CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Dünya ticaretinin ana damarları olan denizler, büyük güç rekabetinin giderek genişleyen cephesine dönüşüyor. Stratejik boğazlardan geçişi denetleme girişimleri, eriyen buzulların açtığı yeni rotalar ve okyanus tabanındaki kritik madenler, devletlerin yalnızca kıyılarını korumakla yetinmediği bir dönemin işaretlerini veriyor.
Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Michael Albertus, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizinde bu gelişmeleri, yüzyıllar boyunca karada yaşanan paylaşım mücadelesinin denizlere taşınması ihtimali üzerinden değerlendiriyor. Albertus’a göre, uluslararası sularda seyrüsefer serbestisini ve deniz kaynaklarının kullanımını düzenleyen kurumlar baskı altında. Yazar, denizlerdeki rekabetin sonucuna ilişkin “Devletler, karalarda yaptıkları gibi dünyanın sularını sahiplenmek için yarışa girerse küresel ticareti zorlaştıracak ve denizlerde yeni bir çatışma çağını teşvik edecekler. Okyanusların parçalara ayrıldığı bir dünya kaçınılmaz olarak daha yoksul ve daha tehlikeli olacak.” uyarısında bulunuyor.
Boğazlarda geçiş ücreti tartışması
Albertus’un analizinde Hürmüz ve Babülmendep boğazları, deniz geçişlerinin ekonomik ve siyasi baskı aracına dönüşmesinin başlıca örnekleri arasında yer alıyor. Husilerin Kızıldeniz’e açılan Babülmendep’te gemi trafiğini aksatması ile İran ve Umman’ın Hürmüz’den geçen gemilerden ücret alma planları, başka ülkelerin de yakından izlediği gelişmeler olarak ele alınıyor. Yazar, ABD Başkanı Donald Trump’ın temmuz ayında Hürmüz’de ABD’nin kendi geçiş ücretini uygulaması fikrini gündeme getirdiğini, daha sonra bu plandan vazgeçtiğini aktarıyor.
Endonezya Maliye Bakanı’nın da Malakka Boğazı için benzer bir düşünceyi dile getirip geri adım attığını belirtiyor. Makalede verilen rakama göre Malakka, küresel deniz yoluyla petrol akışının yaklaşık yüzde 29’unu taşıyor. Makaleye göre bir boğazda ortaya çıkan uygulama, uzak bir coğrafyadaki başka bir geçiş noktası için örnek oluşturabiliyor. Deniz ulaşımının güvenilirliği, tek tek krizlerin ötesinde, bu uygulamaların yaygınlaşma ihtimalinden de etkileniyor.
ABD’nin hukuk dışı adımları denizleri bulandırıyor
İklim değişikliği de denizlerdeki paylaşım mücadelesine yeni bir coğrafya ekliyor. Rusya’nın Arktik kıyıları boyunca Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Kuzey Deniz Rotası, buzların erimesiyle ticari taşımacılık açısından daha fazla önem kazanabilir. Albertus, önümüzdeki yirmi yılda bu güzergâhtaki gemi trafiğinin belirgin biçimde artacağını öngörüyor.
Denizlerdeki rekabetin bir diğer ayağını ise ileri teknolojiler için gerekli mineraller oluşturuyor. Albertus, Hawaii ile Meksika arasındaki Clarion-Clipperton Bölgesi, Orta Hint Okyanusu havzası ve Güney Pasifik’teki Penrhyn havzasında kritik mineraller içeren çok büyük miktarda nodül bulunduğunu aktarıyor.
Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi bu alanlarda araştırma sözleşmeleri verirken, makaleye göre çevre standartları ve denetim kuralları üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için ticari madenciliğe henüz izin vermiyor. ABD’nin yaklaşımı ise bu çok taraflı çerçeveyle gerilim yaratıyor. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onaylamayan Washington ileri teknolojilerin hammadde ihtiyacını karşılama amacıyla derin deniz madenciliği izinlerini hızlandırıyor. Albertus, ABD’nin açık okyanus alanlarında üretime geçmesinin başka büyük güçlerin tutumunu da etkileyebileceğini altını çiziyor.
Ticaretin maliyeti artacak
Denizlerdeki paylaşım kavgasının ekonomik sonucu, daha uzun güzergâhlar, artan geçiş ücretleri ve kesintilere açık tedarik zincirleri olacak. Albertus, güçlü devletlerin veya belirli alanlara önce ulaşan aktörlerin kaynakları denetlediği bir düzenin, küresel ölçekte yeni kazananlar ve kaybedenler yaratacağını şu ifadelerle savunuyor:
“Okyanusların tartışmalı olduğu bir dünyada gemiler denizlerde zikzak çizmek ve geçiş noktalarında giderek artan ücretler ödemek zorunda kalacağı için ticaret yavaşlayacak. Mallar daha pahalı hale gelecek; tedarik zincirleri daha değişken ve kesintilere daha açık olacak. Hükümetler ve diğer aktörler, kısa vadeli çıkarları için kritik kaynakları veya gıda tedarikini engelleyebilecek.”



