CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Batı ülkelerinde demokrasinin işleyişine yönelik memnuniyetsizlik giderek yaygınlaşıyor. Pew Research Center’ın bu yıl yayımladığı araştırmaya göre, demokrasinin kendi ülkelerinde işleyişinden memnun olmayanların oranı Fransa ve ABD’de yüzde 69, İspanya’da yüzde 68, İtalya’da yüzde 62 ve Polonya’da yüzde 47 olarak kaydedildi. Ipsos ve Gallup gibi diğer araştırma kuruluşlarının verileri de Batı toplumlarında demokrasiye yönelik hoşnutsuzluğun yaygın bir toplumsal eğilime dönüştüğüne işaret ediyor.
Memnuniyetsizlik yalnızca anketlere değil, sokaklara da yansıyor. Günlerdir sokaklarda olan Avrupalılar, hükümete yönelik eleştirilerini protestolar aracılığıyla gösteriyor. Batı ülkeleri; ekonomi, geleneksel sanayilerin gerilemesi ve toplumsal kutuplaşma gibi farklı sorunlarla karşı karşıya. Ancak söz konusu sorunların ortak noktasının, hükümetlerin vatandaşların çıkarlarını temsil ettiğine ve mevcut siyasi sistemlerin anlamlı değişim sağlayabileceğine yönelik inancın zayıflaması olduğu belirtiliyor.
Sandık demokrasi için artık yeterli görülmüyor
Global Times'da yer alan makaleye göre Batı toplumlarında yolsuzlukla mücadele, kamu politikalarının halkın ihtiyaçlarına yanıt verebilmesi ve vatandaşların karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olması yönündeki talepler öne çıkıyor. Demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığına yönelik görüş de bu eksende güçleniyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) bu yıl yayımladığı araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 68’i seçimlerde oy kullanmanın hükümetin kararları üzerinde önemli veya orta düzeyde etkisi olduğunu düşünüyor. Ancak kendileri gibi insanların hükümetin kararlarında söz sahibi olduğuna inananların oranı yalnızca yüzde 31.
Değerlendirmede, seçmenlerin taleplerinin politika kararlarına yansımaması nedeniyle demokratik kurumlara duyulan güvenin aşındığı ifade ediliyor. Batılı siyasi elitlerin demokrasi krizine ilişkin tartışmalarında sorunların popülist hareketlere bağlanması eleştiri konularından biri olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımların, demokratik kurumların toplumsal taleplere yanıt verememesi gerçeğini göz ardı ettiği savunuluyor.
Ekonomik sorunlar ve siyasi elitlerin etkisi
Soğuk Savaş ardından Batı'da sağlanan istikrarın, kurulan sistemin iyi çalışmasından ziyade Batı’nın ekonomik ve siyasi alanlardaki üstünlüğünden geldiği ifade edilen makalede, küreselleşmenin hızlanması, sermaye hareketlerinin artması ve sanayi üretiminin yeniden yapılandırılmasıyla birlikte hükümetlerin gelir dağılımını düzenleme kapasitesinin giderek sınırlandığı vurgulandı.
Siyasi süreçlerde yolsuzluğun yaygınlaşmasının da Batı demokrasilerinin yapısal sorunlarını daha görünür hale getirdiği kaydediliyor. Değerlendirmede, bazı Batılı siyasi partilerin politikalarını giderek sermaye çıkarları doğrultusunda şekillendirdiği, sıradan vatandaşların geçim sorunlarının ise geri plana itildiği belirtiliyor. Makalede Batı'da seçimlerin farklı elit gruplar arasındaki iktidar mücadelesine dönüştüğü; partizan çatışmaların, siyasi tıkanıklıkların ve politikaların sık sık değişmesinin olağan hale geldiği belirtiliyor. Yazıya göre Batı ülkelerinde vaatlerle gerçekler arasındaki uçurumun da giderek büyüyor.
“Demokrasinin tek bir modeli yok”
Batı’daki demokrasi tartışmalarından çıkarılması gereken temel dersin, her ülkeye uygulanabilecek tek bir demokratik modelin bulunmadığı olduğu vurgulanan makalede, kurumların, faaliyet gösterdikleri toplumun koşullarından ve halkın gerçek ihtiyaçlarından bağımsız düşünülemeyeceğine dikkat çekiliyor.
Demokrasinin yalnızca oy verme sürecine indirgenmesi, parti çıkarlarının kamu yararının önüne geçirilmesiyle halkın güveninin zamanla kaybedileceği savunuluyor.
Demokrasinin başarısını ölçmenin en temel ölçütünün ise halka istikrarlı bir yaşam, öngörülebilir bir gelecek ve umut sağlayıp sağlayamadığı olduğu kaydediliyor. Yazıda, Batılı kuruluşların demokrasiyi uluslararası alanda ideolojik bir araç olarak kullanmayı sürdürmesi de eleştiriliyor. Bu yaklaşımın ideolojik ayrımları derinleştirdiği, bloklaşmayı ve uluslararası gerilimi artırdığı ifade ediliyor.
Değerlendirmeye göre, Batı demokrasisi hem içerideki geçim krizleri hem de dış politikadaki hegemonik uygulamalar nedeniyle güven kaybı yaşıyor. Bu durum, demokrasinin hem iç politikada hem de uluslararası alanda meşruiyet ve güven sorunuyla karşı karşıya kalmasına yol açıyor.




