CGTN Türk Dış Haberler Servisi

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki uzun yıllara dayanan ilişki şu sıralar ''soğukluk'' yorumlarıyla gündemde. Bir yanda 27 Ekim'de genel seçimlere gidecek İsrail, diğer yanda ise Trump'ın ikinci döneminin karnesi olarak yorumlanacak 3 Kasım'daki ABD ara seçimleri... Bu seçimlerin ortak bir yanı ise iki ülkenin çıkarları doğrultusunda kenetlenen saldırgan dış politikası. 28 Şubat'ta İran'a karşı savaşı başlatan ABD ve İsrail'in küresel eylemlerinde, iyi polis kötü polis dengesi dahi yoktu. İki taraf da aynı düzeyde işgalci ve saldırgan bir tutum izledi. İsrail'in bölgesel güç olma hırsı, ABD'nin emperyal çıkarlarıyla birleşince, uluslararası baskılar taraflardan birini ''iyi polis'' gibi görünmeye itti, o taraf da ABD oldu. ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Lübnan ve Batı Şeria politikalarını eleştirir gibi görünerek ''mesafelenme'' yoluna gitti. Ancak bu sözde mesafenin ardında kısa vadeli seçim hesapları var.

Trump, uzun yıllara dayanan yakın ilişkisine rağmen, 27 Ekim’de İsrail’de yapılacak seçimler öncesinde Netanyahu'ya açıkça destek vermekten kaçınıyor. ABD ve İsrail kamuoyundaki değişim, İran savaşı ve Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıkları bu mesafede etkili oluyor.

Trump’ın Netanyahu’ya seçim desteği konusunda sessiz kalması, ABD Başkanı’nın verdiği desteğin değiştiği anlamına gelmiyor. Trump, ilk başkanlık döneminde, (2017-2021 yılları arasında) ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki ilhakını tanıdı ve İsrail'in talepleri doğrultusunda 2015 tarihli İran nükleer anlaşmasından çekildi. Ayrıca Filistin meselesini çözümün merkezine almadan İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan Abraham Anlaşmaları sürecine öncülük etti.

Ocak 2025’te başlayan ikinci başkanlık döneminde de Trump yönetimi, Gazze’deki yıkım ve soykırıma rağmen İsrail’e ABD silahlarının sevkiyatını sürdürdü. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yönelik baskıyı artırdı ve İran’la savaşa girdi. Trump ayrıca yolsuzluk davası devam eden Netanyahu için bizzat İsrail parlamentosunda af çağrısında bulundu ve geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana İsrail Başbakanı’nı en az yedi kez ağırladı. Bu sayı, Trump’ın diğer dünya liderleriyle yaptığı görüşmelerin önünde yer alıyor.

İki lider arasında Gazze’de kalıcı bir barış sağlanması ve İran savaşının sona erdirilmesi konusunda zaman zaman ortaya çıkan görüş ayrılıkları ise şimdiye kadar ABD politikasında köklü bir değişikliğe dönüşmedi. Üstelik iki lider arasında mesafe var gibi görünmesine rağmen geçtiğimiz günlerde Trump yönetimi Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkartan UCM'yi bir kez daha yaptırımlarla hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptırımları duyururken, ''UCM'nin kaynaklarını kesmek suretiyle yapıyı felç etmek istediklerinden'' bahsetti.

Bu dikkat çeken halkla ilişkiler yönetimi, uzmanların da gündeminde.

Washington merkezli DAWN düşünce kuruluşunun İsrail-Filistin Direktörü Michael Omer-Man konuya ilişkin Al Jazeera'ye değerlendirmelerde bulundu. Omer, iki lider arasındaki ilişkinin kamuoyu için dikkatle yönetildiğini belirtti. Omer-Man'a göre, Trump Netanyahu’yu tamamıyla terk etmiş değil. Hatta Omer-Man'a göre seçimlere çok az bir süre kala, Trump'tan Netanyahu'ya bir jest gelmesi de muhtemel.

