Bank of China Ankara şubesi açıldı: Çin–Türkiye finans iş birliği güçleniyor
Bank of China Ankara şubesi açıldı: Çin–Türkiye finans iş birliği güçleniyor
İçeriği Görüntüle

Ulaş Can-CGTN Türk GYY

Meksika’da yaşananları anlamak için aslında kıtada bugün olağan hale gelen şiddet sorununa kısaca bakmakta fayda var. Amerika kıtasının tamamı “Beyaz adam” kıtayı işgal ettiğinden bu yana şiddet sarmalından kurtulamadı. Bu şiddet zamanla meşrulaştı ve olağan hale geldi. Burada sözünü ettiğimiz şiddet, insan doğasından kaynaklanan yönleri olmakla beraber, sorun haline gelmesi, devletlerin, bürokrasinin, mafya ve çeteler üzerinden organize ettiği bir güç olarak ortaya çıkmasından kaynaklandı. Bu bağlamda bugün Meksika’nın yaşadığı, ancak tüm Orta ve Güney Amerika’nın ortak sorunu olan suç örgütleri, kendiliğinden oluşan yapılar değildir.

Yüzyıllardır sömürülen, yokluğa mahkum edilmiş Amerika halkları, yirminci yüzyılda gelişen sosyalist hareketleri umut olarak gördü. ABD ise, Monroe Doktrini ile “arka bahçesi” olarak gördüğü tüm Amerika kıtasının, sosyalizmle tanışmasından hoşnut kalmadı. Bu sebeple Roosevelt’in, Monroe Doktrini’nde yaptığı ilk düzeltmeye başvuruldu. Roosevelt, ABD’nin kıtanın efendisi olduğunu, gerekirse askeri yöntemlere de başvurarak bu sahipliği devam ettireceğini, Venezuela üzerinden, Avrupalı dostlarına kabul ettirdi. Bugün Trump’ın kötü bir kopyası olarak taklit ettiği, adına da “Trump Düzeltmesi” dediği işin özü, ABD’nin en büyük emperyalist güç olacağının ilk duyurusu olan bu Roosevelt ekidir. Roosevelt’in “Büyük Sopa” olarak anılan bu düzeltmesi ile ABD, yirminci yüzyılın başından bu yana, dönem dönem kontrolü kaybetse de, tüm kıtayı kontrol altında tutmayı başardı. Bir istisna hariç o da Küba. Bu kontrol ağırlıklı olarak askeri darbelerle gerçekleşmiş olsa da, suç örgütleri ve çeteler de ABD’nin kullanışlı aparatları olmuştur. Kolombiya’da FARC ve ELN gibi Marksist örgütlere karşı AUC(Medellín ve Cali Karteli), Nikaragua’da sosyalist Sandinista hareketini terörize eden Contras vb. ABD tarafından organize edilmiş, önleri açılmış çetelerdir. Karteller, ABD desteği ile zenginleşirken, kazanılan para ile kurulan sokak çeteleri, sosyalist devrimcileri katlediyordu. Bu katliamlardaki şiddet ABD’yi memnun etmemiş olacak ki, CIA farklı çözüm yolları aradı. Bunlardan en ilgi çekici olanı ise, Nazi Almanyası’nda savaş suçlusu olarak mahkum olmuş Klaus Barbie adlı bir Gestapo subayının, gizli bir operasyonla, bulunduğu cezaevinden kaçırılıp ABD’ye götürülmesidir. Lyon Kasabı olarak da anılan Klaus, ABD tarafından Bolivya’ya gönderilmiş burada sağ paramiliter güçlerin eğitiminden ve askeri yönetimin işkencehanelerinden sorumlu olmuştur.

Bu çerçevede baktığımızda başta Amerika kıtası olmak üzere, bir yerde uyuşturucu ile bağlantılı suç örgütleri var ise, arkasında dolaylı veya doğrudan ABD istihbaratını aramak yanlış olmaz. Bununla ilgili son iddia ise ABD medyasından geldi. NYT ve birçok basın kuruluşu, Meksika’da başlayan kartel ayaklanmasında çetelerin kullandıkları silahların hemen hemen hepsinin, ABD’den geldiğini yazıyor. Daha da ilginç olanı herhangi bir yerden değil, Kansas City yakınlarındaki, Lake City Ordu Mühimmat fabrikasından geliyor. Bunların başında da 50 kalibre tüfek mermileri ve otomatik silahlar yer alıyor. Karteller, zırhlı helikopterleri düşürmek dahil, çok ağır operasyonlarda kullanılabilecek bu mühimmatı, uzun yıllardır ABD'den satın alıyor. Meksika, durumu ABD yargısına taşımasına rağmen, herhangi bir sonuç alamadı. Venezuela’nın seçilmiş devlet başkanını, uyuşturucu ile ilgili olmakla suçlayıp, ülkesinden kaçıran ABD yargısı, kendi ordu silah firmasının, başka bir ülke tarafından suçlanamayacağı sonucuna varıp, davayı reddetti. ABD son aylarda, Karayip Denizi’nde balıkçı teknelerini sorgusuz sualsiz, uyuşturucu taşıdığı iddiası ile vuruyor. Soruşturma yok, delil yok, tanık yok, dava yok sonuç olarak suç da yok. Ancak ABD ordusu uyuşturucu ile mücadele adı altında yargısız infazlara devam ediyor. Ancak aynı ABD, DEA (Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi) raporlarına göre, ülkesine giren uyuşturucunun yüzde 90’ına ev sahipliği yapan Meksika sınırını “kontrol edemiyor”.

Bugün geldiğimiz noktada Meksika ekonomisi, ABD’ye bağımlı da olsa bir yükselişte. Claudia Sheinbaum yönetimi, sosyal politikalar geliştirerek, yoksulluğu azaltmak ve çetelerle mücadele konusunda önemli adımlar atmaya çalışıyor. Son altı ayda çetelerle mücadelede önemli yol alındı. Birçok çete elemanı ve lideri yakalanıp tutuklandı. Bu gelişmeleri takiben Meksika güvenlik güçleri, Meksika’da işlenen günlük cinayet sayısının, ortalama 96 vakadan, 45 vakaya düştüğünü açıkladı. Bu gelişmeler ABD’nin dolaylı olarak finanse ettiği, gerektiğinde kullandığı karteller için önemli bir kan kaybı oldu.

Altı çizilmesi gereken bir diğer husus ise, Meksika’nın uzun zamandır Çin’le geliştirdiği iyi ilişkiler. 2003 yılında “Stratejik Ortaklık” ilan eden iki ülke, 2013 yılında bunu “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” düzeyine çıkardı. İki ülke lideri en son G20 zirvesinde buluştu ve ikili ilişkilerin daha fazla geliştirilmesi sözünü verdi. Bu da ABD’nin en son yayımladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne göre “büyük bir suç”. Bu suçu Amerika kıtasında ilk ve açıktan işleyen Küba’ya uygulanan abluka bugün soykırıma dönüşmüş durumda. Venezuela’nın başına gelenler ortada. Anlaşılan o ki, Meksika bağımsız politikalar yürütmekte ısrar ederse, ABD hükümetinin tek taraflı dayatmalarına karşı gelirse ve inatla Küba’ya yardım edeceğini açıklarsa, ABD’nin aparatları olan kartellerin terörüne daha fazla maruz kalacaktır.