Gökhun Göçmen
İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı Ceuta son yılların en büyük göç hareketlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Yaklaşık 70 bin nüfuslu kente yalnızca 24 saat içinde 49 bine yakın göçmenin ulaşması, Avrupa'nın yalnızca yeni bir göç kriziyle değil, aynı zamanda yeni bir jeopolitik sınamayla karşı karşıya olabileceğini gösteriyor.
Ortada sıradan bir düzensiz göç hareketinden çok daha büyük bir tablo bulunuyor. Bir gün içerisinde neredeyse kent nüfusuna yaklaşan bir insan hareketinin hiçbir devletin bilgisi dışında gerçekleştiğini söylemek oldukça güç. Özellikle söz konusu ülke Fas olduğunda bu ihtimal daha da zayıflıyor. Zira Rabat yönetimi geçmişte göç akınlarını diplomatik baskı aracı olarak kullandığını fiilen gösterdi. Bunun en somut örneği 2021 yılında yaşandı. İspanya'nın Batı Sahra konusunda attığı adımların ardından Fas sınır kontrollerini gevşetti ve yaklaşık 8 bin kişi kısa süre içerisinde Ceuta'ya geçti. Bugün yaşanan tablo ise ölçek bakımından o krizin çok daha ötesine geçmiş durumda.
İspanya-İsrail-Fas üçgeni
Bu gelişmeler yaşanırken İspanya son iki yılda Filistin konusunda Avrupa'nın en sert tutumunu alan ülkelerden biri haline geldi. Madrid yönetimi yalnızca diplomatik açıklamalar yapmakla yetinmedi; Filistin devletini tanıdı, İsrail'e yönelik uluslararası hukuki süreçleri destekledi ve Tel Aviv üzerindeki siyasi baskının artırılması çağrılarını gündemde tuttu.
Tam bu noktada Fas-İsrail ilişkileri önem kazanıyor. 2020 yılında Abraham Anlaşmaları kapsamında ilişkilerini normalleştiren Rabat yönetimi, bunun karşılığında Washington'dan Batı Sahra üzerindeki egemenliğine ilişkin tarihi bir diplomatik destek aldı. Sonrasında iki ülke arasında savunma sanayii, istihbarat paylaşımı, siber güvenlik ve insansız hava araçları alanlarında dikkat çekici bir iş birliği başladı.
Fas bugün yalnızca Kuzey Afrika ülkesi değil; Atlantik Okyanusu'na açılan konumu, Cebelitarık Boğazı'na yakınlığı ve Batı Afrika'ya uzanan stratejik koridorları nedeniyle ABD ve İsrail açısından kritik ortaklardan biri olarak görülüyor. İspanya-Fas hattındaki gerilim ise yalnızca Filistin meselesiyle açıklanabilecek kadar dar değil. Denklemin merkezinde aynı zamanda Cezayir bulunuyor.
Cezayir denklemin neresinde?
Batı ekseninin tam anlamıyla kendi jeopolitik çizgisine çekemediği Cezayir, Batı Sahra konusunda Fas'ın egemenlik iddiasını tanımıyor. Bunun yanında İsrail'i de tanımayan ülkeler arasında yer alıyor. Son yıllarda Madrid ile Cezayir arasındaki ilişkiler yeniden ivme kazandı. İki ülke 2026 Mart ayında Dostluk Anlaşması'nı yeniden yürürlüğe koyarken enerji alanındaki iş birliğini de derinleştirdi. Cezayir hâlen İspanya'nın en önemli doğal gaz tedarikçileri arasında bulunuyor.
Bütün bu gelişmeler yan yana konulduğunda Ceuta'da yaşananların yalnızca insani bir kriz olarak değerlendirilmesi eksik kalabilir. Göç elbette insani boyutu olan bir olgu. Ancak uluslararası siyasette göçün zaman zaman devletlerin baskı aracı olarak kullanıldığı da bilinen bir gerçek. Bu nedenle Ceuta'da hareket eden yalnızca on binlerce insan olmayabilir. Aynı anda Batı Sahra dosyası, Fas-Cezayir rekabeti, İsrail'in Kuzey Afrika'daki stratejik ortaklıkları, Avrupa'nın enerji güvenliği ve Akdeniz'deki güç dengeleri de yeniden şekilleniyor olabilir.
Bu tablo, Ceuta'daki göç dalgasının yalnızca bir sınır güvenliği meselesi değil; Avrupa'nın güney cephesinde yeni jeopolitik baskı araçlarının nasıl kullanılabileceğine ilişkin önemli bir örnek olarak da okunmasını gerektiriyor.




