Umut TEZERER

CGTN Türkçe Servisi

Bu söyleşimizde konuğumuz bir doktora öğrencisi. Hacettepe Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve Gazi Üniversitesi’nde ekonomi okuyan Orçun Göktürk, Çin’e 2018’de geliyor. İlk masterını Uluslararası Ekonomi ve Ticaret Üniversitesi'nde “Uluslararası İlişkiler” alanında, ikinci masterını ise Tsinghua Üniversitesi’nde “Kamu Yönetimi” alanında yapıyor. Halen Beijing’de doktora eğitimine devam ediyor.

Yurt dışı eğitim kariyerinde neden Çin'i tercih ettin?

Lise yıllarımda Çin devrimini okumaya başladım. Özellikle anti-emperyalist mücadele beni çok etkiledi. Bizim çok politik bir ülkemiz var. Hacettepe’de okurken, daha da politikleştik. Ben, ülkemizin bağımlılık ilişkisinin yaratılmasında Batı’nın çok olumsuz etkisi olduğunu, Batı etkisinden kurtulunca da gençliğin özgürleşeceğini düşünüyorum.

Batı tarihte çok büyük devrimler, hizmetler yaptı ve bugünkü dünyanın şekillenmesinde önemli rol oynadı. Fakat bu olumlu yanları 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra geriledi.

Bizim bağımsızlık savaşımız da Batı’ya karşı bir savaş aslında. Biz Atatürkçülüğü, Atilla İlhanlardan böyle öğrendik. O yüzden batıcılıktan kurtulunca insan, biraz daha Doğu’ya yöneliyor. Türkiye’nin Asya kökenlerini anlamak, araştırmak... Dünyayı anlamak için Çin’in, özellikle ekonomik mucizesini, kalkınma felsefesini ve Batı emperyalizminden farklı olarak askeri işgallerle bağımlılık ilişkisi kurmak yerine, “kazan-kazan” dedikleri, karşılıklı saygı ve iç işlerine karışmama siyasetini... Tüm bu felsefeleri öğrenmek için buraya geldim.

Türk gençliğinin çoğunun hala Batı’ya gitme isteğinin bu liberal virüsten kaynaklandığını düşünüyorum. Ben ondan kurtulmak için buraya geldim.

Çin’in eğitim sistemini nasıl buluyorsun?

Çin’deki eğitim sistemi diğer sistemlerden çok farklı değil. Aslında bu bir ülkenin kuruluş felsefesi ve temel prensipleriyle çok alakalı. Çin'de hakim olan eğitim sistemi Batı merkezli. Özellikle mühendislik alanında bu böyle. Ben kendi alanım olan sosyal bilimler alanından bahsedeyim. Burada, hem Çin’in kendi öz kaynaklarına, Çin felsefesine, Antik Çağ'a dayanan hem de 1949 devriminden sonrasının biraz harmanladığı ve aynı zamanda Batı’dan da öğrenmeye çalışan bir sistem var. Aslında bu karmaşık yapı Türkiye’de de var. Hatta Türkiye, Çin’den daha karmaşık.

O yüzden eğitim sistemi aslında Türkiye’den çok farklı değil. Sosyal bilimler anlamında örneğin doktora okuma listemizin çoğu Cambridge ya da Oxford’un okuma listesiyle aynı. Tabii belli başlı alanlarda bazı farklılıklar var. Örneğin; Marksizm çalışmak isteyen birisi Marksizm çalışabiliyor ama Marksizm Enstitüleri daha çok Çinlilere yönelik. Ya da yabancı diplomat yetiştiren bazı özel üniversiteler var, %99’u Çinli.

Çin özellikle 1978-79 dışa açılma ve reformdan sonra Batı’dan öğrendi, Batılı yatırımları aldı ve geliştirdi. Trump geçen yıl “DeepSeek açıklandığında Silikon Vadisi uyanmalı, bu bizim için bir uyanış çağrısı olmalı, Çin bizi geçiyor” demişti. İşte bu durumu mühendislikte görebiliyoruz. Çin öğrendi. Zaten bilgi, kümülatif ilerliyor. Yazının bulunuşundan Mısırlılara, Sümerlere kadar gidelim? Tüm insanlığın ortak birikimi. Yaklaşım 5000 yıllık kültürü ile Çin, insanlığın ortak birikimine çok büyük katkılar yaptı. Kağıt burada bulunuyor, pusula burada bulunuyor, matbaa, barut, daha birçok şey...

