CGTN Türk Dış Haberler Servisi
ABD ve İsrail’in müşterek saldırıları ve İran’ın verdiği kapsamlı yanıt ile üçüncü haftasına giren savaşta Hürmüz ağırlık merkezi haline geldi. Türk gemisinin geçişine verilen izin gibi birkaç istisna hariç Hürmüz Boğazı’nın 2 Mart’tan bu yana fiilen kapanması, petrol ve LNG tesislerinin hedef alınması piyasalarda alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Brent petrolün fiyatı 11 Mart’tan bu yana 100 doların üzerinde seyrederken, Körfez’in tamamında petrol kaynaklı gelir kaybının 15 milyar dolar olduğu düşünülüyor. Katar’ın yıllık 77 milyon ton olan LNG ihracat kapasitesini 2027’ye kadar 100 milyon tona çıkarma hedefi ise şimdiden ulaşılamaz hale geldi.
Savaşın başlamasıyla birlikte 22 geminin vurulduğu, 46 bin uçuşun iptal edildiği bölgede ayrıca sağlık ve sanayide kullanılan helyumun fiyatı yüzde 200, gübrenin ise yüzde 50 artış gösterdi.
Büyük depremi erteleyen 3 neden
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez küreselleşmiş ekonominin merkezi şehir ve tesislerinin hedef alındığı bu savaş şimdiye kadar enerji piyasasında devasa bir deprem yaratmadı. Bunun temelde üç temel nedeni bulunuyor. Bunlardan ilki petrole olan bağımlılığın yeni teknolojileri ile son 25 yılda yüzde 36 azalması iken, ikincisi küresel çapta yaşanan arz fazlalığı. ABD’nin kaya formasyonlarından petrol üretimi 2008-2025 yılında arz fazlasının yüzde 75’ine denk gelirken, bu yıl Arjantin, Brezilya, Kanada ve Guyana gibi ülkelerde de petrol arzına katkı sağladı.
Büyük depremin ertelenmesine katkı sağlayan bir neden ise alınan önlemler oldu. Uluslararası Enerji Ajansı yükselen petrol fiyatları ile mücadele etmek için 1,2 milyar varilden oluşan rezervin 400 milyon varilini piyasaya sürme kararı aldı. Ajansın bu zamana kadarki en büyük petrol salınımı kararına ABD’nin Rus petrolü üzerindeki yaptırımları 30 gün süreyle kısmen rafa kaldırma kararı eşlik etti.
OECD’nin 90, Çin’in ise 110 günden fazla acil petrol durum stoğu bulunduğu biliniyor.
İyimserlik için zaman daralıyor
Petrol üretiminde arz fazlalığı, ülkelerin stok durumu ve Washington yönetiminin Rus petrolüne tanıdığı muafiyet gibi hamlelerin tanıdığı hareket alanı sonsuz değil. Aksine, ABD ve İsrail’in stratejik hedeflerine ulaşamadıkça saldırgan haline gelmesi İran tarafını henüz kullanmadığı kartları sahaya sürmesine neden olabilir.
Bu kartların başında Hürmüz’ün askeri olarak “geçilemez” hale getirilmesi geliyor. Boğazdan normal koşullarda günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor ki bu küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine denk geliyor. Bu nedenle Hürmüz’ün tamamen kapatılması yalnızca bölgesel değil, doğrudan küresel bir ekonomik şok anlamına geliyor.
Hürmüz doyasında İran’ın kullanabileceği araç yalnızca tanker saldırıları değil. Asıl kritik unsur deniz mayınlarından oluşuyor. Tahran’ın envanterinde altı binden fazla deniz mayını bulunduğu tahmin edilimekte. Bu mayınların bir kısmı basit temas sistemleri olsa da önemli bir bölümü gemilerin akustik veya manyetik izlerini algılayabilen modern sensörlerle çalışmakta. Bazıları su yüzeyinin birkaç metre altında serbest halde dolaşabiliyor, bazıları deniz tabanına kabloyla bağlanıyor, bazıları ise doğrudan tabanda bekleyerek gemi pervanesinin çıkardığı sesi algıladığında patlıyor.
Mayın savaşları: Döşemek kolay temizlemek zor
Mayın savaşının en kritik özelliği ise asimetrik olması. Mayın döşemek son derece kolay; temizlemek ise son derece zor. Basit temas mayınları küçük teknelerden, kargo gemilerinden hatta Körfez’de dolaşan geleneksel ahşap yelkenlilerden bile bırakılabiliyor. Bir geminin mayın döşediğini anlamak çoğu zaman mümkün olmuyor; çoğu zaman varlığı ancak patlama gerçekleştiğinde fark ediliyor. Buna karşılık mayın temizleme operasyonları yavaş ilerliyor. Önce sonar ve lazer sensörleriyle geniş alan taraması yapılıyor. Ardından deniz tabanındaki “şüpheli nesnelerin” tek tek doğrulanması gerekiyor. Son aşamada ise uzaktan kumandalı araçlarla veya patlayıcı yüklerle imha işlemi. Bu üç aşama ayrı ayrı zaman alıyor ve çoğu durumda aynı bölgenin tekrar tekrar taranması gerekiyor.
RAND uzmanı Scott Savitz’in değerlendirmesine göre sorun yalnızca temizleme süresinin uzunluğu değil. Bir mayın tarlasından geçiş koridoru açıldıktan sonra bile gemilerin yavaş ilerlemesi gerekiyor. Bu durum tankerleri füzeler ve insansız hava araçları için kolay hedef haline getiriyor. Başka bir ifadeyle, en iyi senaryoda bile mayınların temizlenmesi Hürmüz’ün güvenli olduğu anlamına gelmeyecek.
Güvenli geçiş için kapasite yok
Askeri tablo Washington’un karşı karşıya olduğu zorluğu da ortaya koymakta. Trump’ın hafta sonu yaptığı açıklamada Çin, Fransa, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeleri Hürmüz’de “güvenli geçiş” operasyonuna katkı vermeye çağırması dikkat çekti. Bu; ABD’nin tek başına bu yükü taşımakta zorlandığının dolaylı bir kabulü olarak yorumlanabilir. Zira uzmanlara göre bir tanker konvoyunun güvenli biçimde geçebilmesi için ciddi bir askeri eskort gerekiyor. Beş ila on tankerden oluşan bir konvoyu korumak için yaklaşık on iki savaş gemisinin görev yapması gerekebilir. Buna gökyüzünde sürekli devriye gezen MQ-9 Reaper tipi insansız hava araçları da ekleniyor.
Kâğıt üzerinde ABD donanmasının gücü yüksek görünüyor. Filoda 11 uçak gemisi ve 75 muhrip bulunuyor. Buna karşın operasyonel gerçeklik bu sayıların önemli bölümünün bakımda veya rotasyonda olduğunu gösteriyor. Faal durumda yaklaşık dört uçak gemisi ve 25 muhrip bulunuyor. Bu muhriplerin önemli bölümü zaten uçak gemisi görev gruplarına bağlı. Bu nedenle Hürmüz’de ticari konvoylara eşlik edebilecek gemi sayısı oldukça sınırlı kalıyor. Üstelik bu gemilerin mühimmat kapasitesi de sonsuz değil. Yoğun hava savunma görevlerinde kullanılan füzelerin yeniden tedariki iki ila üç haftalık bir süreç gerektiriyor. Bu durum aynı anda çok sayıda konvoyun korunmasını zorlaştırıyor ve ABD donanmasının operasyon temposunu sınırlıyor.