Çin’de bürokrasi eleştirisi, şiirin de roman ve öykünün de, sinemanın da başlıca konularından biridir, köklü bir damar niteliğindedir ve Çinli sanatçılar bu alanda hayli başarılı örnekler ortaya koymuşlardır. Hanedanlıklar dönemindeki imparatorluk sınav sistemi ve memur sınıfından modern zamanlardaki toplumsal alegorilere açılan yelpazede pek çok eser, Çin bürokrasisini acı-tatlı bir dille irdeler ve karşımıza karmaşık bir labirent çıkarır. Mao Dun Ödülü sahibi Liu Zhenyun’un 2012’de yayımlanan “Kocamı Ben Öldürmedim” (Wo Bu Shi Pan Jinlian) romanı ise yakın geçmişteki en önemli, Çin’de ve uluslararası alanda en çok ses getiren örneklerden biridir.

Kısa süre önce Giray Fidan’ın akıcı çevirisiyle Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından Türk okurlarla buluşturulan “Kocamı Ben Öldürmedim”, görünüşte küçük bir anlaşmazlığın Çin’in bürokratik sistemi içinde nasıl büyüyerek yıllara yayılan (20 yıl süren) bir mücadeleye dönüştüğünü anlatıyor. Romanın merkezinde Li Xuelian adlı bir kadın var. İkinci çocuğuna hamile kalan Li Xuelian ile kocası Qin Yuhe, devletin tek çocuk ve konut politikasını aşabilmek için sahte bir boşanma planı yapıyorlar, ancak plan ters gidiyor; Qin gerçekten boşanıyor ve başka bir kadınla evleniyor. Ve ondan sonra Li Xuelian’ın, ilk boşanmanın sahte olduğunu kanıtlamak için akıl almaz mücadelesi başlıyor. “Senin dosyana şöyle bir baktım, hiç de basit değil. Zaten boşanmışsın, tekrar boşanmak istiyorsun. Tekrar boşanmak için de önce ilk boşanmanın sahte olduğunu kanıtlaman, sonra tekrar evlenmen, sonra bir daha boşanman lazım. Bu sıkıntılı değil mi?” (s. 29) satırlarından da anlaşılacağı gibi içinden çıkılması çok zor, tamamen inada dayalı bir serüven başlıyor. Hele bir de kocası, Li’yi Çin söylencelerindeki kötü şöhretli kadın Pan Jinlian’a benzetince her şey çığırından çıkıyor ve aynı zamanda bir onur mücadelesi haline geliyor. Kocası ve çeşitli kurumlardaki yerel yetkililer Li Xuelian’ın hedefine yerleşiyor ve iş Ulusal Halk Kongresi’ne kadar dayanıyor.

“Ben Pan Jinlian değilim!”

“Yozlaşma neydi? Yozlaşma sadece yolsuzluk, rüşvet veya kadın meselesi değildi. En büyük yozlaşma, o koltukta oturup işini yapmamaktı. Bundan daha büyük yozlaşma ise Diao gibilerin, o koltukta oturup işleri baltalamasıydı. Daha da büyük yozlaşma ise Diao’nun işi apaçık baltalamasına rağmen ona bir şey yapamamaktı.” (s. 69).

29 yaşındaki Li Xuelian, yerel yetkililer silsilesinde sarsıntılar yaratır ve korkulacak, zapt edilmesi gereken bir kadına dönüşürken, uğradığı Pan Jinlian hakareti nedeniyle öfkesi burnunda bir halde, meseleyi başkent Pekin’e kadar uzatıyor. “Pekin’e gelmişti ama derdini nasıl anlatacağını da bilmiyordu; aklına gelen tek şey Tiananmen Meydanı’nda oturma eylemi yapmaktı. O eylemi yapsa bile sonucunun ne olacağını bilmiyordu” (s. 100) satırlarından da anlaşılacağı gibi iş büyüdükçe büyüyor ve “Qing Hanedanı’ndan beri Çin’de böyle bir şey yaşanmamıştı” (s. 130) dedirten zirve noktaya kadar çıkıyor.

2016’da sinemaya uyarlanmıştı

2016’da Feng Xiaogang tarafından “Ben Madam Bovary Değilim” adıyla sinemaya aktarılan (Çince orijinal adının tam çevirisi “Ben Pan Jinlian Değilim”) roman, sorunun büyümesinden korkan yerel yöneticiler, skandal çıkmaması için dosyayı kapatmaya çalışan bürokratlar, sorumluluğu başka bir kuruma devretmeyi marifet sanan makamlar üzerinden, keyifle okunan bir kısırdöngü yaratıyor. 311 sayfalık “Kocamı Ben Öldürmedim”, bürokrasi zincirini gözler önüne sererken hakkını aramaktan asla vazgeçmeyen kadın portresini de başarıyla çiziyor. Eserlerinde siyasi eleştiriye yer vermesi ve sosyal adaleti savunmasıyla tanınan Liu Zhenyun’un güçlü kaleminden iyi bir roman okumak isteyenlere hararetle öneriyorum.