Şimdi Batılılar, “Ejderha geri döndü” diyor. Ancak “ejderha” burada çok olumlu bir simge, Batı ise korku anlamında kullanıyor. Bence eğitim anlamında da geri dönüyorlar. Edebiyatta, felsefede bunu önümüzdeki dönemde daha net göreceğiz.

Gelmeden önce kafandaki Çin ile yaşayıp tecrübe ettiğin Çin’i kıyaslar mısın?

İnsanoğlunun yapısı gereği ön yargılı bir varlık. Bu ön yargı her zaman bizde olduğu gibi kötü anlama gelmiyor. Güzel bir ön yargıda da bulunabilirsiniz. Çin, sosyalizm olarak Sovyet deneyiminden sonraki en büyük ikinci ülke. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Venezuela ve Küba gibi deneyimler de var ama bunlar daha küçük ülkeler. Çin, tıpkı Rusya gibi büyük bir imparatorluk geleneğine sahip ve sosyalizmin inşasında çok büyük bir örnek oluşturuyor. Bu açıdan baktığımda, beklentim neydi? Bu kadar fazla Starbucks ya da McDonald's görmemek. Ancak, bu ön yargı ilk başta sizi etkiliyor fakat şunu anlıyorsunuz; bu bir süreç. Mao Zedong'un dediği gibi, “Birin içerisinde iki vardır”. Doğduğumuzda aynı zamanda ölmeye de başlıyoruz. Filizlenen bir çiçek zamanla solan bir yaprağa dönüşecek. Çin halkını tanıdıkça, onların yardımseverliğini ve paylaşma kültürünü tanıdıkça insan daha farklı düşünmeye başlıyor.

Çin’in 15. Beş Yıllık Plan toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi
Çin’in 15. Beş Yıllık Plan toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi
İçeriği Görüntüle

ÇKP (Çin Komünist Partisi) halkın çok büyük desteğine sahip. Amerikan anket şirketi PEW (Pew Research Center), 2009-2019 arası kapsayan 10 yıllık bir araştırma yapmıştı. Çin halkının %92'sinden fazlası ÇKP'ye ve Xi Jinping dönemine güveniyor ve olumlu bakıyor. Amerika’da bunu bulamazsınız. %90'ı Trump'ı desteklemez, %90'ı Biden'ı desteklemez. Bu salt demokrasi demek değil. Tam tersine güven demek. Sonuçta halkla beraber yönetim. Çin biraz bunu gösteriyor. Gelmeden önce tasavvur ettiğim Çin’den gelince farklısını buldum. Ve, hala öğrenmeye çalışıyorum Çin toplumunu.

İki toplumun birbirine benzeyen yanları neler?

Çok büyük benzerlikler var. Ben Türkmenim. Türkmen bir köyde büyümüş bir babanın oğluyum. İlk yemek kültürü çok dikkatimi çekmişti. Aynı bizim köydeki masalar gibi yemek ortak, aynı kaptan alınıyor. Ve, insanların paylaşma duygusu tiksinme duygusunun önüne geçiyor. Aynı kaptan yemek bazı insanların hoşuna gitmeyebilir. Ayrı tabağının, kendi çatal kaşığının olması ve tabii hijyen çok önemli ama aslında bu da bir bireycilik. Ortadan, ortak bir kepçeyle yemeğin tabağa alınması ve onun paylaşmak... Bu benim çok dikkatimi çekmişti.

Çay kültürü de çok önemli. Biz Türkler çayı çok seviyoruz. Çay zaten bize Çin’den geliyor, çay kelimesi “Cha” demek burada. Paylaşım kültürümüzde çok büyük benzerlikler var.

