Haber Merkezi
Lübnan ordusu, ABD'nin askeri yardım programı kapsamında 47 Humvee tipi zırhlı araç ve 5 kamyon teslim aldı. Lübnan ordusundan yapılan açıklamada, araçların Beyrut Limanı'nda teslim alındığı ve yardımın ordunun operasyonel kapasitesini artırmayı ve birliklerin hazırlık seviyesini yükseltmeyi amaçladığı belirtildi.
Teslimat, 20 Eylül'de çeşitli mühimmat taşıyan 70 konteynerin Lübnan'a ulaştırılmasının ardından gerçekleşti. Beyrut yönetimi, İsrail'in ülkenin güneyinden çekilmesini sağlamak ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması da dahil olmak üzere silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinde ordusunu güçlendirmek için uluslararası destek arıyor.
Başbakan Nevvaf Selam, Washington'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmede Amerikan desteğinin sürdürülmesini istedi. Rubio ise ABD'nin desteğinin devam edeceğini açıkladı.
Ancak Washington'un desteğinin koşulsuz olmadığına ilişkin işaretler giderek güçleniyor. Lübnanlı siyasi ve diplomatik kaynaklara göre ABD, uluslararası fonların devamını Lübnan'ın İsrail'le yürüttüğü müzakerelerde "somut ilerleme" sağlamasına bağlıyor. Bunun merkezinde ise Hizbullah'ın silahsızlandırılması için sahada atılacak adımlar bulunuyor.
ABD Kongresi'nde görüşülen bir yasa tasarısı, Lübnan'a beş yıl içinde toplam 1,2 milyar dolarlık yardım öngörüyor. Ancak bu kaynağın tek seferde değil, "bir adım karşılığı bir adım" anlayışıyla, Lübnan'ın attığı adımlara bağlı olarak kademeli biçimde serbest bırakılması planlanıyor.
Çerçeve anlaşması ve "Pilot Bölge"
Bu denklemde belirleyici metinlerden biri, 26 Haziran 2026'da imzalanan ABD-İsrail-Lübnan üçlü çerçeve anlaşması.
14 maddelik anlaşmaya göre Lübnan ordusunun ülke genelinde devlet otoritesini yeniden tesis etmesi, devlet dışı silahlı grupların "doğrulanabilir biçimde" silahsızlandırılması şartına bağlanıyor. Bu şart yerine getirildiğinde İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Lübnan topraklarından kademeli olarak çekilmesi öngörülüyor.
Böylece anlaşma, İsrail'in çekilmesi ile Hizbullah'ın silahsızlandırılması arasında bir ön koşul ilişkisi kuruyor. Buna göre Lübnan ordusunun öncelikle Hizbullah'ın etkin olduğu bölgelerde silahsızlandırma sürecini yürütmesi, İsrail'in ise ancak bunun ardından çekilmeyi değerlendirmesi bekleniyor.
"Pilot bölge" uygulaması da bu mekanizmanın bir parçası. İsrail'in çekildiği belirli bölgelerde güvenlik sorumluluğunu Lübnan ordusu devralıyor. Ordu, bu bölgelerde Hizbullah'ın silahlı varlığının sona erdirildiğini ve devlet otoritesinin tesis edildiğini ortaya koymakla yükümlü.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, anlaşmayı "İran dışarı, Hizbullah dışarı, İsrail ile Lübnan arasında barış yolu içeri" sözleriyle tanımladı. Rubio, Selam ile görüşmesinin ardından ABD'nin "egemen, Hizbullah ve İran etkisinden arındırılmış bir Lübnan'ın yanında" olduğunu söyledi.
İsrail'in çekilmesi neden koşullu?
İsrail, anlaşmayı Lübnan'dan koşulsuz bir çekilme taahhüdü olarak yorumlamıyor. İsrailli yetkililer, çekilmenin doğrudan Hizbullah'ın silahsızlandırılmasıyla bağlantılı olduğunu vurguluyor.
Bir İsrail Başbakanı danışmanı, anlaşma kapsamında ilerleme sağlanabilmesi için Lübnan tarafının Hizbullah'ı silahsızlandırmaya yönelik "somut ve doğrulanabilir" adımlar atması gerektiğini söyledi.
Bu yaklaşım, İsrail'in çekilme takvimini Lübnan ordusunun sahadaki performansına bağlayan bir mekanizma oluşturuyor.
Beyrut'un karşı karşıya olduğu ikilem
Ancak Lübnan ordusunun önündeki görev kolay değil.
Kendisinden beklenen temel adım, Hizbullah'ın silahsızlandırılması. Fakat bunu zor kullanarak gerçekleştirmek, Lübnan içinde yeni bir çatışma ve mezhepsel gerilim riskini beraberinde getiriyor.
