CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Dubai–Tel Aviv seferini yapan Flydubai uçağının kokpitindeki saldırı ve Amerikan bombardıman uçaklarının kullandığı İngiltere’deki RAF Fairford üssüne yönelik saldırı hazırlığı iddiaları, Beyaz Saray’ın İran’a dönük tehditlerine dayanak yapıldı. Trump, soruşturmalar tamamlanmadan Tahran’ı sorumlu tutarken Fairford’daki bombardıman uçaklarının geri çekilmesini de İran bağlantılı olduğunu öne sürdüğü tehditle ilişkilendirdi.

Olayların sorumluluğunu ortaya koyacak süreç henüz sonuçlanmadan verilen bu siyasi hüküm, devam eden savaşın yeni bir aşamasına gerekçe üretme tartışmasını da beraberinde getiriyor. Trump’ın açıklamalarında öne çıkan mesele artık yalnızca İran’a saldırılıp saldırılmayacağı değil, saldırının hangi tarihte yapılabileceği olarak değerlendiriliyor.

Aliyev ile Pezeşkiyan Türkmenistan'da bir araya geldi
Aliyev ile Pezeşkiyan Türkmenistan'da bir araya geldi
İçeriği Görüntüle

Seçim sonrasına açık kapı

Trump, 28 Eylül’de verdiği ve 1 Ekim’de yayımlanan TIME röportajında, ara seçimlerden sonra İran’a yönelik bombardımanı artırıp artırmayacağı sorusuna “Mümkün” yanıtını verdi. Yeni saldırı seçeneği hakkında ayrıntı paylaşmayan ABD Başkanı, ordunun silah stoklarını son altı aydır artırdığını ileri sürdü. Bazı mühimmat türlerinde stokların düşük olduğunu kabul eden Trump, üreticilerin kapasite artırdığını savunarak “Daha önce hiç yapmadığımız düzeylerde stok yapıyoruz.” İfadesini kullandı. ABD Başkanı Böylece mühimmat eksiklerine ilişkin soruyu, yeni bir harekâta hazırlık mesajıyla yanıtladı.

Seçim öncesinde saldırı düzenlenebileceğine ilişkin haberlerin ardından ise takvimi daraltan bir açıklama geldi. Trump, 8 Ekim’de sosyal medya hesabından ABD’nin 3 Kasım’daki Kongre ara seçimlerinden önce İran’a saldırmayacağını duyurdu. Tahran’la görüşmeleri verimli olarak nitelediği paylaşımında, seçim sonrasında güç kullanımından vazgeçildiğine dair bir taahhütte bulunmadı.

Tehdidin arkasına yeni filo

Beyaz Saray’ın kasım sonrasını işaret eden söylemine, bölgeye doğru ilerleyen yeni bir uçak gemisi eşlik ediyor. ABD’li bir yetkiliye göre USS Theodore Roosevelt ve beraberindeki üç destroyer, eylül sonunda San Diego’dan ayrıldı. Gemilerin kasım sonuna kadar Orta Doğu’ya ulaşması bekleniyor.

Theodore Roosevelt’in önünde iki olası görev bulunuyor: Hint Okyanusu’ndaki USS George H.W. Bush ile USS George Washington’dan birinin yerini almak veya iki uçak gemisine katılmak. İlk seçenek, aylardır denizde bulunan kuvvetlerin değiştirilmesini sağlayacak. İkinci seçenek ise Washington’ın İran çevresindeki hava ve füze saldırısı kapasitesini büyütecek.

USS George Bush, gemisi mart ayında Virginia’dan hareket etmişti. Japonya’daki ana limanından mayısta ayrılan George Washington da ağustosta Orta Doğu’ya ulaşmıştı. Bu gemilerin görev süreleri, personel değişimi ve bakım ihtiyacını gündeme getiriyor. Pentagon’un üç uçak gemisini aynı anda bölgede tutmayı değerlendirmesi ise sevkiyatın daha geniş bir saldırı hazırlığında kullanılabileceğini gösteriyor.

ABD’li yetkililerin basına aktardığı planlamaya göre, üç taarruz grubunun birleşmesi yaklaşık 20 bin personel, 150’ye kadar savaş uçağı ve çok sayıda destroyerden oluşan bir kuvvet yaratabilecek. Destroyerler hem füze saldırıları düzenleyebiliyor hem de filoyu karşı saldırılara karşı koruyabiliyor.

Deniz piyadeleri de gönderiliyor

Washington’ın hazırlığı, uçak gemilerinden yapılabilecek bombardımanlarla sınırlı kalmıyor. USS Makin Island Amfibi Hazır Grubu da San Diego’dan ayrıldı. Amfibi savaş gemisi USS Makin Island ile havuzlu çıkarma gemileri USS Anchorage ve USS John P. Murtha’dan oluşan grup, 13. Deniz Piyade Sefer Birliği’ni taşıyor. ABD’li yetkililer bu kuvveti Orta Doğu planlaması içinde gösteriyor; donanma ise nihai görev yerini kamuoyuna açıklamış değil.

Theodore Roosevelt ve Makin Island gruplarında toplam yaklaşık 9 bin asker bulunuyor. Uçak gemisi taarruz grubunun yaklaşık 5 bin personeline, amfibi gruptaki yaklaşık 4 bin 200 denizci ve deniz piyadesi ekleniyor. Böylece bölgeye yalnızca savaş uçakları ve füzeler değil, kıyıya yönelik harekât ve tahliye görevlerinde kullanılabilecek kuvvetler de taşınıyor. Orta Doğu’daki yaklaşık 50 bin Amerikan askerinin oluşturduğu mevcut varlığa denizden yeni kuvvetler eklenmesi, saldırı tehdidinin askeri ağırlığını artırıyor.