Bu konuda başımdan geçen bir hikayemi anlatmak isterim... Burslu olarak ilk geldiğimde yurtta yer yoktu, okul beni bir otele yerleştirdi. Otel biraz okula uzaktı. Bir gün sınavım var, ben yanlış otobüse binmişim ve sınavımı kaçırmak üzereyim. Çincem de çok iyi değil. Sadece, “Wo yao kaoshi, wo milu le - Sınavım var, kayboldum” demeyi biliyorum. Otobüste 40 kişi vardı Umut Bey, 40'ı da bana yardım etmeye çalışıyor. Yani otobüs durdu. İçinde işine giden var, belki hastaneye gidecek olan var. Orada bir yabancı öğrenci sınavını kaçırmasın diye otobüs resmen rotasını değiştirecekti. O an anladım bir yabancıya verilen değer, onun sorununu paylaşma ve çözmeye çalışma... Türkiye’de de böyledir. Yabancı görünce, bilmesek dahi yardım etmeye çalışırız değil mi? Burada yaşamak bana Asyalı olduğumuzu hatırlattı. Türkiye’nin Asya ile çok derin ortak bağları var.

Kayseri mantısı mı, Çin mantısı mı?

Şu an rejimdeyim. Çin mutfağı rejime düşman bir mutfak değil. Zaten Çinliler Batıdaki gibi büyük bir obezite sorunu yaşamıyor. Özellikle baharat ve acı kullanımı çok iyi. “Chuanr” (Çöp şiş) çok seviyorum. Özellikle Sincan (Xinjiang) restoranlarını çok beğeniyorum. Pekin Ördeği, yağlı kısmı dışında bence çok otantik bir yemek. Ve, tabii Kayserili olduğum için mantı. Çin mantısıyla (Jiaozi) Kayseri mantısı arasında büyük farklılıklar var, burada daha büyük yapıyorlar. Ne zaman canım mantı çekse sarımsaklı yoğurt yapıp, böyle Kayseri usulü salça falan, Jiaozi yiyiyorum.

Çin'deyken Türkiye'den özlemini duyduğun şeyler ne?

Burada çok az Türk var. Bazen insan, kanlı-canlı Türkçe konuşmayı çok özlüyor. Daha fazla Türk'ün gelmesi lazım. Ben hep çevreme, Türk öğrencilere, Türk iş adamlarına “Daha fazla buraya gelin” diyorum. Türk toplumunun burada az olması bazen canımı sıkıyor. En çok özlediğim şeylerden biri bu. Burada çok sayıda Türk restoranı var ama en çok özlediğim şeylerden biri de annemin yemekleri. Bu arada ne zaman Türkiye'yi özlesem anında Çin'i de özlemeye başlıyorum. Yani bu böyle bir ikilem, karmaşık bir durum.

Çin hızla ve devamlı gelişiyor. Özellikle dijitalleşme hakkında ne düşünüyorsun?

İlk geldiğim sene çok şanslı bir yıldı. WeChat 2017’de mini programlar eklemişti ve süper bir uygulamaya dönüşmüştü. Hatta bununla ilgili bir kısa belgesel yapmıştık Türkiye'de. Beni en çok etkileyen şey o olmuştu. WeChat kullanarak dizi izleyebiliyorum, ödeme yapabiliyorum, WeChat ile ailemle, arkadaşlarımla konuşabiliyorum, WeChat'ten makale okuyabiliyorum ve WeChat'te paylaşım yapabiliyorum. Tabii dijitalleşmenin olumlu yanları var ama getirdiği olumsuzluklar da var. Örneğin 80 yaşında Çinli bir amca, çok dinç bisiklet sürüyor fakat telefonla alışveriş yapamayabiliyor. Fazla dijitalleşmenin insanları birbirinden uzaklaştırdığını da düşünüyorum. O yüzden “People to People” (insandan insana) demokrasi dediği şey Çin'in, aslında sosyal hayatta da olmalı. Kanlı-canlı sohbet etmeliyiz, birbirimize dokunmalıyız.

Ayrıca önemli olan teknolojinin kim tarafından kontrol edildiği. Halkın güvendiği bir hükümet tarafından kontrol ediliyorsa bu çok olumlu bir şey. COVID döneminde insan sağlığını korumak için ÇKP öncülüğünde özellikle dijital ortamın ne kadar olumlu kullanıldığına şahit olunca çok şaşırdım. Çünkü biz bunu tam yapamadık, Batı da yapamadı.

