CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Çin ile Rusya arasındaki stratejik ortaklık, 20 Mayıs’ta Pekin’de gerçekleştirilen liderler zirvesiyle birlikte yeni bir aşamaya taşındı. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Büyük Halk Salonu’nda yaptığı görüşmelerde iki ülke, 2001 tarihli İyi Komşuluk ve Dostane İşbirliği Antlaşması’nın süresini uzatma kararı aldı. Bu adım, yalnızca ikili ilişkilerin devamı değil, aynı zamanda mevcut uluslararası sistemde iki aktörün kendilerini nasıl konumlandırdıklarına dair açık bir stratejik tercih olarak öne çıkıyor.

Görüşme sonrası yapılan ortak basın açıklamasında Xi Jinping, Çin-Rusya ilişkilerinin bundan sonraki yönünü “siyasi güvenin derinleştirilmesi, karşılıklı ekonomik iş birliğinin genişletilmesi, halklar arası temasın artırılması ve uluslararası koordinasyonun güçlendirilmesi” olarak 4 başlıkta tarif etti. Bu çerçeve, klasik diplomatik ifadelerin ötesinde, iki ülkenin ilişkilerini yalnızca ticaret ya da güvenlik eksenine değil, çok katmanlı ve uzun vadeli bir stratejik mimariye oturttuğunu gösteriyor.

Rusya'dan ABD'nin Küba politikasına sert tepki: Monroe Doktrini'nin alaycı tezahürü
Rusya'dan ABD'nin Küba politikasına sert tepki: Monroe Doktrini'nin alaycı tezahürü
İçeriği Görüntüle

Çok kutuplu dünya bildirisi

Ziyaret kapsamında imzalanan ortak bildiriler ve çok sayıda iş birliği anlaşması, ilişkilerin kurumsallaşma düzeyini ortaya koyuyor. Taraflar, “çok kutuplu dünya” ve “yeni tip uluslararası ilişkiler” vurgusunu içeren ayrı bir ortak deklarasyon da yayımladı. Aynı gün içerisinde eğitim yıllarının açılışının yapılması, ilişkilerin toplumlar arası bir zemine de taşınmak istendiğini gösteriyor.

Zirve, zamanlama açısından da dikkat çekici bulunmakta. Çin-Rusya stratejik koordinasyon ortaklığının 30’uncu yılı, dostluk anlaşmasının 25’inci yılı ve eğitim yıllarının başlangıcı aynı döneme denk geliyor. Bu tarihsel eşik, iki ülkenin ilişkilerini geçici jeopolitik konjonktürlere bağlı bir iş birliği olarak değil, uzun vadeli bir stratejik tercih olarak tanımladığını ortaya koyuyor. Xi Jinping’in “ilişkilerin kısa vadeli değil, stratejik ve uzun vadeli perspektifle ele alınması gerektiği” yönündeki vurgusu, bu yaklaşımın doğrudan ifadesi olarak okunabilir.

Zirvenin uluslararası anlamı

Çin ve Rus liderliğinin çizdiği çerçevenin uluslararası sistem açısından anlamı ise daha geniş. Çin ve Rusya, Birleşmiş Milletler merkezli uluslararası düzenin korunmasını ve çok taraflı mekanizmaların güçlendirilmesini savunduklarını açık biçimde ifade ediyor. Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS ve G20 gibi platformlarda sürdürülen koordinasyon, özellikle Küresel Güney ülkelerinin kalkınma alanındaki taleplerinin daha güçlü şekilde gündeme taşınması hedefiyle ilişkilendiriliyor. Aynı zamanda iki ülke, tek taraflı yaptırımlar ve güç politikalarına karşı açık bir pozisyon alarak, mevcut uluslararası düzenin “daha adil ve dengeli” hale getirilmesi gerektiğini savunmakta.

Öte yandan Çin ve Rusya’nın “ittifak kurmama, çatışmaya girmeme ve üçüncü tarafları hedef almama” ilkesi üzerinden tanımladığı ilişki modeli, klasik askeri ittifaklardan farklı bir yapı sunuyor. Bu model, tarafların doğrudan askeri bağlayıcılık altına girmeden, siyasi ve ekonomik koordinasyonu artırdığı bir format olarak şekilleniyor.

Pekin’deki zirve, iki ülke arasındaki ilişkilerin mevcut seviyesini teyit etmekten öte, bu ilişkinin hangi yönde derinleşeceğini somut başlıklar üzerinden ortaya koyuyor. Çin-Rusya hattı, yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel güç dengeleri ve uluslararası düzen tartışmaları açısından da belirleyici bir eksen olmaya devam ediyor.