Haber Merkezi

Trump yönetiminin sert göç politikalarıyla birlikte ICE’nin artan yetkileri ve şiddet uygulamaları, Minneapolis’te silahsız bir annenin öldürülmesinin ardından ülke genelinde protestoları tetiklerken, kamuoyunda kurumun meşruiyeti ve insan hakları ihlalleri yeniden sorgulanıyor.

ABD’de Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) uyguladığı sert operasyonlar, Minneapolis’te üç çocuk annesi Renée Good’un bir ICE görevlisi tarafından silahsız halde vurularak öldürülmesinin ardından ülke çapında büyük tepkiye yol açtı. Olay sonrası ICE karşıtı protestolar binin üzerinde noktaya yayılırken, kamuoyunda kurumun yetkileri ve kullandığı şiddet yeniden tartışma konusu oldu.

ICE’nin bütçesi ABD ordusunu geçti!

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ICE üzerindeki birçok kısıtlamanın kaldırılmasıyla birlikte kurum, ABD’de en yüksek bütçeye sahip kolluk gücü haline geldi. ICE’ye ayrılan kaynakların bütçe büyüklüğü bakımından ABD ordusunu dahi geride bıraktığı belirtiliyor.

Guterres: ABD hesap verme kaygısı taşımadan hareket ediyor
Guterres: ABD hesap verme kaygısı taşımadan hareket ediyor
İçeriği Görüntüle

Neredeyse sınırsız bütçe ve Beyaz Saray’dan gelen sert talimatlar doğrultusunda ICE, toplumsal polislik eğitimi almamış federal göçmenlik ajanlarını ülke genelinde geniş çaplı gözaltı operasyonları için sahaya sürüyor. Eski yetkililer, bu yaklaşımın kaçınılmaz olarak şiddeti artırdığı görüşünde.

Daha önce İç Güvenlik Bakanlığı’nda (DHS) ve Biden döneminde ICE’de üst düzey görevler üstlenen Scott Shuchart, kurumun mevcut pratiğini “tehlikeli ve bilinçli olarak tasarlanmış” sözleriyle eleştirerek, “Kaynak kısıtı olmadan faaliyet gösteren bir yapı, riskli davranışları normalleştirir” değerlendirmesinde bulundu.

ICE’nin tutumu protestoların ateşini mi körüklüyor?

Eski ICE yetkilisi Dan Gividen ise, idari gözaltılardan sorumlu ERO ajanlarının sahada güvenli operasyon yürütecek taktik eğitime sahip olmadığını belirterek, bu şartlarda şiddet olaylarının artmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

ICE’nin kendi yönergeleri, ölümcül gücün yalnızca “başka makul ve güvenli seçenek kalmadığında” kullanılmasına izin veriyor. Buna rağmen Wall Street Journal’ın verilerine göre, son aylarda göçmenlik ajanları en az 13 olayda sivil araçlara ateş açtı; beşi ABD vatandaşı olmak üzere sekiz kişi vuruldu, iki kişi hayatını kaybetti.

ICE ajanları tarafından kör edilen bir ABD vatandaşı

“Ölümcül olmadığı iddia edilen” müdahaleler, kalıcı hasar bıraktı

Minneapolis’teki ölümcül olayın ardından Kaliforniya’nın Santa Ana kentinde düzenlenen bir başka anti-ICE protestosunda, federal güvenlik güçlerinin kullandığı “ölümcül olmayan” mühimmat iki protestocunun kalıcı biçimde kör olmasına yol açtı. Görüntülerde, protestocuların çok yakın mesafeden yüzlerinden vurulduğu ve müdahalenin barışçıl bir anma yürüyüşü sırasında gerçekleştiği görüldü.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın kendi güç kullanımı yönergelerinde, baş ve boyun bölgesine yapılan atışların “ölümcül güç” kapsamında değerlendirildiği belirtilmişti.

“Meşru müdafaa değil cinayet”

Renée Good’un öldürülmesinin ardından sivil toplum örgütleri ve göçmen hakları grupları, “ICE Out For Good” sloganıyla ülke genelinde protestolar düzenledi. Göstericiler, ICE operasyonlarının durdurulmasını ve olayın meşru müdafaa değil cinayet olarak soruşturulmasını talep ediyor.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, ICE’nin şehirden çekilmesi çağrısı yaparken, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Good’un eşi Becca Good ise, olay günü protesto amacıyla bölgede bulunduklarını belirterek, “Bizim düdüklerimiz vardı, onların ise silahları” sözleriyle yaşanan güç dengesizliğine dikkat çekti.

Trump, halktan destek alamadı

Kamuoyu araştırmaları da ICE’ye yönelik desteğin hızla azaldığını gösteriyor. Amerikalıların giderek daha büyük bir kısmı, ICE operasyonlarının toplulukları daha güvenli hale getirmediğini, aksine daha tehlikeli bir ortam yarattığını düşünüyor.

CBS News/YouGov anketine göre katılımcıların yüzde 59’u Trump’ın başkanlık performansını onaylamıyor; özellikle gençler ve bağımsız seçmenler arasında ciddi bir destek kaybı yaşanıyor. ICE’nin artan şiddeti, yalnızca göç politikalarını değil, ABD’de kolluk kuvvetlerinin yetkileri ve insan hakları sınırlarını da yeniden tartışmanın merkezine taşımış durumda.