ABD merkezli Wall Street Journal gazetesi yakın zamanda yayımladığı bir makalede Çin’in Dünya Bankası sınıflandırmasına göre yüksek gelirli bir ülke olmanın eşiğinde bulunduğunu belirtti. Makale, “Çin, dünyanın gelişmiş ülkeleri arasına katılmak istemiyor” iddiasını ortaya atarak ülkenin uluslararası gruplarda mevcut “gelişmekte olan ülke” statüsünden yarar sağladığını savundu. Gerçekte, yüksek gelirli bir ülke olmak ile gelişmiş bir ülke olmak aynı şey değil. Wall Street Journal makalesi, bu iki kavramı birbirine karıştırarak Çin’in mevcut kalkınma düzeyini aşan uluslararası yükümlülükler üstlenmesi için kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyor.
Çin’in statüsü: Gelişmekte olan ülke
Dünya Bankası tahminlerine göre Çin’in kişi başına gayrisafi milli geliri 2025’te 14 bin 230 dolar oldu. Bu rakam, 14 bin 375 dolarlık yüksek gelir eşiğinin biraz altında kaldı. Dünya Bankası’nın bu sınıflandırmasının, bir ülkenin modernleşme, sanayi gelişimi ve kamu hizmetleri düzeyinin kapsamlı değerlendirmesine değil, yalnızca kişi başına gayrisafi milli gelire dayandığını belirtmek gerekiyor. Son yıllarda Şili, Uruguay, Panama ve Kosta Rika gibi ülkeler Dünya Bankası’nın yüksek gelir eşiğini aştı. Buna rağmen uluslararası toplum bu ülkeleri hâlâ yaygın biçimde gelişmekte olan ülkeler veya yükselen ekonomiler olarak görüyor; yalnızca yüksek gelir eşiğine ulaştıkları için otomatik olarak gelişmiş ülke sınıfına yerleştirmiyor.
Çin’in modernleşmesi istikrarlı biçimde ilerlerken ülke ekonomik ve toplumsal kalkınmada tarihsel başarılar elde etti; gayrisafi yurtiçi hasılası bakımından dünyadaki ikinci sıradaki yerini sağlamlaştırdı. Buna karşın birçok gösterge, Çin’in gelişmekte olan ülke statüsünün değişmediğini ortaya koyuyor. Örneğin kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla açısından Avrupa’daki gelişmiş ekonomiler ve ABD ile arasında hâlâ önemli bir fark bulunuyor. Bölgesel kalkınma dengesizlikleri henüz temelden çözülmüş değil ve kentsel alanlarla kırsal bölgeler arasındaki farklılıklar sürüyor.
Kasıtlı belirsizleştirme çabası
Çin’in kalkınma açısından konumuna ilişkin uluslararası tartışmalar büyük ölçüde, ülkenin hızlı büyümesinden ve küresel ekonomiye yaptığı önemli katkılardan kaynaklanıyor. Bunlar, geleneksel gelişmekte olan ülkeler için kullanılan alışılmış anlatı çerçevesini uzun süredir aşmış durumda. Bu tartışmalar, Çin’in kalkınma başarılarının ve büyük bir güç olarak taşıdığı sorumlulukların kabul edildiğini gösteriyor.
Çin açısından gelişmekte olan ülke statüsü özel bir siyasi anlam taşıyor. Çin her zaman Küresel Güney’in bir üyesi oldu. Buradaki “Güney” yükselen piyasa ekonomileri ile gelişmekte olan ülkelerin benzer tarihsel koşullar, mevcut kalkınma aşamaları, ortak kalkınma hedefleri ve paylaşılan siyasi özlemler temelinde oluşturduğu bir kimliğe işaret ediyor.
Çin’i “gelişmiş ülke” olarak etiketlemekte acele edenler, aslında onun “mezun olmasını” değil, “dışlanmasını” istiyor; Çin’i Küresel Güney saflarından koparmayı amaçlıyor. Bir ülkenin uluslararası sorumluluklarını değerlendirirken yalnızca “gelişmiş ülke” olarak etiketlenip etiketlenmediğine değil, küresel ortak kalkınmayı gerçekten ilerletip ilerletmediğine bakmak gerekiyor. Çin’in küresel ekonomik büyümeye yıllık ortalama katkısı uzun süredir yüzde 30 civarında. Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasında en fazla barış gücü personeli sağlayan ülke. Ülkenin dört küresel girişimi de küresel yönetişime Çin’in birikimini, çözümlerini ve gücünü sunuyor.



