CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Birleşik Arap Emirlikleri, OPEC üyeliğini sonlandırdığını resmen duyurdu. Abu Dabi yönetimi tarafından yapılan açıklamada, kararın “ulusal ekonomik önceliklerin yeniden değerlendirilmesi ve üretim kapasitesini daha esnek biçimde kullanma ihtiyacı” doğrultusunda alındığı belirtildi. Abu Dhabi National Oil Company üzerinden yürütülen enerji stratejisinin artık küresel piyasalara daha bağımsız yanıt verecek şekilde yapılandırılacağı vurgulandı. Açıklamada OPEC ile uzun yıllara dayanan iş birliğine teşekkür edilirken, bundan sonraki süreçte üretim ve ihracat politikalarının doğrudan ulusal çıkarlar çerçevesinde belirleneceği ifade edildi.
1960 yılında Bağdat’ta kurulan OPEC, küresel petrol piyasasında arzı dengeleyen ve fiyatları etkileyen en kritik aktörlerden biri olarak kabul ediliyor. Kurucu üyeler arasında Suudi Arabistan, İran ve Irak yer alırken, Birleşik Arap Emirlikleri özellikle son yıllarda artan üretim kapasitesiyle örgüt içinde ağırlığını yükselten ülkelerden biri haline geldi. Günlük yaklaşık 3 ila 4 milyon varil üretim kapasitesine sahip olan BAE, OPEC’in toplam arz dengesi içinde kritik bir konumda bulunuyordu. Bu nedenle ayrılık kararı yalnızca sembolik değil, doğrudan üretim politikalarının koordinasyonu açısından da yapısal bir kırılma anlamına geliyor.
ABD’nin enerji politikası ile uyumlu
Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılması bölgedeki mevcut gerilimlerden ve özellikle İran merkezli enerji krizinden bağımsız okunmuyor. Hürmüz hattında yaşanan kesintiler, petrol arzına yönelik risk algısını artırırken, BAE’nin OPEC kotalarından çıkarak daha fazla üretim esnekliği kazanması dikkat çekiyor. Washington yönetimi ise uzun süredir OPEC’in zayıflayarak ABD’nin ham petrol ihracatçısı rolünün güçlendirilmesi amacını gizlemiyor. İspanya’nın el Mundo gazetesi “ABD için harika haber” başlığını taşıyan analizde bu bağlamda şu değerlendirmelere yer verdi:
“Dünyada tüketilen her on varil petrolün dördü OPEC’ten geliyor. Buna karşın ABD’nin ihracatındaki son artış, grubun hâkimiyetini tehdit etti ve mevcut gerilimleri daha da tırmandırdı. Üç küçük ülkenin -2019’da Katar, 2020’de Ekvador ve 2024’te Angola- ayrılmasının ardından, günlük 4,8 milyon varillik üretim kapasitesine sahip bir üyenin daha gitmesi OPEC’in geleceğini daha da zayıflatıyor. Bu zayıflama, ABD’nin dünyanın lider ham petrol ihracatçısı konumunu sağlamlaştırmayı hedefleyen Trump’ın tam da işine geliyor. Bu gelişme aynı zamanda, piyasada sonuçları henüz öngörülemeyen yapısal bir dönüşümü de beraberinde getiriyor.”
Suudi Arabistan’a mesaj
Karar aynı zamanda Suudi Arabistan ile ilişkilerde de yeni bir gerilim başlığı oluşturuyor. Son yıllarda iki ülke arasında petrol üretim kotaları, pazar payı rekabeti ve OPEC+ politikalarının yönü konusunda belirgin görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Riyad yönetimi fiyat istikrarını korumak adına üretim kısıtlarını savunurken, Abu Dabi daha yüksek üretim kapasitesini devreye almak ve pazar payını genişletmek istiyor. Bunun yanı sıra enerji dışı alanlarda da rekabet derinleşiyor; finans, lojistik ve bölgesel merkez olma hedefleri üzerinden yürüyen stratejik çekişme, iki ülke arasındaki uyumu zayıflatıyor. Rystad Energy jeopolitik analiz başkanı Jorge León, yayınladığı bilgi notunda “Suudi Arabistan artık fiyat istikrarı konusunda daha ağır bir yükü tek başına taşımak zorunda kalıyor ve piyasa elinde kalan az sayıdaki şok emiciden birini kaybediyor.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD desteği ile aldığı karara rağmen örgütün güçlü rolünü sürdürmesi bekleniyor. Financial Times konuya dair yayınladığı analizde şunları kaydetti:
“Petrolün küresel enerji bileşimindeki payı düşüp OPEC’in dünya üretimindeki payı gerilediğinden, örgütün etkisi de ne zamandır azalma eğiliminde. Bu azalma ABD’deki kaya petrolü devrimi ile Kanada, Brezilya ve Guyana gibi ülkelerde artan üretimden kaynaklanıyor. OPEC elbette gözden çıkarılmamalı. Kalan üyeleri, dünya çapında kanıtlanmış ham petrol rezervlerinin neredeyse yüzde 75’ine sahip olmaya devam ediyor . Üstelik OPEC üyesi olmayan çoğu ülkenin ulaşamayacağı petrol çıkarma maliyetleriyle. Bu da talebin düşmekte olduğu bir dünya için iyi bir başlangıç noktası.”