2026 Münih Güvenlik Raporu, uluslararası sistemin tarihinin en derin krizlerinden birini yaşadığını ortaya koyarken, küresel düzenin çöküşünde ABD’nin artan yıkıcı rolüne dikkat çekiyor. Raporda ABD’nin, Soğuk Savaş sonrası kurulan kurallara dayalı sistemi kendi çıkarları doğrultusunda aşındırdığı ve bu sürecin Çin’in yükselişine yol açtığı vurgulanıyor.

Bu yıl “Under Destruction – Yıkım Altında” başlığıyla yayımlanan rapor, dünya siyasetinin artık istikrar üretmekten çok, güç ve çıkar temelli ilişkilerle şekillendiğini gösteriyor.

“Yıkım Siyaseti”: Washington’dan dünyaya yayılan bir model

Rapor, ABD’nin küresel sistemdeki rolünü ele alırken, Washington’un artık uluslararası düzenin koruyucusu değil, onu aşındıran aktör olduğunu belirtiyor. Belgede ABD’nin:

  • Uluslararası anlaşmaları seçici uygulaması

  • Çok taraflı kurumları kendi çıkarları doğrultusunda baskı altına alması

  • Uluslararası hukuku keyfi bir şekilde yorumlaması

küresel istikrarı bozduğu vurgulanıyor. Raporda, ABD’nin bu politikalarının yalnızca rakipleri değil, müttefiklerini de güvensizliğe sürüklediği ifade ediliyor.

Raporda dünya siyasetine hâkim olan yaklaşım, “yıkım siyaseti” olarak tanımlanıyor. ABD’nin bu siyaseti, mevcut düzeni reforme etmek yerine işlevsiz hale getirmeyi hedefliyor. Özellikle:

  • Ekonomik yaptırımların siyasi silah olarak kullanılması

  • Askeri müdahalelerin meşruiyetini kendi çıkarına göre belirlemesi

  • Çok taraflı kurumları bloke etmesi

ABD merkezli yıkımın en somut örnekleri olarak sıralanıyor.

Avrupa güvenliği: ABD’ye bağımlılık kıtayı kırılganlaştırıyor

Rapora göre Avrupa, güvenlik mimarisinde hâlâ büyük ölçüde ABD’ye bağımlı. Bu durum:

  • Kıtayı stratejik açıdan kırılgan hale getiriyor

  • NATO’nun askeri kapasitesine rağmen kendi savunmasını yeterince bağımsız kuramamasına yol açıyor

  • ABD’nin politik önceliklerinin değişmesi durumunda Avrupa’nın pasif konuma düşmesine sebep oluyor

Avrupa’nın güvenliği, ABD’nin küresel stratejilerinin bir “taşıyıcısı” konumunda.

Çin ve Pasifik: ABD’ye karşı yükselen güç

Raporda Çin, uluslararası sistemin yeniden şekillenmesinde kritik bir aktör olarak öne çıkıyor. Öne çıkan noktalar:

  1. Çin’in Yükselişi

    • Ekonomik, askeri ve teknolojik kapasitesiyle Çin, ABD merkezli düzenin alternatifi olarak konumlanıyor.

    • Çin’in Pasifik ve Hint-Pasifik’teki etkisi artıyor; altyapı yatırımları ve deniz güvenliği alanında ABD’nin üstünlüğüne meydan okuyor.

  2. Çin’in Alternatif Çok Taraflılığı

    • Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ve bölgesel ticaret anlaşmaları ile Pasifik ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirdiği vurgulanıyor.

    • ABD’nin çok taraflılık stratejisinin giderek tek taraflı ve güvenilmez hale gelmesi, bölge ülkelerinin Çin’e yönelmesine yol açıyor

    • Rapora göre ABD’nin agresif güvenlik ve yaptırım politikaları, Çin’in bölgedeki nüfuzunu azaltmak yerine daha da pekiştiriyor.

Küresel kurumlar ve işbirliği krizi

Raporda, Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı kurumların ABD baskısı altında etkisiz hale geldiği belirtiliyor. Kurumların:

  • Büyük güçlerin çıkar çatışma alanına dönüşmesi

  • Yaptırım ve karar mekanizmalarının bloke edilmesi

gibi sorunlarla karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Bu durum, küresel sorunlarda ortak hareket kabiliyetini neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Küresel sorunlar ikinci plana itiliyor

Raporda, ABD merkezli rekabetin küresel sorunları geri plana ittiği vurgulanıyor:

Bu sorunlar, ABD’nin çıkar odaklı politikaları nedeniyle öncelikli gündemden düşüyor. Gelişmekte olan ülkeler ise bu süreçte en çok etkilenen taraf oluyor.

ABD’siz bir dünyada yeni dengeler

2026 Münih Güvenlik Raporu, küresel düzenin ABD merkezli istikrar anlayışından bağımsız olarak yeniden şekillendiğini gösteriyor. Çin’in Pasifik ve Hint-Pasifik’teki yükselişi, ABD’nin yıkıcı politikalarının doğal bir sonucu olarak öne çıkıyor.

Raporun temel uyarısı açık: Dünya, artık parçalı, militarize ve öngörülemez bir sisteme doğru ilerliyor; ABD’nin politikalarının tersine çevrilmemesi durumunda küresel istikrar daha da bozulacak.

Öte yandan, 13 Şubat'ta 100'den fazla dünya lideri ile savunma ve dışişleri bakanlarının katılımıyla başlayacak Münih Güvenlik Konferansı'nın ana gündemini bu "yıkım siyaseti" ve sonuçlarının oluşturması bekleniyor.