CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Yemen’deki çatışmanın Suudi Arabistan’ın havalimanlarına taşınması, Washington’ın uzak durmaya çalıştığı cepheyi yeniden gündemine soktu. Riyad’ın daha önce askerî destek talebini geri çeviren Trump yönetimi, can kayıplarına ve hava ulaşımında geniş çaplı aksamalara yol açan Husi operasyonlarının ardından tutumunu gözden geçiriyor. ABD’nin müdahale ihtimali, Yemen’deki savaşa Amerikan gemilerinin ve bölgedeki çıkarlarının da yeniden hedef olabileceği bir boyut ekliyor.

Trump, 10 Ekim’de gazetecilerin ABD’nin Suudi Arabistan’ın Husilere yönelik saldırılarına katılıp katılmayacağı sorusuna, “Katılabiliriz. Bunu değerlendireceğiz” yanıtını verdi. Pazartesi günü de Husileri sert ifadelerle eleştirdi.

Washington’ın söylemindeki değişikliğe rağmen henüz ilan edilmiş bir harekât kararı bulunmuyor. Reuters’ın 12 Ekim tarihli haberinde de Amerikan kuvvetlerinin yeni saldırılara başladığına dair bir işaret olmadığı belirtildi.

Yedi ayda binlerce sorti

ABD’nin önceki Kızıldeniz müdahalesi, böyle bir harekâtın gerektirdiği askerî yükü de göstermekte. Eisenhower Uçak Gemisi Görev Grubu Komutanı Tuğamiral Marc Miguez’in Temmuz 2024’te yayımlanan makalesine göre görev grubu, Haziran başı itibarıyla yedi ayı aşan konuşlanmada 13 binden fazla sorti gerçekleştirmiş, 29 bin 500 saati aşan uçuş yapmıştı. Bölgedeki görev iki kez uzatılmıştı.

Aynı dönemde uçaklar 80’den fazla havadan havaya füze ve 350’den fazla havadan karaya mühimmat kullandı. Gemilerden ise 100’ün üzerinde Standard ve Tomahawk füzesi ateşlendi. Bu rakamlar yalnızca Eisenhower görev grubunun faaliyetlerini kapsıyor.

ABD’nin yoğun askerî faaliyet, ticaret yollarında beklenen güvenliği sağlayamadı. Le Monde’un Temmuz 2024 değerlendirmesi, yedi aylık müdahaleye rağmen saldırıların sürdüğünü aktardı. Juan Cole da aynı ay The Nation’da yayımlanan makalesinde, Husilerin küçük insansız araçlar ve füzelerle Amerikan deniz gücünü zorlayabildiğini, çatışmanın sonucunun hâlâ belirsiz kaldığını yazdı. Bu değerlendirmeler, denizde saldırıları engellemek ile karadaki saldırı kapasitesini ortadan kaldırmak arasındaki farkı net biçimde kanıtlamakta.

Taktik kazanım, stratejik sınır

Trump yönetimi, Mart 2025’te başlattığı Rough Rider operasyonunda ise daha yoğun bombardımanla sonuç almaya çalıştı. Yaklaşık 52 gün süren harekât, mayıs başında ABD ile Husiler arasında varılan anlaşmayla sona erdi. West Point bünyesindeki Terörle Mücadele Merkezi’nin değerlendirmesine göre anlaşma, Husilerin Amerikan askerî gemilerini ve ABD bayraklı gemileri hedef almamasına dayanıyordu. Bütün ticari gemileri veya Suudi Arabistan’ı kapsayan bir güvenlik düzenlemesi ortaya çıkmadı.

Barrack yine Irak'ta: Askerî varlığın yerini ekonomik ve siyasi baskı alıyor
Barrack yine Irak'ta: Askerî varlığın yerini ekonomik ve siyasi baskı alıyor
İçeriği Görüntüle

Operasyon bazı askerî sonuçlar sağladı. Stimson Center’ın Temmuz 2025 analizinde aktarılan CENTCOM verilerine göre Husi balistik füze saldırıları yüzde 69, insansız hava aracı saldırıları yüzde 55 azaldı. Yemen Policy Center araştırmacısı Muhammed el-İryani ise harekâtı “kısmi taktik başarı, stratejik başarısızlık” olarak değerlendirdi. Bu değerlendirmenin merkezinde istihbarat ve yeniden silahlanma sorunu bulunuyordu. Bazı üretim ve montaj tesisleri vurulurken gizlenmiş füze depolarını belirleyecek saha istihbaratı yetersiz kaldı. Dışarıdan tedarik yollarının açık olması da Husilerin kaybettiği kapasiteyi yeniden kurmasına imkân tanıyordu. Dolayısıyla yeni bir harekâtın başarısı, vurulan hedeflerin sayısı kadar silah stoklarının ve ikmal ağlarının ne ölçüde etkisizleştirilebildiğine bağlı olacak.

Geçmiş harekâtların bilançosu ve Husilerin son uyarısı birlikte değerlendirildiğinde Trump’ın somut açmazı ortaya çıkıyor. Suudi Arabistan’ı korumak için saldırılara katılmak, Amerikan gemilerini ve bölgedeki çıkarlarını yeniden misilleme riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Washington’ın vereceği karar, yalnızca Yemen’deki hedefleri değil, Riyad’a sunacağı desteğin kapsamını ve üstleneceği askerî yükü de belirleyecek.