CGTN Türk Dış Haberler Servisi
İsrail'in Gazze'deki soykırımı üçüncü yılına girdi. Katledilen Filistinli sayısı 75 bine dayanırken Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria aynı zamanda İsrail'in silah laboratuvarına dönüşmüş durumda. İsrail, yurtdışına satışını yaptığı birçok silahı önce Filistinliler üzerinde deniyor, hatta bir zamanlar silah şirketinin internet sitesinde o fotoğraflar ''silahların etkili olduğunun'' bir kanıtı gibi sergileniyordu. O silahlardan biri de kokarca suyu. Kokarca suyu uzun yıllardır kullanılan bir silah. Al Jazeera'den Somdeep Sen'in yazısında söz konusu suyun kullanımının nasıl değiştiği anlatılıyor.
Sen'in yazısında aktardığına göre Eylül ayının sonlarında Gazze kentinde gece boyunca ağır ve keskin bir koku yayıldı. İlk başta kokunun kaynağını bulmaya çalışan bölge sakinleri, bunun bir tuvaletten ya da uyuyan çocuklarından geldiğini düşündü. Ancak kısa süre sonra kentin farklı noktalarından da benzer şikayetler yükselmeye başladı. İsrail’e ait hava araçlarının, yerleşim bölgelerine ağır kokulu bir madde içeren yüzlerce paket bıraktığı bildirildi.
Bir görgü tanığı, AJ+’ya yaptığı açıklamada, “Bugün Gazze kentinde hepimiz gerçek anlamda çürümüş bir şeyi andıran korkunç bir kokuyla uyandık. İsrail işgaline ait insansız hava araçları havayı kirletmek için bu pis kokuyu püskürtüyordu. Havayı bile mi?” ifadelerini kullandı.
İsrail, Filistinlilere karşı ağır kokulu maddeleri bir silah olarak kullanmayı yaklaşık yirmi yıldır sürdürüyor.
“Kokarca suyu” nedir?
İsrail’in Gazze’de de kullandığı düşünülen “kokarca suyu” (skunk water), 2004 yılında İsrailli Odortec şirketi ile İsrail polisinin Teknolojik Geliştirme Birimi tarafından geliştirildi. Kitle kontrolünde kullanılmak üzere tasarlanan ve “koku temelli öldürücü olmayan silah” olarak sınıflandırılan madde, ilk kez 2008’de Filistinlilerin Nilin köyündeki protestolarına karşı kullanıldı. Tazyikli su araçlarından püskürtülebilen karışım, insansız hava araçlarıyla da hedef bölgelere bırakılabiliyor.
İlk kullanımının ardından silahın kullanımı işgal altındaki Batı Şeria’ya yayıldı. İsrail güçleri, yerleşimlerin genişletilmesine, toprak gasplarına ve hareket kısıtlamalarına karşı düzenlenen gösterilerde Bilin, Kafr Kaddum ve Nabi Salih gibi Filistin köylerinde bu maddeyi düzenli olarak kullanmaya başladı. 2011’de İsrail askerleri, Nabi Salih’te İsrail ordusu tarafından öldürülen 28 yaşındaki bir Filistinlinin cenazesine katılan ve daha sonra komşu Halamiş yerleşiminin el koyduğu köy pınarına doğru yürüyen silahsız göstericilere göz yaşartıcı gaz ve kokarca suyu sıktı. Benzer olaylar 2012 ve 2013 yıllarında da bildirildi.
Uygulama kısa sürede Batı Şeria’daki diğer bölgelere yayıldı. 2013’te El Halil’deki Şuhada Caddesi’nin kapatılmasını protesto eden aktivistler ve gösteriyi takip eden gazeteciler ağır kokulu sıvıyla hedef alındı. Bir yıl sonra İsrail polisi, Doğu Kudüs’teki Filistin mahallelerinde kokarca suyu taşıyan araçlarla sokakları, evleri ve okulları püskürterek kapladı. Et-Tur mahallesinde dört okulun etkilenmesi üzerine yaklaşık 4 bin 500 öğrenci, yayılan koku nedeniyle okula gidemedi.
