CGTN Dış Haberler Servisi
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ikinci dönemi Avrupa açısından zorluklar üretmeye devam ediyor. Ticaret savaşları, adaletsiz anlaşmalar ile başlayan süreç Grönland’ın ilhak planı ile zirveye çıkarken, ABD’nin İran seferine Avrupa’nın temkinli yaklaşması yeni bir krizin habercisi olarak kabul edilebilir. Ekonomi ve askeri işbirliğinin geleceğine dönük olumsuz atmosferin geçici olmadığı, aksine ideolojik yaklaşımlarla desteklendiği ABD Başkanı Yardımcısı J.D. Vance’in açıklamaları ile ortaya çıktı. ABD milliyetçiliğe, tek taraflılığa, liberalizme ve geleneksel Hristiyanlık değerlerine yönelirken, Avrupa’nın büyük bölümü açık kapı politikası ve çok taraflılıkta ısrar ediyor.
Transatlantik çelişkinin hızla büyüdüğü süreçte Avrupa’nın Çin ile ilişkileri ise tartışılmaya devam ediyor. ABD’nin en önemli dış politika dergilerinden biri olarak kabul edilen Foreign Affiairs’te yayınlanan “Avrupa’nın hala Çin’e ihtiyacı var” başlıklı makalede Pekin yönetimi ile kurulacak hattın faydalarına dikkat çekildi.
Benzerlikler ve ayrımlar
Çin’in Birleşmiş Milletler gibi çok taraflılığı temsil eden kurumlara sahip çıktığı, Dünya Ticaret Örgütü’nün rolünde ısrar ettiği, iklim krizi konularını ciddiye alarak politikalar ürettiğini anımsatan makalede “İran ve Gazze savaşları gibi bölgesel sıcak başlıklarda da Çin ile Avrupa arasındaki mesafe tarafların ABD ile arasındaki mesafeden daha küçük” denildi.
Avrupa’nın ABD ile tarihsel ve sosyolojik yanlarına paralel olarak Ukrayna ve ekonomik rekabet konularında Çin ile rekabet içinde olmasının da sürecin farklı bir boyutu olduğunu öne süren makalede bir grup Çinli analistin Avrupa’yı “küresel ilişkileri sıfırlayacak bir umut kaynağı değil, zayıf ve iki yüzlü” gördüğü öne sürüldü.
Avrupa ve ABD hattındaki çelişki “ruha” ilişkin
Tshinghua Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Güvenlik ve Strateji Merkezi Direktörü Da Wei tarafından kaleme alınan makalede Avrupa’ya gerçek bir kutup işlevi görme çağırısında bulundu. Avrupa’nın gerçekten bağımsız bir ruha ihtiyaç duyduğunu aktaran makalede “Çin değişen küresel düzende Avrupa’yı büyük bir kutup olarak görüyor ve ABD’nin baskısını dengelemek için Avrupa’nın bu rolü yerine getirmesini bekliyor. Buna karşın gerçek bir kutup gibi işleyebilmesi için Avrupa’nın yalnızca daha fazla savunma harcaması yapmak gibi fiziksel kaslara ihtiyacı yok. Daha bağımsız bir ruha ihtiyacı var.” İfadeleri kullandı.
Çin ve Avrupa arasındaki çelişkilerin her şeye rağmen Avrupa ve ABD arasındakilere oranla tolere edilebilir olduğunu savunan makalede şunlar şu değerlendirmelere yer verildi:
“Çin ve Avrupa arasındaki çelişkiler belirli başlıklardaki anlaşmazlıklara dayanırken, ABD ile Avrupa arasındaki bölünme Avrupa kimliğinin özüne yansıyor. Alışılmış görüş Çin-Avrupa ilişkilerinin ABD-Avrupa çelişkisinden çok daha büyük olduğu yönündedir. Oysa ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Avrupalılara sunduğu dünya görüşü ışığında bunun artık açıkça doğru olmadığı görülüyor. Çin-Avrupa gerilimi esas olarak maddi çıkarlara ilişkindir. ABD ile Avrupa arasındaki gerilim ise ruha dairdir.”




