CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Teknoloji şirketi Palantir’ın yayımladığı 22 maddelik metinin teknolojik yönelimden ziyade siyaseti bir manifesto ile ortaya çıkması gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımız tartışmasını beraberinde getirdi. Metnin ilk maddesinde Silikon Vadisi’nin “ülkeye ahlaki borcu” olduğu ifade edilirken, mühendislik elitinin ulusal savunmaya katılması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşım, teknoloji sektörünü ekonomik bir aktör olmaktan çıkarıp doğrudan devletin güvenlik mimarisine yerleştiriyor.

Metinde “yumuşak gücün sınırlarına ulaşıldığı”, yapay zekâ temelli silahların kaçınılmaz olduğu ve bu teknolojilerin geliştirilmesinin bir tercih değil zorunluluk olduğu savunuluyor. Böylece siyasal ve etik tartışma alanı, teknik zorunluluk argümanı üzerinden daraltılıyor. Metnin ilerleyen bölümlerinde bu çerçeve daha da netleşmekte. Yapay zekâ sistemlerinin askeri kullanımına açık destek verilirken, yazılım geliştirme ile silah üretimi aynı mantıksal düzleme yerleştiriliyor.

Ekonomik veriler bu ideolojik çerçevenin maddi zeminini ortaya koyuyor. Palantir’ın kamu gelirleri 2025 itibarıyla 2,4 milyar dolar seviyesine ulaşırken, ABD kamu gelirlerinde yüzde 55’lik artış kaydedildi. Bu tablo, şirketin büyümesinin doğrudan devlet sözleşmelerine bağlı olduğunu göstermekte. ABD Savunma Bakanlığı’nın Palantir’ın yapay zekâ tabanlı Maven sistemini temel komuta-kontrol altyapılarından biri olarak benimsemesi ve bu sistemin sahadaki operasyonlarda aktif kullanılması, şirketin yalnızca teknoloji üreticisi değil, askeri karar süreçlerinin parçası haline geldiğini ortaya koyuyor.

“Varufakis ve tekno feodalizmi hatırlamak”

Ortaya çıkan tablo, Yunanistan’ın eski maliyet bakanı Yanis Varoufakis’in “teknofeodalizm” olarak tanımladığı yapıyla doğrudan örtüşüyor. Varoufakis’e göre dijital çağda ekonomik güç, üretimden çok veri, algoritma ve platformlar üzerinden yeniden şekilleniyor. Bu yeni düzende şirketler yalnızca piyasa aktörü değil; davranışı yönlendiren, erişimi kontrol eden ve devlet fonksiyonlarıyla iç içe geçen yapılar haline geliyor. Palantir örneğinde bu model, güvenlik ve savaş alanında somut bir karşılık buluyor. Şirketin sunduğu altyapı, devletlerin karar alma süreçlerini hızlandırırken aynı zamanda bu süreçleri özel teknolojilere bağımlı hale getiriyor.

Manifestonun en tartışmalı bölümleri ise kültürel ve ideolojik vurgular içeriyor. Metinde bazı kültürlerin “ilerleme ürettiği”, bazılarının ise “zararlı ve gerilemiş” olduğu ifade ediliyor. Aynı zamanda çoğulculuk “içi boş” bir kavram olarak nitelendiriliyor. Teknoloji ve güvenlik üzerinden kurulan bu söylem, kültürel hiyerarşi ve dışlayıcı bir siyasal dil ile birleştiğinde, eleştirmenler tarafından “teknofaşizm” olarak tanımlanan çerçeveyi güçlendiriyor.

Yapısal dönüşüm

Teknoloji uzmanı Mark Coeckelbergh ve farklı akademik çevreler, Palantir’ın bu yaklaşımını açık biçimde otoriter bir yönelim olarak değerlendiriyor. Yanis Varoufakis de bu süreci yalnızca bir ideolojik kayma değil, yapısal dönüşüm olarak okuyor. Ona göre dijital altyapılar üzerinde yükselen yeni güç ilişkileri, piyasa ekonomisinin yerini giderek daha merkezi ve kontrol odaklı bir yapıya bırakıyor. Bu yapı, savaş teknolojileri ve güvenlik politikalarıyla birleştiğinde, klasik liberal-demokratik modelden belirgin bir kopuş ortaya çıkıyor.

Palantir’ın 22 maddelik manifestosu bu kopuşun açık metni olarak değerlendirilmekte. Yapay zekâ, veri ve güvenlik üçgeninde kurulan bu yeni denklem, devlet ile özel sektör arasındaki sınırları giderek belirsizleştiriyor. Ortaya çıkan tablo, teknoloji merkezli bir güç yapısının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik ve askeri bir eksende de yeniden tanımlandığını ortaya koyuyor.

Financial Times: İran bağlantılı tankerler, ABD ablukasını aştı
Financial Times: İran bağlantılı tankerler, ABD ablukasını aştı
İçeriği Görüntüle