CGTN Türk Dış Haberler Servisi
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu hafta Çin’e gerçekleştireceği resmi ziyaret, yalnızca Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler açısından değil, küresel sistemin geleceği bakımından da kritik bir diplomatik eşik olarak görülüyor. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in davetiyle çarşambadan cumaya kadar sürecek ziyaretin duyurulmasının ardından uluslararası medya kuruluşlarının neredeyse tamamı görüşmeyi manşetlerine taşıdı. Böylesine büyük bir ilginin arkasında son yıllarda ticaret savaşları, teknoloji yaptırımları, Tayvan’daki ayrılıkçı girişimlere verilen destek ve Pasifik’te artan askeri rekabet dosyaları bulunuyor.
Dünya ekonomisinin yaklaşık üçte birini ve küresel mal ticaretinin yaklaşık beşte birini oluşturan iki ülke arasındaki ilişkinin yönü, bugün enerji piyasalarından tedarik zincirlerine, finansal piyasalardan bölgesel güvenlik mimarisine kadar küresel sistemi doğrudan etkiliyor. Trump’ın Pekin temasları aynı zamanda yaklaşık dokuz yıl sonra bir ABD başkanının Çin’e gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret olacak. Trump ile Xi’nin geçen yıl Busan’da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından liderler ikinci kez yüz yüze bir araya geliyor.
Kilit kavram: Stratejik istikrar
Pekin yönetimi özellikle son dönemde “stratejik istikrar” kavramını yeniden ön plana çıkarıyor. Çin tarafına göre lider diplomasisi ise bu sürecin en kritik unsurlarından biri haline geldi. Liderler arasındaki doğrudan temas mekanizması yalnızca diplomatik bir kanal olarak değil aynı zamanda kriz yönetim aracı olarak tanımlanabilir.
Ekonomi başlığı ise görüşmelerin merkezindeki en ağır dosya olarak öne çıkıyor. Çin ile ABD arasındaki toplam ticaret hacmi 2025 sonunda yaklaşık 690 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, iki ülke arasındaki ekonomik bağların kopmasının küresel üretim zincirlerinde ciddi maliyet yaratacağı değerlendiriliyor. ABD Ticaret Bakanlığı verilerine göre Washington’un Çin’e karşı dış ticaret açığı geçen yıl yaklaşık 279 milyar dolar oldu. Buna karşın Çin, ABD’nin en büyük üçüncü ticaret ortağı olmayı sürdürdü. Özellikle yarı iletkenler, elektrikli araç bataryaları, nadir toprak elementleri, güneş panelleri ve yapay zeka altyapısı gibi stratejik sektörlerde karşılıklı bağımlılık halen devam ediyor. Çin bugün dünya nadir toprak işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 70’ini kontrol ederken, ABD merkezli teknoloji şirketlerinin üretim zincirlerinin önemli bölümü hâlâ Çin’e bağlı durumda.
Ayrışma politikaları ekonomik gerçeklere çarptı
Washington’un son yıllarda uyguladığı teknoloji kısıtlamaları ve ek gümrük tarifeleri iki ekonomi arasındaki gerilimin ana eksenlerinden biri haline geldi. ABD yönetimi özellikle gelişmiş çip ihracatına yönelik kısıtlamaları genişletirken, Çin de buna karşılık kritik mineraller ve bazı stratejik hammaddelerde ihracat denetimlerini artırdı. Buna rağmen iki ülke arasındaki ekonomik bağ tamamen kopmuş değil. 2025 boyunca Çin’de faaliyet gösteren Amerikan şirketlerinin toplam doğrudan yatırımlarının yaklaşık 126 milyar dolar seviyesinde kaldığı belirtilirken, Apple, Tesla ve Boeing gibi şirketlerin Çin pazarına bağımlılığı sürüyor.
Çin tarafı ise ekonomik ilişkilerde “ayrışma” yerine “istikrarlı rekabet” yaklaşımını savunuyor. Pekin yönetimi özellikle yapay zeka, enerji güvenliği, bulaşıcı hastalıklarla mücadele, telekom dolandırıcılığı ve kara para aklama gibi alanlarda iş birliği kapasitesinin artırılabileceğini düşünüyor. Bunun yanında gıda güvenliği ve bölgesel krizler konusunda koordinasyon çağrısı yapılması da dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, Çin’in son yıllarda sıkça dile getirdiği “küresel yönetişimde ortak sorumluluk” söyleminin Washington’a yönelik diplomatik uzantısı olarak değerlendiriliyor.
Tayvan kırmızı çizgi olmaya devam edecek
Trump’ın ziyareti öncesinde piyasalarda oluşan beklenti de dikkat çekiyor. Özellikle Asya borsalarında teknoloji ve lojistik şirketleri yükseliş kaydederken, yatırımcıların iki ülke arasında yeni bir ticaret krizinden kaçınılacağı beklentisini fiyatladığı görülüyor. Küresel tedarik zincirlerinin hâlâ Çin merkezli üretim kapasitesine bağımlı olması nedeniyle Washington ile Pekin arasındaki her diplomatik temas enerji fiyatlarından konteyner taşımacılığına kadar geniş bir ekonomik etki yaratıyor. Uluslararası finans çevreleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden sertleşmesi halinde yalnızca Asya ekonomisinin değil Avrupa’daki üretim zincirlerinin de baskı altına gireceğini düşünüyor.
Öte yandan ziyaret öncesinde en hassas başlıklardan biri Tayvan olmaya devam ediyor. Çin yönetimi Tayvan konusunu “aşılmaması gereken ilk kırmızı çizgi” olarak tanımlamayı sürdürüyor. Özellikle ABD’nin Tayvan’a silah satışları, Pekin’in Washington’a yönelik en sert tepki verdiği başlıkların başında geliyor. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Trump’ın Çin ziyareti sırasında iki liderin Çin-ABD ilişkileri ile dünya barışı ve kalkınmasını ilgilendiren konularda kapsamlı görüş alışverişinde bulunacağını açıkladı. Guo, Trump’ın Tayvan’a yönelik ABD silah satışlarını gündeme getireceğine ilişkin açıklamalarına yanıt verirken, Çin’in bu konudaki tutumunun “son derece net ve tutarlı” olduğunu söyledi.
Pekin yönetimi “Tek Çin” ilkesine bağlılığın ve geçmiş ortak bildirilerde yer alan taahhütlerin korunmasının ilişkilerin sürdürülebilirliği açısından temel ön koşul olduğunu savunuyor. Çin ayrıca Tayvan bağımsızlığına yönelik her türlü girişimin bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurgularken, Washington’dan ayrılıkçı hareketlere karşı açık biçimde pozisyon almasını bekliyor. Trump’ın ziyaretinde Tayvan başlığının yalnızca ikili ilişkilerin değil, Hint-Pasifik’teki askeri dengelerin geleceği açısından da belirleyici dosyalardan biri olması bekleniyor.




