NATO Zirvesi, 75 yılı etkinliklerine 9 Temmuz'da Washington'da başladı. Zirveye sadece ittifaka üye 32 ülke değil aynı zamanda Asya’da yer alan Avustralya, Japonya, Güney Kore, ve Yeni Zelanda’dan da temsilcilerin davet edilmesi dikkat çekiyor. Soğuk Savaş’ın ardından kuruluş amacı boşa çıkan örgüt kendine yeni bir düşman yaratmak amacıyla gözünü uzak coğrafyalara çevirmiş görünüyor.

Zirvenin açılış töreninde, ABD Başkanı Joe Biden, NATO'nun bugün "her zamankinden daha güçlü" olduğunu iddia etti. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de NATO'yu "sadece en başarılı ve en güçlü değil, aynı zamanda tarihin en uzun ömürlü İttifakı" olarak tanımladı. Batı kamuoyu genellikle bu tür "iyimserliğe" olumsuz tepki veriyor.

Alman gazetesi: İşimiz Tanrı’ya kaldı

ABD ve Avrupa siyasetindeki teknotik değişimler nedeniyle örgütün 76. yılını tahmin etmek zorlaşıyor. Bu durumu en iyi tespit eden gazeteler arasında yer alan Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung, “NATO’nun caydırıcılığı ve Ukrayna’nın hayatta kalması, seçilme şansını bizzat kendisi zora sokan bir adamın elinde. Asıl sıkıntı, Avrupa’nın kaderinin ABD başkanlık seçimlerinin sonucuna bağlı olması.” İfadelerini kullandı. Gazete “Biden Tanrı’ya bel bağlıyor, Avrupalılar elinde ise pek bir şey kalmadı.” diye ekledi.

Putin-Orban görüşmesi: 'Avrupa'nın barışa ihtiyacı var, zorluklara rağmen işbirliği sürecek' Putin-Orban görüşmesi: 'Avrupa'nın barışa ihtiyacı var, zorluklara rağmen işbirliği sürecek'

NATO, her ne kadar kendini bir "barışı koruma örgütü" olarak sunmaya uğraşırsa uğraşsın, gerçek doğasını bir "savaş makinesi" olarak gizleyemiyor. NATO’nun gelecekte nasıl bir evrim yaşayacağı konusunda spekülasyon yapılabilir ancak kesin olan bu ittifakın varlığını devam ettirebilmek için sürekli olarak daha fazla düşman ve daha fazla krize muhtaç olduğudur. Gelinen noktada NATO, Avrupa'yı bölmekle yetinmiyor, Asya-Pasifik bölgesinde de çatışma ve karşıtlıkları kışkırtmaya çalışıyor.

Orban’ın uyarısı başarısızlığın kanıtı

ABD Başkanı Joe Biden, Washington’ın Ukrayna'ya müttefikleriyle birlikte "tarihi yardım" sağlayacağını bunun için de 1 milyar dolar tahsis edeceğini duyurdu. Ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili zirve öncesinde "Çin'in bazı tehditlerinin" bildiride yansıtılacağını söyledi. Klişe haline gelen bu “Çin tehdidi” ile NATO üç can damarı olan Ukrayna’ya yardımı, askeri harcamaların artırılmasını ve Beijing yönetiminin yükselişini rahatlıkla besleyebiliyor.  NATO'nun bu politikası devam ettiği takdirde tüm dünya kaçınılmaz olarak hizipleşecek, bölünecek ve çatışmacı hale gelecek.

ABD çatışmacı politikalarının yönünü Asya’ya kaydırmasına sadece Çin ya da bölge ülkeleri değil Avrupa içinden de itirazlar gelmeye devam ediyor. Avrupa Birliği Dönem Başkanı ve Macaristan lideri Victor Orban’ın “Çin’in barış, ABD’nin ise savaş planı var” cümlesi bu anlamda öğreticidir. NATO, özellikle bloğun "küreselleşmesini" sürdürmek için varlığını sürdürmek yapay düşmanlıklar yaratmak kapasitesine güveniyorsa hızla başarısızlığa uğraması kaçınılmazdır.