Bahçeli'nin açıklamaları şöyle:

28 Şubat 2026'da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik ortak hava saldırılarıyla başlayan savaşın 7 Nisan'da iki haftalık ateşkese bağlandığının görülmesi krizin bittiği anlamına gelmemektedir. Kalıcı çözüm zemini oldukça zayıftır. Barışın sağlanması erişilebilir hedef olmaktan uzaktır. Ateşkes diye sunulan tabloyu devlet ciddiyetiyle okumak zorundayız. Çünkü ateşkesin kendisi bile bir güç mücadelesinin aracına dönüşmüş durumdadır.

'Kriz masaya taşındı'

Trump'ın, Hürmüz Boğazı'nın açılması şartıyla iki haftalık ateşkesi kabul ettiklerini ve İran'dan 10 maddelik teklif aldıklarını söylemesi, buna karşılık İran'ın da savaş hedeflerine ulaşıldığını ilan etmesi krizin masaya taşındığını göstermiştir. Anlaşılmaktadır ki silahların geçici olarak susması, hesapların kapandığı değil, gerek sahada gerek masada yeniden ayarlandığı bir ara safhaya işaret etmektedir.

'Türkiye elini taşın altına koymaya hazır'

İslamabad'daki müzakereler herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona ermiştir. Denetimsiz ve önü alınmayan güç rekabeti ve silahlanma hırsı nasıl ki bugün Orta Doğu'da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa, yarın Avrupa'nın göbeğinde, Asya'nın düğüm noktalarında ve Afrika'nın kırılgan havzalarında daha büyük yıkımların da önünü açacaktır. 3. Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in öncülüğünde ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin katılımıyla bir Dünya Barış Konseyi mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi, insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir. Türkiye, tarihinin yüklediği sorumlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi, dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını, yürüyeceğimiz tüm yolların istikametini tayin edecektir.

'İsrail savaşın tek sorumlusudur'

Aziz dava arkadaşlarım, dikkat çekici olan bir diğer durum ise İran cephesinde geçici bir frenleme yaşanırken Lübnan cephesinin açık tutulmasıdır. İsrail ordusunun Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında yaşanan can kayıpları, siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyetli olmadığını göstermektedir. Gazze'deki çığlıklar bugün Lübnan'da yankı bulmaktadır. İsrail'in Lübnan'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden saldırıları derhal durdurulmalıdır. Bölgedeki istikrarın sağlanması ve kardeş Lübnan halkının toprakları üzerindeki egemenliğin tesis edilmesi insani ve vicdani bir gerekliliktir. İsrail üzerinde bir baskı mekanizmasının işletilememesi ise uluslararası sistemin esas sorunudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin şımarık çocuğunun saldırganlığının nasıl tolere edildiği, hatta zaman zaman nasıl teşvik edildiği ise küresel dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermektedir.

Mescid-i Aksa'nın kapatılması

İlk kıblemiz, göz nurumuz, mübarek hatıraların ve mukaddes emanetlerin kalbi olan Mescid-i Aksa, Miraç mucizesinin eşi, Peygamber Efendimiz'in ümmetine yadigârıdır. Bu kutlu mabede yönelen her tahakküm ve her kuşatma, doğrudan doğruya ümmetin şerefine yönelmiş bir saldırıdır. Mescid-i Aksa'nın İsrail tarafından 41 gün boyunca ibadete kapatılması ve ancak geçtiğimiz günlerde yeniden açılması, bize bu mücadelenin yalnız hava sahaları, sınırlar ve üsler üzerinden değil, kutsal değerlerimiz, inançlarımız, iman ve gönül iklimimizin ait olduğu mekânlar ve inancımızın hafıza sahası üzerinde de yürütüldüğünü göstermektedir.

Batı'nın insan hakları söylemiyle Orta Doğu'nun gerçekliği arasındaki uçurum artık gizlenemez hale gelmiştir. Demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları adına dünyaya nizam vermeye kalkışanlar, söz konusu Filistin olunca ya derin bir sessizliğe gömülmekte ya da apaçık hukuksuzlukları muğlak ve utangaç cümlelerle geçiştirmektedir. Batı'nın bu sessizliği hesaplı bir ahlaki körlük ve organize bir siyasi ikiyüzlülüktür.

Bahçeli'den Erdoğan'ı hedef alan Netanyahu'ya sert tepki
Bahçeli'den Erdoğan'ı hedef alan Netanyahu'ya sert tepki
İçeriği Görüntüle

Terörsüz Türkiye

Terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve kararlığımız sanıyorum ki daha iyi anlaşılmaktadır. Bu süreci bahane ederek MHP'nin çizgisini, Türk milliyetçiliğinin fikri omurgasını ve yegane kalesini sorgulamaya yeltenen sözde muhalefet her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir. Terörsüz Türkiye süreciyle bölgemiz yeniden ayağa kalkacaktır.

'Gıda güvenliği milli beka meselesidir'

Savaş sadece tankla tüfekle yürütülmez. Gıda güvenliği milli beka meselesidir. Tarım stratejik kudrettir. Bize düşen çiftçiyi yalnız bırakmamaktır. Fırsatçılar tek tek belirlenmeli ve kapatılmalıdır. Dışa bağımlı hale gelen millet diz çökmüş demektir. Bugün tohumu kim üretiyorsa savaşın galibi odur. Güvenli gıdaya erişim önemlidir. Çocukların sofrasını korumak geleceği korumaktır.

'Seçim zamanındadır'

CHP yapısındaki karışıklığı Türkiye’yi karıştırarak karalamaya heves etmesin ara seçim yok seçim zamanındadır ve Türk milletinin iradesidir o iradeye de şimdiden saygı duymak lazımdır.