Hizbullah'ın parlamentodaki temsilcileri, silahsızlandırma girişimine karşı direneceklerini açıkça ifade etti. Lübnanlı siyasi liderler de zorla silahsızlandırmanın ülkede yeni bir mezhepsel çatışmayı tetikleyebileceği endişesini taşıyor.
Bu nedenle çerçeve anlaşması imzalanmış olsa da Beyrut'un sahadaki adımları sınırlı kalıyor. Ülke çapında kapsamlı bir silahsızlandırma takvimi henüz oluşturulmuş değil. Bu operasyonu yürütecek birliklerin kapsamı ve denetim mekanizması da netleşmiş değil.
Dolayısıyla Lübnan ordusu bir yandan devletin silah üzerindeki tekelini tesis etme baskısıyla karşı karşıya bulunurken, diğer yandan bunu yaparken ülke içinde yeni bir savaş başlatmama zorunluluğuyla hareket ediyor.
ABD'nin rolü: Başkası kan döksün, kontrol kendisinde kalsın
ABD bu denklemde doğrudan bir askeri müdahaleden kaçınırken, Lübnan ordusuna Hizbullah'la mücadele edebilecek asgari kapasiteyi sağlamaya çalışıyor.
Washington bir taraftan İsrail'le askeri işbirliğini sürdürüyor, diğer taraftan Lübnan ordusunun silah ve teçhizat ihtiyacını karşılıyor. Böylece iki farklı aktöre iki farklı görev yükleniyor.
İsrail askeri baskıyı ve caydırıcılığı sürdürüyor. Lübnan ordusundan ise sahadaki güvenlik sorumluluğunu ve silahsızlandırma sürecini üstlenmesi bekleniyor. ABD ise askeri yardımı, siyasi koşulları ve finansman mekanizmasını elinde tutuyor.
Bu yapı, Washington'a önemli bir kaldıraç sağlıyor. Ancak bu kaldıraç iki taraf açısından eşit değil.
İsrail, ABD yardımına ihtiyaç duysa da kendi askeri kapasitesiyle bağımsız hareket edebilecek durumda. Lübnan ordusu ise ABD ve diğer uluslararası aktörlerden gelecek finansman ve askeri yardıma çok daha fazla bağımlı.
Bu nedenle Washington'un Lübnan üzerindeki en önemli etkisi, İsrail'in askeri hareket alanını doğrudan sınırlamaktan ziyade Lübnan ordusunun ikmal hattını kontrol etmek üzerinden ortaya çıkıyor.
Yardım mı, siyasi kaldıraç mı?
ABD'nin Lübnan'a yönelik yaklaşımının bir başka boyutu da yardımların siyasi koşullara bağlanması.
Washington'un temel hedefi, Lübnan devletinin İran ve Hizbullah'ın etkisinden uzaklaştırılması ve silah kullanımının devletin kontrolünde toplanması. Ancak bu hedefe ulaşmak için kullanılan yöntem, ekonomik ve askeri yardımların belirli siyasi adımlara bağlanması.
Bu durum ABD'ye önemli bir pazarlık gücü sağlıyor. Fakat yardımların Lübnan'ın sahadaki yükümlülüklerini yerine getirmesinden önce dağıtılması, Washington'un ileride kullanabileceği baskı araçlarını da azaltabilir.
Başka bir ifadeyle ABD, Lübnan ordusunu güçlendirerek onu Hizbullah karşısında daha etkin hale getirmek istiyor. Ancak bu desteğin ne ölçüde ve hangi koşullarda verileceği, aynı zamanda Beyrut'un Washington'a ne kadar bağımlı hale geleceğini de belirliyor.
47 Humvee'nin taşıdığı anlam
Lübnan ordusuna teslim edilen 47 Humvee bu nedenle yalnızca askeri araçlardan ibaret değil.
Bu araçlar, Lübnan devletinin ülke genelinde silah üzerindeki tekelini yeniden kurma hedefinin bir parçası. Ancak aynı zamanda Washington'un Lübnan'daki siyasi ve askeri düzeni yeniden şekillendirme stratejisinin de somut araçlarından biri.
Yani ortaya çıkan tablo basit bir "yardım" ilişkisinden daha karmaşık.
Washington'un bir yandan İsrail'e askeri işbirliği sunarken diğer yandan Lübnan'a teçhizat uzatmasının özü "denge" değil, bir işbölümü olarak okunuyor: İsrail caydırma ve vuruşu üstleniyor, Lübnan ordusu işgal ve silahsızlandırmayı üstleniyor, ABD ise kuralları belirleyip ritmi kontrol ediyor.




