve sivil kayıplara ilişkin kontrollerin nasıl uygulandığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.



