CGTN Türk Dış Haberler Servisi
İsrail, 27 Ekim'de yapılacak ülke tarihinin en dikkat çeken seçimlerinden birine sahne olacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ittifakına karşı, Yashar Partisi, Demokratlar, Yisrael Beiteinu Partisi ve Birlik ittifakından oluşan muhalefet bloğu yarışacak. Muhalefet bloğunun Netanyahu hükümetine karşı birleştiği gündem başlıkları daha ziyade iç politikalarla sınırlı: Yolsuzluk iddiaları, 7 Ekim’de yaşanan güvenlik zafiyetleri, Ultra Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyeti, Arap partilerinin siyasetten dışlanma girişimleri...
Bunun yanında İsrail ayrıca Gazze ve Lübnan’a yönelik saldırıları, uluslararası hukuka aykırı yerleşim faaliyetleri ve işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci pogromları nedeniyle müttefiklerinin de dahil olduğu uluslararası çevrelerden giderek daha fazla tepki görüyor. Ancak seçimlerin bu konularda büyük bir değişiklik yaratması beklenmiyor. Muhalefet liderleri Netanyahu’yu şahsen hedef alsa da Gazze ve Batı Şeria’daki temel İsrail politikaları söz konusu olduğunda aralarındaki görüş ayrılıkları oldukça sınırlı. Yani, 27 Ekim'deki seçimlerde sandıktan kim çıkarsa çıksın, Gazze'de ateşkese rağmen süren soykırım ve yasadığı yerleşimlerin rekor seviyeye ulaştığı işgal altındaki Batı Şeria için bir değişiklik söz konusu görünmüyor.
Al Jazeera'ye konuşan Londra’daki Royal Holloway Üniversitesi’nde siyasal ekonomi alanında doktora araştırması yapan analist Samer Jaber, “Netanyahu bloğu iktidarı kaybederse Filistinliler İsrail politikasında köklü bir değişim beklememeli. Başlıca siyasi bloklar, mevcut yerleşim düzenine destek de dahil olmak üzere Filistin meselesindeki temel tutumları paylaşıyor. Politikaları belirleyen ve uygulayan devlet kurumları da değişmeden kalacak” ifadelerini kullandı. Muhalefet bloğu, İsrail siyasetinin farklı kesimlerini temsil etse de “İsrail’i Yahudi ve demokratik bir devlet olarak korumak ve güçlendirmek” hedefinde birleşiyor. Yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre muhalefet ittifakı ile Netanyahu bloğu yarışı başa baş götürüyor. Fakat iki tarafın da parlamentoda çoğunluğu elde etmesi beklenmiyor.
Netanyahu karşıtı ittifak kimlerden oluşuyor?
İsrail’deki dört büyük Yahudi ağırlıklı muhalefet hareketinin liderleri, 26 Eylül’de bir araya gelerek ortak bir bildiri imzaladı. Liderler, seçim sürecinde birbirlerine saldırmama ve seçim sonrasında hükümet kurmak için iş birliği yapma sözü verdi. Toplantıya, ana muhalefet lideri Yair Lapid’in yanı sıra Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Lapid ile birlikte kurduğu Birlik ittifakına liderlik eden Naftali Bennett, Yisrael Beiteinu lideri Avigdor Lieberman ve Demokratlar Partisi lideri Yair Golan katıldı. Bildiride ittifakın resmi lideri açıklanmadı. Ancak Eisenkot, başbakanlık için muhalefetin en güçlü adayı olarak görülüyor. Liderler ortak açıklamalarında mevcut hükümeti yenilgiye uğratmayı “en yüksek hedefleri” olarak nitelendirdi.
Dört muhalefet partisi arasında en güçlü konumda görünen Yashar Partisi. İsrail’in Kanal 12 televizyonunun yakın tarihli bir anketine göre Yashar’ın parlamentoda 23 sandalye kazanması bekleniyor. Bu sayı, 21 sandalyeyle ikinci sırada görünen Netanyahu’nun Likud Partisi’nin önünde. Birlik ittifakının 13, Yisrael Beiteinu ve Demokratlar partilerinin ise dokuzar sandalye kazanacağı tahmin ediliyor. Bu sonuçlar, muhalefet ittifakına 120 sandalyeli Knesset’te toplam 54 sandalye kazandırıyor. Çoğunluk için gereken 61 sandalyenin yedi gerisinde kalan muhalefete karşılık, Ultra Ortodoks ve aşırı sağ partilerin de dahil olduğu Netanyahu ittifakının 49 sandalye elde etmesi bekleniyor. İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Filistinli yurttaşları temsil eden Arap ağırlıklı partilerin ise toplam 13 sandalye kazanacağı öngörülüyor. Ancak Yahudi ağırlıklı muhalefet bloğunun liderlerinin çoğu, bu partilerle ittifak kurmayı reddediyor.
Analistlere göre muhalefet ittifakı Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmayı başarsa bile Batı Şeria ve Gazze’deki İsrail politikalarını kökten değiştirebilecek güçte ya da istekte değil. Uzmanlar, muhalefet bloğunun Knesset'te (İsrail parlamentosu) çoğunluğu elde etseler dahi çok kırılgan bir yapıda olacaklarına dikkati çekiyor. Al Jazeera'ye konuşan uzmanlara göre bu da Netanyahu sonrası yeni bir ittifakın kolay dağılabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Siyaset bilimci Anders Persson, “Birbirinden oldukça farklı bileşenlerden oluşan bir koalisyon olması muhtemel. Bu durum, Gazze’den tamamen çekilmek gibi önemli tavizler üzerinde uzlaşmayı zorlaştırır” diyor. Persson, böyle bir hükümetin hızla çökebileceği endişesinin de uluslararası toplumun İsrail üzerinde anlamlı bir baskı kurmasını güçleştireceğini belirtiyor.