Türkiye'de HES uygulaması vardı...

Türkiye'de HES vardı. Evet kullanışlıydı. Ama HES daha önce kullanılan bir sistem değildi. WeChat daha önce kullanılan bir sistem olduğu için mevcut bir alışkanlığa yeni bir şey entegre etmek çok daha kolay oluyor. Zuckerberg 2019’da “Dünyada ilk defa bir sosyal medya uygulamasına payment, ödeme sistemi getireceğim.” demişti. Zuckerberg'in WeChat'ten, Alipay'den haberi yok. WeChat zaten bunu yapıyor. Alipay bunu ilk kuruluşundan beri yapıyor. Dolayısıyla dijitalleşme konusunda bir sürü olumlu örnek sayabilirim .

Çin'de yaşamak sana neler kattı?

Artık sıcak su içiyorum. Şaka bir yana çok şey kattı. Birincisi çok barışçıl bir toplum. Yanlış anlaşılmasın ama biz biraz daha stresliyiz. Günlük hayatımız, trafik, özellikle İstanbul'da yaşam. Beijing 25 milyonluk bir şehir, her yerde trafik var ama o barışçıl toplum. Daha sakin yaşama, plan, disiplin ve çok çalışkanlar. Bir büyüğüm şöyle demişti; “Çin mucizesi dağları eritilerek kazanıldı.” Çok büyük çalışmalarla, emekle... Atatürk'ün mottosu da bu değil mi, “Tek ihtiyacımız olan şey çalışmak.” İnsan ruhunu, sağlığını etkileyen fazla mesai vb. sorunlar her yerde olduğu gibi Çin'de de var. Ancak, 70 yılda bir ülkenin, Afrika'dan bile daha geriyken, şu an dünyanın en büyük üretici ülkesi konumuna gelmesinin ardındaki en büyük gerçek: Çalışmak! Kısacası Çin’in bana kattığı en büyük iki şey; daha barışçıl bir yaşam ve daha disiplinli çalışmak diyebilirim.

Peki Çin'de en çok neyi seviyorsunuz?

Yeni bir yer keşfetmeyi çok seviyorum. Özellikle Beijing “Hutong”larıyla ünlü bir şehir. İlk kez Yuan Hanedanlığı döneminde (1280-1368) inşa ediliyor. Bizim köy evleri gibi ama şehir merkezinde. Tek katlı, ortak bahçesi hatta ortak banyo ve tuvaleti olan yapılar. Şimdi bu mekanları kafe ya da mağaza yapmaya başladılar. Beijing'de ayakta kalan 1600'den fazla Hutong var. Hutong tarihini araştırıyorum, hemen hemen hepsini keşfetmeye çalışıyorum. Yarısından çoğunda yaşam sürüyor. Pekin'e özel ve beni Çin'de hissettiriyor. Gerçi Pekin'in birçok yeri beni daha Çin'de hissettiriyor. En sevdiğim şey bu olabilir.

Öğrencileri Çin'e davet ediyorsun. Onlar için Çin'e gelmenin avantajı ne?

Çok büyük artısı var. Bir kere çok gelişen bir ülke. Bu Fizik kanunu, kütle çekim yasası gibi bir şey. Yani büyük kütle küçüğü çeker. Buranın büyük bir hacmi var, büyük bir kütle. Özellikle ekonomi, uluslararası ilişkiler ve mühendislik öğrencileri... Çin dünyanın en iyi üniversitelerine sahip ve dünyanın en fazla burs veren ülkesi. Bildiğim kadarıyla yarım milyon yabancı öğrenciye burs veriyor. Yarım milyon öğrenci hem konaklıyor hem de aylık masrafları karşılanıyor. Çok rahat yaşayabiliyorsunuz.

Ve, Çince çok önemli bir dil. 21. Yüzyılın en önemli dillerinden biri. Tarihi anlamak açısından da önemli. Zaten Türk tarihi için tarihçilere önerim; Daha fazla Türk tarihçisi ve Türkolog adayı buraya gelmeli ki Antik Çağ Çincesini öğrenip Türk tarihiyle ilgili keşfedilmeyen binlerce belge keşfedilsin. Bugün herhangi bir Türkolog, Çince bilmeden iyi bir Türkolog olamaz.

