Haber Merkezi
The Guardian'ın ortaya çıkardığı belgelere göre, İran'ın 26 Şubat'ta Cenevre'de sunduğu nükleer öneri, İngiliz yetkilileri "şaşırtacak" kadar kapsamlıydı.
Görüşmelerde diplomatik çözüme yaklaşılmışken, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırı, müzakere sürecini akamete uğrattı.
"Şaşırtıcı" teklif: İran ne önermişti?
Görüşmelere katılan İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell ve beraberindeki heyet, İranlı müzakerecilerin masaya koyduğu paketi "kapsamlı ve kalıcı bir çözüme yönelik önemli adım" olarak değerlendirdi. The Guardian'ın haberine göre, teklifin ana hatları şöyleydi:
-
Yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoğunun tamamen tasfiyesi: İran, elindeki yaklaşık 400 kg yüksek zenginleştirilmiş uranyumu UAEA gözetiminde seviyesini düşürerek eriteceğini taahhüt etti.
-
Zenginleştirmeye 3-5 yıl ara: Görüşmelerin son oturumunda İran, yerli zenginleştirme faaliyetlerine 3 ila 5 yıllık bir ara verilmesini önerdi.
-
Anlaşmanın kalıcılığı: İngiliz yetkilileri en çok etkileyen unsur, İran'ın anlaşmanın süresiz olmasını kabul etmesiydi. Bu, 2015 anlaşmasının "gün batımı" maddesinden kaynaklanan tartışmaları tamamen ortadan kaldıracak nitelikteydi.
-
Sivil iş birliği kapısı: Tahran yönetimi, ileride yürütülecek sivil nükleer programda ABD'nin de yer almasına açık kapı bıraktı.
İran'ın talepleri: Yaptırımların yüzde 80'i kalksın
İran, bu kapsamlı taahhütler karşılığında:
-
Ekonomik yaptırımların yaklaşık yüzde 80'inin kaldırılmasını
-
Başta Katar'da olmak üzere yurtdışında dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını talep etti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan eski bir yetkili, "İngiliz ekibi, İranlıların masaya ne koyduğu konusunda şaşırmıştı. Bu teklif tam bir anlaşma değildi ancak önemli bir ilerlemeydi" ifadelerini kullandı.
ABD heyetinde teknik ekip yok, İsrail gölgesi var
Görüşmelere ilişkin dikkat çeken bir detay ise ABD heyetinin yapısıyla ilgiliydi.
Kaynaklara göre; ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner, yanlarında teknik bir ekip getirmedi.
Heyet, teknik uzman ihtiyacı için UAEA Başkanı Rafael Grossi'den yararlandı. Bu durum, İngiliz yetkili Powell'ın kendi teknik ekibini oluşturmasına yol açtı.
Bazı kaynaklar bu durumu daha sert bir dille eleştirerek, "Witkoff ve Kushner'ı, başkanı çıkmak istediği bir savaşa sürükleyen İsrail varlıkları olarak görüyoruz" yorumunu yaptı.
Bu yorum, ABD heyetinin müzakereden çok, savaş senaryosuna odaklandığı izlenimini güçlendirdi.
Viyana yerine bomba
Cenevre'deki görüşmelerde ilerleme kaydedilmesi ve tarafların 2 Mart'ta Viyana'da bir araya gelme kararı almasına rağmen, tüm bu diplomatik çabalar ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı kapsamlı saldırı ile sonuçsuz kaldı.
İngiltere'nin saldırıya desteğinin isteksiz olmasının nedeni de böylece ortaya çıkmış oldu. Zira İngiliz istihbaratı:
-
İran'dan kaynaklanan yakın bir tehdit algılamadı
-
Diplomatik çözüm yolunun henüz tükenmediği kanaatine vardı
-
Cenevre'de elde edilen ilerleme temelinde Viyana'da yapılması planlanan bir sonraki müzakere turunun gerçekleşmesini bekliyordu
The Guardian'ın ortaya çıkardığı bu belgeler, uluslararası toplumun önünde önemli bir soru işareti bırakıyor: İran'ın nükleer programını kalıcı olarak sınırlandırmaya hazır olduğu, İngiliz yetkilileri bile "şaşırtan" bir teklif sunduğu bir ortamda, ABD ve İsrail'in iki gün sonra saldırı başlatması, savaş lobilerinin diplomasiye galip geldiğinin kanıtı mı?
Görüşmelerde "şaşırtıcı" bulunan teklif, şimdi savaşın gölgesinde rafa kalkmış durumda. Ancak tarih, müzakere masasında kazanılabilecek bir barışın, bombalarla kaybedildiği bu günleri unutmayacak gibi görünüyor.