2018’e gelindiğinde İsrail ordusu bu silahı havadan da kullanmaya başladı. Gazze’deki Büyük Dönüş Yürüyüşü sırasında İsrail ordusu, Şoko adlı insansız hava aracından plastik torbalar içindeki ağır kokulu sıvıyı Filistinli göstericilerin üzerine bıraktı.
Amaç yalnızca göstericileri dağıtmak değil
İsrail yönetimi açısından kokarca suyunun işlevi, göstericileri dağıtmanın ötesine geçiyor. Bir protesto sırasında kullanıldığında kalabalığın dağılmasına yol açabilen madde, sokaklara, evlere ve mahallelere yayıldığında Filistinlilerin yaşadığı alanları da kullanılamaz hale getirebiliyor. Bu durum, silahın İsrail tarafından neden uzun süredir kullanılmaya devam edildiğini açıklayan unsurlardan biri. Ağır koku, yalnızca insanları bir alandan uzaklaştırmakla kalmıyor; o alanda yaşamayı, bir araya gelmeyi de zorlaştırıyor.
2008’de yayımlanan BBC haberinde, İsrail polisinin kokarca suyunu ticari bir ürüne dönüştürmeyi ve yurt dışındaki kolluk kuvvetlerine satmayı hedeflediği aktarılmıştı. Polis yetkililerinden David Ben Harosh, elinde bir litrelik kirli yeşil sıvı şişesiyle yaptığı açıklamada, maddenin “tamamen zararsız” olduğunu ve hatta içilebileceğini iddia etmişti.
Bununla birlikte bir maddenin öldürücü olmayan silah olarak sınıflandırılması, kullanımının zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Kokarca suyunun yerleşim alanlarında yaygın biçimde kullanılması, sivillerin gündelik yaşamı ve kamusal alanlara erişimi üzerindeki etkileri nedeniyle tartışma konusu. İsrail’in Filistinlilere yönelik uygulamaları, ülkenin uluslararası güvenlik pazarında oluşturduğu imajın da bir parçası. Filistinlileri sürekli bir güvenlik tehdidi olarak sunan söylem, İsrail’in geliştirdiği kontrol ve bastırma teknolojilerinin başka ülkelere pazarlanmasına zemin hazırlıyor.
Filistin’den Güney Afrika’ya, ABD’den Hindistan’a
2007’de Beit Alfa Technologies şirketinin, Güney Afrika Polis Teşkilatına tazyikli su araçları ve toplumsal olaylara müdahale ekipmanlarının yanı sıra kokarca suyu da tedarik ettiği bildirildi. Söz konusu ekipmanlar daha sonra 2015’teki öğrenci protestoları sırasında kullanıldı.
2017’de Hindistan Merkezi Yedek Polis Gücü, Cammu ve Keşmir de dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde kalabalık kontrolü amacıyla kokarca suyunu test etti. ABD’de ise Mistral Security şirketi kokarca suyunu tedarik ediyor. Şirket, maddenin ağır kokusunun kalabalıkları eylemlerini durdurmaya zorladığını ve kolluk kuvvetlerinin yaralanma ve can kayıplarını en aza indirerek kontrolü ele almasını sağladığını öne sürüyor. 2014’te Ferguson’da yaşanan protestoların ardından Mistral, ABD’deki çeşitli polis teşkilatlarına da kokarca suyu sağladı. Bunlar arasında, Ferguson protestolarını izleyen süreçte 2015 yılında bu maddeyi satın alan Missouri eyaletindeki St. Louis Metropolitan Polis Departmanı da bulunuyordu.
İsrail’in uluslararası pazara sunduğu ürün, yalnızca kötü kokulu bir sıvıdan ibaret değil. Kokarca suyu, İsrail’in Filistinlileri kontrol altında tutma deneyimi üzerinden oluşturduğu güvenlik teknolojisi markasının bir parçası olarak pazarlanıyor. Bu pazarlama stratejisinde Filistinliler merkezi bir konumda bulunuyor. İsrail’in işgal altındaki topraklarda geliştirdiği ve kullandığı yöntemler, başka ülkelerin güvenlik güçlerine sunulan teknolojilerin tanıtımına hizmet ediyor.