Muhalefet de büyük ölçüde sağda
Netanyahu karşıtı ittifaktaki liderlerin Gazze ve Batı Şeria konusundaki sert tutumları, Filistinlilerin olası bir iktidar değişiminden beklentilerini sınırlıyor. Eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Filistin devletinin kurulması fikrini “hayal ürünü” olarak nitelendirmiş ve İsrail yerleşimlerinin güçlendirilmesini savunmuştu. Bununla birlikte Batı Şeria’nın tamamen ilhak edilmesine karşı çıkıyor ve İsrail hükümetinin onaylamadığı küçük yerleşim noktalarının kaldırılmasını destekliyor. Eisenkot, Batı Şeria’yı fiilen ikiye bölecek E1 yerleşim projesine de karşı çıkıyor. Gazze konusunda ise ABD destekli barış planının uygulanmasını, ancak bunun İsrail’in “güçlü bir konumda” olması ve Hamas’ın tamamen silahsızlandırılması koşuluyla mümkün olabileceğini savunuyor.
İsrail’in Ekim 2025’te başlayan ateşkes sürecine rağmen Gazze genelinde sürdürdüğü saldırılarda yaklaşık 1.500 Filistinli hayatını kaybetti. Gazze’deki sağlık yetkililerine göre bu ölümlerle birlikte Ekim 2023’te başlayan soykırımda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 74 bini aştı.
Eski Likud üyesi ve Netanyahu liderliğindeki çeşitli hükümetlerde görev yapmış Naftali Bennett ise kendisini Netanyahu’dan “daha sağda” olarak tanımlıyor. Bennett, geçmişte İsrail’e geçmeye çalışan Filistinlilere karşı “gördüğün yerde vur” politikasını savunmuştu. Filistin devletine kesin biçimde karşı çıkan Bennett, işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimlerin genişletilmesini destekliyor. İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik pogromlarını eleştirse de Gazze’de İsrail güçlerinin Hamas silahsızlandırılana kadar kalmasını istiyor. Ayrıca Gazze’nin gelecekteki güvenliğinde Türkiye veya Katar yerine Mısır’ın rol üstlenmesini savunuyor.
Avigdor Lieberman’ın liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de E1 projesi dahil yerleşimlerin genişletilmesini destekliyor. Lieberman, Batı Şeria’nın yüzde 60’ını oluşturan ve hâlihazırda İsrail’in tam kontrolünde bulunan C Bölgesi’nin ilhak edilmesini, bölgenin geri kalanının kontrolünün ise Ürdün’e devredilmesini savunuyor. Gazze konusunda partisinin yaklaşımı, İsrail’in bölgede “hareket serbestisini” koruması, su ve elektriği kesmesi ve nihayetinde yönetimi üzerinde uzlaşılmış uluslararası bir kuruluşa devretmesi yönünde.
Yair Golan’ın liderliğindeki Demokratlar Partisi ise iki devletli çözümün bir biçimini destekleyen tek muhalefet partisi. Ancak partinin “sorumlu ayrışma” olarak tanımladığı yaklaşım, kurulacak Filistin devletinin tamamen silahsızlandırılmasını ve Ürdün Vadisi ile diğer kritik bölgelerde İsrail’in tam güvenlik kontrolünü sürdürmesini öngörüyor. Parti ayrıca Gazze’nin tamamen silahsızlandırılmasını ve yeniden inşasında bölge ülkelerinin rol almasını savunuyor.
''Muhalefet liderleri soykırımı savunuyor''
Filistinli avukat ve analist Diana Buttu, muhalefet liderlerinin her birinin Gazze’deki soykırımı desteklediğini, yerleşim faaliyetlerinin arkasında durduğunu ya da Filistinliler için tam eşitliği savunmadığını söyledi. Bu siyasi çizgi, İsrail toplumundaki görüşlerin giderek sertleşmesiyle de örtüşüyor.
Pew Araştırma Merkezi’nin eylül ayında yayımladığı ankete göre İsraillilerin yalnızca yüzde 17’si bağımsız bir Filistin devletinin yanında barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu düşünüyor.
Yahudi Halkı Politikaları Enstitüsü’nün ağustos ayındaki araştırmasına göre ise Yahudi İsraillilerin yüzde 38’i Batı Şeria’nın tamamının ilhak edilmesini destekliyor. Katılımcıların yarısından fazlası da gelecekte bir Filistin devleti kurulmasına yönelik herhangi bir anlaşmada İsrail yerleşimlerinin korunmasından yana.
Uzmanlar İsrail seçimlerinin genel hatlarıyla Filsitinliler için köklü bir değişimin getirmeyeceği kanaatinde. Ancak bazı analistler küçük bir değişimin dahi bu şiddet ve soykırım ortamında anlamlı olabileceğini ifade ediyor. O da, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimlerin görevlerinden uzaklaştırılması olarak gösteriliyor. Ancak İsrail'de muhalefetin de sağda olduğu düşünüldüğünde Gazze ve Batı Şeria konusunda değişecek tek şey, görevlere gelecek isimler olacak.




