AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, Venezuela’daki durumu “büyük bir endişeyle” takip ettiklerini belirterek, gerilimin düşürülmesi çağrısında bulundu. Ancak Costa’nın açıklamasında, saldırının faili olan ABD’ye yönelik açık bir eleştiri yer almadı. Costa, AB’nin barışçıl ve kapsayıcı bir çözümü desteklediğini vurgularken, önceliğin Venezuela’daki Avrupa vatandaşlarının güvenliği olduğunu ifade etti.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de benzer bir çizgide açıklama yaparak, her türlü çözümün uluslararası hukuk ve BM Şartı temelinde olması gerektiğini söyledi. Von der Leyen, “Venezuela halkının yanındayız” ifadesini kullanırken, AB’nin uzun süredir Maduro yönetimini gayrimeşru ilan eden tutumunu sürdürdüğünü yineledi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise açıklamalarında daha açık bir siyasi pozisyon aldı. Kallas, AB’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun meşruiyetini tanımadığını bir kez daha vurguladı ve “barışçıl bir geçiş” çağrısını yineledi. Ancak bu açıklamalarda da ABD’nin askeri müdahalesine yönelik net bir karşı duruş yer almadı. Kallas’ın, AB’nin Caracas Büyükelçisi ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasındaki temasları özellikle vurgulaması dikkat çekti.
Avrupa Parlamentosu’ndaki sosyalistlerden sert ton
AB kurumlarına kıyasla Avrupa Parlamentosu’ndan (AP) gelen açıklamalar daha eleştirel bir dil içerdi. AP’nin en büyük ikinci siyasi grubu olan Sosyalistler ve Demokratların (S&D) Grup Başkanı Iratxe Garcia-Perez, demokrasinin bombalarla inşa edilemeyeceğini belirterek, askeri müdahalelere açık bir itiraz dile getirdi.
Garcia-Perez, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın çıkarlarına hizmet eden bir güç kullanımının kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, AB’nin diyalog ve arabuluculuk rolünü üstlenmesi gerektiğini ifade etti. S&D Grubu, Venezuela’daki gelişmelerin AP Genel Kurulu’nda ele alınmasını talep etti.
Üye devletlerden farklı yaklaşımlar
AB üyesi ülkelerden gelen açıklamalar ise ortak bir dış politika çizgisinin bulunmadığını ortaya koydu.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin operasyona dahil olmadığını vurgulamakla yetinirken, ABD’ye yönelik eleştiri getirmekten kaçındı. Starmer, “önce gerçeklerin tespit edilmesi gerektiğini” söyleyerek temkinli bir yaklaşım sergiledi.
Danimarka, Belçika, İtalya ve Slovenya gibi ülkeler açıklamalarında uluslararası hukuka saygı ve gerilimin düşürülmesi çağrısı yaptı. Ancak bu ülkelerin açıklamalarında da saldırının sorumluluğuna ilişkin açık ifadeler kullanılmadı.
İspanya ve İrlanda’dan arabuluculuk vurgusu
İspanya, ABD’nin saldırısının ardından arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu duyurarak, krize diplomatik çözüm bulunması gerektiğini savundu. Madrid yönetimi, bir yandan uluslararası hukuka vurgu yaparken, diğer yandan Venezuela’daki seçim sonuçlarını tanımadığını yineledi.
İrlanda ise Maduro’nun demokratik meşruiyeti olmadığını savunmakla birlikte, barışçıl ve müzakere edilmiş bir geçiş çağrısını sürdürdü. Dublin yönetimi de ABD’nin askeri müdahalesine yönelik doğrudan bir kınama kullanmadı.
AB politikası tartışma konusu
Açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, AB’nin Venezuela politikasının uluslararası hukuk söylemi ile fiili siyasi pozisyonu arasında ciddi bir gerilim taşıdığı görülüyor. AB yetkilileri, BM Şartı ve hukuka saygı çağrısı yaparken, ABD’nin askeri müdahalesine karşı açık bir karşı duruş sergilemekten kaçınıyor.
Bu durum, AB’nin dış politika söyleminde sıkça dile getirdiği “kurallara dayalı uluslararası düzen” vurgusunun, müttefikler söz konusu olduğunda esnek biçimde yorumlandığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme taşıyor.




