CGTN Türk Dış Haberler Servisi
ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma kararı, uzun süredir perde arkasında biriken transatlantik gerilimi açık bir stratejik krize dönüştürdü. Washington yönetiminin Almanya’dan binlerce askeri çekme hazırlığı Avrupa başkentlerinde “güvenlik mimarisinin çöküşü” tartışmalarını yeniden alevlendirirken, kıta siyasetinde yıllardır slogan düzeyinde kalan “stratejik özerklik” söylemi ilk kez zorunlu bir güvenlik başlığına dönüşüyor.
Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısında konuşan Avrupalı liderler kamuoyu önünde soğukkanlı mesajlar vermeye çalışsa da, Avrupa basını ve diplomatik çevreler gelişmeyi NATO sonrası dönemin ilk büyük kırılması olarak yorumluyor.
AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas, ABD askerlerinin Avrupa’dan çekilmesinin uzun süredir konuşulduğunu ancak açıklamanın zamanlamasının sürpriz olduğunu söylerken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Avrupalıların artık “kendi kaderlerini kendi ellerine aldığını” ve savunma harcamalarını artırarak ortak güvenlik çözümleri üretmeye başladığını savundu. Bu açıklamalar, Avrupa’nın uzun yıllardır Washington’ın askeri şemsiyesi altında sürdürdüğü güvenlik modelinin artık sürdürülebilir görülmediğini ortaya koyuyor.
İran kırılmayı hızlandırdı
Avrupa’daki hattındaki kırılmanın İran savaşıyla birlikte hızlanması dikkat çekiyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından Washington yönetimi Avrupa’dan sadece diplomatik destek değil doğrudan askeri katkı talep etti. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlar konusunda Almanya, İspanya ve İtalya’nın isteksiz davranması Beyaz Saray’da ciddi rahatsızlık yarattı. Sonrasında ABD’nin bu ülkelere yönelik asker çekme tehdidini gündeme getirmesi, NATO içerisindeki “koşulsuz Amerikan koruması” anlayışının fiilen aşınmaya başladığını gösterdi. Nitekim kriz yalnızca askeri başlıklarla sınırlı kalmadı.
ABD yönetiminin Avrupa otomobil ve kamyonlarına yönelik gümrük tarifelerini yüzde 25’e çıkaracağını açıklaması, transatlantik ilişkilerde ekonomik baskının da yeni dönemin ana araçlarından biri haline geldiğini gösterdi. Avrupa başkentlerinde giderek daha yüksek sesle “ Washington artık güvenlik garantilerini stratejik sadakat karşılığında sunuyor. Başka bir ifadeyle Avrupa’nın ABD çizgisinden sapmasının ekonomik maliyetleri olacağı açık biçimde hissettiriliyor.” mesajı konuşuyor.
Washington kazandı faturayı Avrupa ödedi
Rusya-Ukrayna krizi de Avrupa açısından bu bağımlılığın ekonomik maliyetlerini görünür hale getirdi. Avrupa ülkeleri Ukrayna’ya gönderilen milyarlarca dolarlık silahın maliyetini üstlenirken, Rus enerji kaynaklarından kopuş nedeniyle enerji fiyatlarında tarihi artışlarla karşı karşıya kaldı. Özellikle Alman sanayisi yüksek enerji maliyetleri nedeniyle ciddi rekabet kaybı yaşadı. ABD ise hem enerji ihracatını artırdı hem de Avrupa’nın savunma harcamalarındaki yükselişten ekonomik kazanç elde etti. Avrupa kamuoyunda son dönemde sıklaşan “Washington savaştan kazandı, faturayı Avrupa ödedi” yorumları bu nedenle tesadüf değil.
Avrupa bugün Soğuk Savaş sonrası dönemin en kritik stratejik sorularından biriyle karşı karşıya bulunuyor: ABD’nin güvenlik şemsiyesi küçülürken kıta kendi askeri, ekonomik ve diplomatik kapasitesini gerçekten bağımsız hale getirebilecek mi? Şimdilik Avrupa başkentlerinden gelen mesajlar daha sert, savunma bütçeleri daha yüksek ve söylemler daha iddialı görünüyor. Buna karışın kıtanın onlarca yıllık Amerikan bağımlılığını kırıp kıramayacağı, yalnızca NATO’nun değil küresel güç dengesinin geleceğini de belirleyecek.



