Seramik sanatçısı Dilan Atasayar, Çin’in antik porselen mirasıyla ünlenen Jingdezhen kentindeki stüdyosunda, kobalt mavisine batırdığı fırçasıyla beyaz kilin kıvrımları üzerinde çalışarak iki kadim medeniyeti aynı eserde buluşturuyor.

Atasayar’ın seramiklerinde, geleneksel Türk sanatına özgü zarif asma motifleri ile Çin’in Dunhuang duvar resimlerinde yer alan ve göksel varlıkları simgeleyen “Uçan Apsaralar”ın dalgalanan kurdeleleri bir arada betimleniyor. Sanatçı, bu birlikteliği “zaman ve mekân ötesi bir diyalog” olarak tanımlıyor.

Çin’in doğusundaki Jiangxi eyaletine bağlı Jingdezhen’de bulunan Jingdezhen Seramik Üniversitesi’nde doktora eğitimini sürdüren Atasayar, kenti “ikinci vatanı” olarak nitelendiriyor. Sanat yolculuğunun ise binlerce kilometre uzakta, Bursa’nın seramik üretimiyle ünlü tarihi İznik ilçesinde başladığını ifade ediyor.

Yüzyıllar önce Jingdezhen’de üretilen ve antik İpek Yolu üzerinden Orta Asya, Batı Asya, Avrupa ve Afrika’ya taşınan mavi-beyaz porselenler, İznik gibi merkezlerde porselen sanatının gelişiminde önemli bir rol oynadı. Atasayar, İznik’te geçen çocukluk yıllarında müzelerde gördüğü bu Doğu menşeli seramiklerin, kendisine hem yabancı hem de kültürel olarak tanıdık geldiğini ve derin bir etki bıraktığını anlatıyor.

Türkiye’de sekiz yıl boyunca geleneksel seramik sanatları eğitimi alan Atasayar, bu ilhamın kökenlerini daha yakından incelemek amacıyla 2023 yılında Jingdezhen Seramik Üniversitesi’nde doktora programına kaydoldu. Bu süreçte Çin seramiğine özgü mavi-beyaz gölgeleme ve sır altı boyama teknikleri üzerine yoğunlaştı.

Çin’in ticaret fazlası nasıl okunmalı?
Çin’in ticaret fazlası nasıl okunmalı?
İçeriği Görüntüle

Araştırmalarını yalnızca teknik düzeyle sınırlamayan sanatçı, Jingdezhen’e yerleştikten sonra, porselen sanatını Dunhuang estetiğiyle birleştiren yeni bir sanat akımına yöneldi. Bu yaklaşım, Jingdezhen’in porselen geleneği ile İpek Yolu üzerindeki tarihi bir kültür merkezi olan Dunhuang’ın sanatsal mirasını yaratıcı biçimde kaynaştırmayı amaçlıyor.

Atasayar, Dunhuang duvar resimlerinin akıcı çizgileri ve güçlü anlatım dili ile geleneksel Türk dekoratif sanatları arasında içsel bir benzerlik bulunduğunu belirterek, Jingdezhen’in mavi-beyaz porselen tekniklerinin bu bağı ifade etmek için ideal bir zemin sunduğunu vurguluyor.

Sanatçının eserlerinde iki kültürün motifleri öylesine iç içe geçiyor ki, kültürel sınırlar neredeyse ayırt edilemez hâle geliyor. Örneğin, bir Apsara figürünün, klasik Türk tasarımını andıran bir müzik aletiyle tasvir edilmesi, basit bir kolajın ötesinde derin bir kültürel kaynaşmayı yansıtıyor.

Dunhuang sanatının tarihini, felsefesini ve estetiğini ayrıntılı biçimde inceleyen Atasayar, aynı zamanda seramik tekniklerindeki ustalığını da geliştirmeyi sürdürüyor. Sanatçı, “Bir eseri fırından her çıkardığımda, tarihten gelen bir hediyeyi açıyormuş gibi hissediyorum. Ne çıkacağını önceden bilmiyorsunuz; sonuçlar her zaman sürprizlerle dolu” sözleriyle üretim sürecini anlatıyor.

Atasayar’ın çalışmaları, uluslararası alanda da ilgi görmeye başladı. Sanatçının “Dostluk Vazosu” adlı eseri, Jiangxi Sanat Müzesi’nde düzenlenen ve yerli-yabancı ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği “Sırlı Dunhuang” sergisinde sanatseverlerle buluştu. Eserde, Çin kültüründe uğur simgesi olan bulut motifleri, Türk desenleriyle iç içe resmedilirken, kutsal nilüfer figürü Osmanlı lale motifleriyle uyum içinde yer alıyor.

Jingdezhen’in açık ve üretken sanat ortamı, Atasayar gibi pek çok yabancı sanatçıyı da kendine çekiyor. Antik porselen başkenti, bugün farklı ülkelerden binlerce sanatçının geleneksel mirastan ilham alarak yeni eserler ürettiği uluslararası bir sanat merkezine dönüşmüş durumda.

Tarihsel süreçte Çin’den Anadolu’ya ulaşan mavi-beyaz porselenlerin Türk seramik sanatını şekillendirdiğine dikkat çeken Atasayar, bugün bu etkileşimin ters yönde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Sanatçı, kendi kültürel birikimini Çin geleneğiyle buluşturarak yeni bir anlatı oluşturduklarını belirtiyor.

2021 yılında İznik ile Jingdezhen’in kardeş şehir ilan edilmesinin bu kültürel bağları daha da güçlendirdiğini vurgulayan Atasayar, çalışmalarını antik ticaret yollarının çağdaş bir uzantısı olarak gördüğünü söylüyor. Sanatçı, eserlerinin iki seramik kenti ve iki ülke arasında, yaratıcılık ve kültürel etkileşimle örülmüş yeni bir İpek Yolu oluşturmasını umut ettiğini dile getiriyor.