Bir diğer ihtimal de Trump'ın İsrail seçim sonuçlarını çok da önemsemiyor olma ihtimali. Bunun gerekçesi de İsrail seçim sonuçları ne olursa olsun, ülkenin dış politikasında çok bir değişim öngörülmemesinden kaynaklanıyor. Netanyahu'nun öne çıkan rakibi Gadi Eisenkot’un özellikle işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci şiddetini sınırlama konusunda Netanyahu’dan daha ılımlı bir çizgi izlemesi bekleniyor. Ancak bu değişikliklerin esas olarak İsrail’in Avrupa hükümetleri ve uluslararası kamuoyu nezdindeki imajını düzeltmeye yönelik olacağı değerlendiriliyor.

Omer-Man, Eisenkot liderliğindeki bir hükümetin Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini bir ölçüde sınırlayabileceğini ve Gazze’ye daha fazla insani yardım girişine izin verebileceğini, ancak Netanyahu döneminde atılan adımları geri çevirmesinin beklenmediğini vurguluyor. Uzmanlara göre bu senaryoda ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde de büyük bir değişiklik öngörülmüyor.

İran savaşı ve Cumhuriyetçiler arasındaki ayrışma

Uluslararası Kriz Grubu’nun İsrail kıdemli analisti Mairav Zonszein ise Trump’ın tutumunu, İran savaşı ve Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıklarıyla açıkladı.
Zonszein’e göre Trump yönetiminde, Netanyahu hükümetinin politikalarına ilişkin farklı görüşler bulunuyor. Bu ayrışma, yaklaşan ABD ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti genelinde İsrail’e verilen desteğin niteliğine ilişkin tartışmalarla da örtüşüyor.

Zonszein, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance gibi isimlerin ABD’nin İran’a saldırmasında Netanyahu’nun rolünü eleştirdiğine dikkat çekti. Ona göre Trump’ın seçimler öncesinde Netanyahu’ya açık destek vermekten kaçınmasında bu görüş ayrılığı da etkili.

Trump “Yemen açmazına” yeniden düşer mi?
Trump “Yemen açmazına” yeniden düşer mi?
İçeriği Görüntüle

Kamuoyu araştırmaları, Cumhuriyetçiler arasında İsrail’e desteğin hala yüksek olduğunu, ancak son yıllarda gerilediğini gösteriyor. ABD kamuoyunda Netanyahu’ya duyulan güven de azalmış durumda. Pew Araştırma Merkezi’nin Nisan 2026’da yayımladığı araştırma, özellikle genç Amerikalılar arasında İsrail ve Netanyahu’ya yönelik olumsuz görüşlerin arttığına işaret ediyor.

İsrail’de de Trump’ın ülke üzerindeki etkisine ilişkin algı değişiyor. İsrail'de, ABD’nin Lübnan’daki İsrail operasyonlarını sınırlandırması Washington’ın İsrail hükümeti üzerindeki baskısının bir göstergesi olarak sunuluyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün haziranda yayımladığı ankete göre, İsrailli Yahudiler arasında Trump’ın kararlarında İsrail’in güvenliğini öncelikli gördüğünü düşünenlerin oranı yüzde 44’e geriledi. Bu oran, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı başlattığı mart ayında yüzde 61 düzeyindeydi.

Seçim kampanyasının dili de değişti

Netanyahu da bu seçim döneminde Trump’la yakınlığını öne çıkaran reklam panolarını eskisi gibi kullanmıyor. Zonszein’e göre İsrail Başbakanı, önceki seçim dönemlerinden farklı olarak kampanyasında uluslararası ve bölgesel rakiplerini öne çıkarıyor.

Netanyahu’nun hedef aldığı isimler arasında Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani bulunuyor.

Netanyahu’nun kampanyasının bu yönü “dostlarından ziyade düşmanlarını” öne çıkartarak İsrail kamuoyunda ”güvenlik vurgusu” ile güven tazeleme niyeti taşıyor. İsrail kamuoyunda desteği giderek düşen Netanyahu'nun propagandasında dostlarından ziyade düşman yaratmaya ihtiyacı olduğu görüşü, uzmanlar arasında da öne çıkıyor.