Kahramanmaraş’ta 15 Nisan’da meydana gelen ve 10 kişinin hayatını kaybettiği trajik saldırının ardından toplumda oluşan şok ve endişe hali sürerken, olayın etkileri geniş çapta hissedildi.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Doğan, son gelişmeleri CGTN Türk’te gazeteci Özgür Özbakır’ın programında değerlendirdi.
"Şiddet tek bir nedene indirgenemez"
Toplumda bu tür olayların ardından genellikle sadece dijital oyunlar veya aile eğitimi gibi tek bir odak noktasının suçlandığını belirten Prof. Dr. Burak Doğan, şiddetin aslında çoklu faktörlerin bir bileşimi olduğunu vurguladı. Doğan’a göre, bir çocuğun suça karışması; biyolojik yatkınlık, genetik özellikler, aile içi olumsuz rol modeller ve travmatik yaşam koşulları gibi pek çok etkenin birleşerek bardağı taşırmasıyla gerçekleşmektedir. Özellikle suçun normalize edildiği ortamlarda büyüyen çocukların, sorunları şiddetle çözmeyi bir "güç gösterisi" olarak algılayabildiklerine dikkat çekti.
Akran zorbalığının karanlık yüzü
Günümüzde çocukların kontrolsüz ekran kullanımı ve özellikle FPS (birinci şahıs vuruş) oyunlarına maruz kalması, muhakeme yeteneklerini ve dikkat fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek dürtüselliği artırabilmekte. Bununla birlikte, modern toplumda "vicdani yapının erimesi" ile karakterize edilen akran zorbalığı, sıradan arkadaş çatışmalarından ayrılıyor. Arkadaş çatışmalarında vicdan bir fren mekanizmasıyken, akran zorbalığında mağdurun acı çekmesi faili daha da kışkırtabiliyor ve bu durum psikopatik eğilimlerin önünü açabiliyor.
Yargısız infaz tehlikesi
Olayların hemen ardından kısıtlı bilgilerle yapılan kesin yargıların tehlikelerine değinen Doğan, "masumiyet karinesinin" önemini hatırlattı. Toplumun ve medyanın hızlıca mahkeme kurup çocukları etiketlemesi (stigmatizasyon), hem bu çocukların adalete olan güvenini sarsmakta hem de ileride oluşabilecek benzer risklerin önlenmesini zorlaştırmaktadır.
Travmatik toplumsal olaylar çocuklara nasıl anlatılmalı?
Yaşanan bu acı olayların ardından ailelerin çocuklarıyla kuracağı iletişim, iyileşme sürecinin en temel taşını oluşturmaktadır. Uzmanlar, yaşananları tamamen yok saymak ya da çocuğu üzerinde baskı kurarak hiçbir şey olmamış gibi davranmak yerine, öncelikle güven ilişkisinin yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Bu travmatik süreçte çocuklara sadece hazır cevaplar vermek yerine, onların iç dünyalarında biriken soruları sormasına ve duygularını ifade etmesine mutlaka fırsat tanınmalı.
Ebeveynler, çocuklarına açıklama yapmadan önce onların ne hissettiğini ve ne düşündüğünü sabırla dinlemeli, zihinlerindeki yanlış bilgileri düzeltmek için yaşına uygun, dürüst ve sade bir dil kullanmalı. "Evet, hepimiz üzüldük ama yetkililer önlem alıyor ve hayat devam ediyor" şeklindeki dengeli bir yaklaşım, çocuğun kaygısını dindirmeye yardımcı olur. Unutulmamalıdır ki çocuklar sadece söylenen kelimelere değil, ebeveynlerinin gözlerindeki ifadeye ve tepkilerine de bakarlar. Bu nedenle, anne ve babaların soğuk kanlı kalabilmesi ve kendi kaygılarını yönetebilmesi, çocuğun kendini güvende hissetmesi için en kritik dayanaktır.





