BM: Gazze'de 50 bin kadın ve kız çocuğu öldü veya yaralandı
BM: Gazze'de 50 bin kadın ve kız çocuğu öldü veya yaralandı
İçeriği Görüntüle

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Yıllarca düşük faizle borç biriktiren gelişmiş ekonomiler, şimdi bu borçları daha yüksek maliyetle çevirmek zorunda. Yaşlanan nüfusun sosyal harcamaları artırdığı, savaşların enerji faturalarını ve askeri bütçeleri kabarttığı bir dönemde yükselen faizler, hükümetlerin hareket alanını daraltıyor.

İngiltere merkezli Economist’in değerlendirmesine göre, büyük gelişmiş ekonomilerin kamu borçlarının milli gelire oranı, yüzyılın başındaki düzeyin yaklaşık iki katına çıktı. Bu ülkelerin birçoğu artık 1990’lardan veya 2000’lerden bu yana görülmeyen maliyetlerle borçlanıyor. Son tahvil satış dalgasından önce bile hükümetlerin bu yıl vergi gelirlerinin yüzde 8’ini net faiz ödemelerine ayırması bekleniyordu. Eski borçların daha yüksek faizle yenilenmesi, bu faturayı büyütüyor.

Büyüme borç yükünü hafifletmiyor

Faizlerdeki yükselişin bir bölümü ABD ekonomisindeki açmazla doğrudan ilgili. Güçlü görünen ekonomi ve yılık yüzde 3 büyüme tahminine karşın borçlanmanın maliyeti ABD’de her gün yükselmeye devam ediyor. Örneğin yapay zekâ yatırımlarının sağladığı ivme, kamu maliyesini aynı ölçüde rahatlatmıyor. Milli gelirin yaklaşık yüzde 6’sına ulaşan yıllık federal bütçe açığı, borç ihtiyacını canlı tutuyor.

İran’daki savaşın yol açtığı enerji şoku da bu tabloya enflasyon baskısını ekliyor. Donald Trump’ın enflasyonun borçları hızla azaltabileceğini söylemesi ve faiz indirmediği için ABD Merkez Bankası’na yeniden yüklenmesi, yatırımcıların kaygılarını artırıyor. Piyasalar, hükümetlerin borç yükünü hafifletmek için paranın değerini aşındırmayı tercih edebileceği ihtimalini fiyatlıyor.

Washington’ın elindeki başlıca koruma, doların küresel rezerv para konumu. Son haftalarda tahvil getirileri yükselirken doların da değer kazanması, ABD’nin finansmana erişimdeki ayrıcalığını gösteriyor.

Avrupa iki taraftan sıkışıyor

Borç krizinin daha yakın göründüğü bölge ise Avrupa. ABD’deki yapay zekâ yatırımları küresel sermayenin maliyetini yükseltirken, Avrupa aynı ölçüde büyüme kazancı elde edemiyor. Enerji ithalatına bağımlılık da savaşın ekonomik etkilerini ağırlaştırıyor. Küresel sıvılaştırılmış doğal gaz arzındaki olası sıkışıklık, soğuk bir kış halinde faturayı daha da büyütebilir.

Almanya, İskandinav ülkeleri ve İsviçre gibi bütçe dengesi daha sağlam ekonomilere karşılık İngiltere, İtalya ve Fransa daha kırılgan bir tablo çiziyor.

İngiltere, 2022’de tahvil piyasasının sert tepkisiyle karşılaşmasının ardından ekonomi politikasında geri adım atmıştı. Buna rağmen borcun milli gelire oranı yükselmeyi sürdürüyor. Harcama kesintilerinin ve emeklilik düzenlemelerinin ertelenmesi, mali dengede kalıcı iyileşmeyi güçleştiriyor.

İtalya’da net borç görece istikrarlı olsa da milli gelirin yüzde 129’una ulaşan büyüklüğü, ülkeyi yatırımcı güvenindeki ani değişimlere açık bırakıyor.

En kırılgan halka Fransa

Fransa’nın bütçe açığının bu yıl milli gelirin yüzde 5,4’üne ulaşması bekleniyor. Mevcut büyüme koşullarında bütün borçların bugünkü beş yıllık tahvil getirileriyle yenilendiği varsayılırsa, borç oranını istikrara kavuşturmak için milli gelirin yüzde 4’ünden fazla mali sıkılaşma gerekiyor.

Siyasi tablo ise bu ölçekte bir müdahaleyi güçleştiriyor. Öğrenci protestolarının sürdüğü ülkede parlamento, gereken sıkılaşmanın yalnızca onda biri büyüklüğündeki kesintileri içeren bütçeyi geçirmek için bile zorlanıyor.

Yatırımcıların talep ettiği risk primi de yükselmiş durumda. Fransa’nın 10 yıllık borçlanma maliyeti ile Almanya’nınki arasındaki farkın 1,5 yüzde puanına çıkması, Avro Bölgesi borç krizinden bu yana en yüksek ayrışmaya işaret ediyor.

2027 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde anketlerde önde görünen Marine Le Pen, 6 Ekim’de 2032’ye kadar milli gelirin yüzde 3’ü büyüklüğünde bütçe tasarrufu sağlama ve borcun milli gelire oranını yarıya indirme sözü verdi. Tahvil getirileri açıklamanın ardından bir miktar gerilese de emeklilik yaşını düşürme vaadi, kamu harcamalarının en büyük kalemindeki baskının nasıl azaltılacağı sorusunu açık bırakıyor.