Arkeoloji, tarih, mühendislik, bilgisayar sistemleri, yapay zeka, uluslararası ilişkiler, ekonomi, felsefe... Bölümleri ne olursa olsun, Türk öğrencilerin buraya gelmeleri, burayı öğrenmeleri, ülkemizle sentezlemeleri, öğrendiklerini Türkiye'ye aktarmaları ve beraber bilime katkı sunmaları verebileceğim en önemli öneri olabilir.

Doktoradan sonra dönecek misin yoksa Çin'de kalmaya devam mı?

Birinci hedefim dönmek, ülkemi çok özledim. Diğer bir açıdan Çin'i çok seviyorum. Dönersem, burayı çok özleyeceğimi biliyorum. Belki dönüp biraz kalıp gelebilirim ya da Çinceyi daha da ilerletmek için biraz daha kalabilirim. Şu an Çincem orta seviyenin biraz üzerinde. Daha ileri seviyeye taşımak için burada yaşamak çok önemli. Sokak Çincem çok iyi durumda ama Suriye krizini anlatırken Çince terimler kullanmak istiyorum, İngilizce anlatmak istemiyorum. Çince çok önemli. Türkiye'nin en iyi Çin uzmanı olmak istiyorum. Doktoramın bitmesine daha 1,5 yıl var. Bakalım, zaman ne gösterecek.

MİNİ ANKET

Çin'deki genel yaşam kalitesinden memnuniyet seviyen?

9.

İş, kariyer memnuniyeti?

8 diyebilirim.

Çin toplumuna uyum..

Tamamen entegre olmuş olabilirim, 10.

Çin'deki ulaşım ve altyapıya puanın?

10 üzerinden 20.

Gerçekten çok gelişmiş. Hızlı tren, bizim Cumhuriyet felsefesi “demir ağlarla örme”, burada hayata geçirilmiş. Zaten Türk devrimiyle Çin devrimi birbirine çok benziyor. Türkiye’de Atatürk devrimi yarım kalmasaydı biz de ülkemizde bu gelişmeleri görebilirdik. Muhteşem bir sistemleri var. Yani en uzak yere çok hızlı trende çok kısa sürede gidilebiliyor.

Çin mutfağına ne kadar uyum sağladın?

Yeni başlayan biri için 5-6 olabilir, çok kolay değil.

Kendi adıma 8-9 diyebilirim.

Günlük yaşamda Çince iletişim kurarken ne kadar rahatsın?

Çok rahatım. 9 diyeyim buna da.

Çin'de kendini ne kadar güvende hissediyorsun?

10. Tamamen güvende hissediyorum.

Sağlık hizmetleri memnuniyet düzeyin nedir?

İlk geldiğimde sağlık sisteminin bizim ülkemizden çok da ileri olmadığını gördüm. Biz de sistem daha kamucu. 2018 yılından bahsediyorum. Türkiye’de kalp krizi geçiren bir insan özel hastanede ücretsiz ameliyat olabiliyor fakat Çin’de bu olanak yok. Yaklaşık 4 ay önce de bir yirmilik diş sorunu yaşadım. O zaman anladım ki sağlık sistemi çok gelişmiş. Yanıtım 9.

Burada elçilik ya da enstitüler vb. üzerinden Türk kültürüne erişimden ne kadar memnunsun?

Bu bence biraz karşılıklı. 7 diyeyim bu soruya. Türk lobisinin daha gelişkin olması lazım. Çok güçlü bir Amerikan lobisi var burada, bu çok belli olmuyor. Rus lobisi çok güçlü, Kore lobisi çok güçlü. Bizim misyonlarımızdan biri de bunu güçlendirmek.

Çin'de yaşamayı tavsiye eder misin?

10'da 10 tavsiye ederim. Özellikle Çince öğrenmeye başlamış, sadece “merhaba” diyen bile buraya gelip Çincesini çok rahat geliştirebilir. Dünyanın en zoru dili deniliyor. Evet belki yazması, konuşması zor ama Çince çok önemli bir dil.

Çok teşekkür ederiz

Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun.