İbrahim Wahdi - Suriye, Şam
55 yılı aşkın süredir iktidarda olan Esad rejiminin yıkılmasının ardından, özellikle 14 yıl süren savaş, büyük yıkım ve Suriyelileri insanca yaşama hakkının en temel unsurlarından bile mahrum bırakan ağır ekonomik yaptırmalar sonrasında ülkede güçlü bir iyimserlik dalgası oluştu. Sert Sezar Yasası yaptırımlarının kaldırılmasıyla birlikte Suriyeliler, ülkelerini hayal ettikleri şekilde yeniden inşa edebilecekleri daha iyi bir geleceğe dair umut beslemeye başladı.
Ancak bu umutlar, kısa sürede çok daha sert bir ekonomik gerçeklikle karşı karşıya kaldı. Yeniden inşa süreci son derece zorlu ve normal hayatın yeniden tesis edilmesi büyük bir çaba gerektiriyor. Suriyeliler, insanca bir yaşam standardına ulaşabilmek için çalışmaya ve mücadele etmeye hazır olduklarını ifade ederken, Suriye hükümetinin aldığı adil olmayan ve hatta kimi zaman mantık dışı kararların bu süreci zorlaştırdığı değerlendiriliyor.
Bu kapsamda Enerji Bakanlığı, 30 Ekim 2025’te 666 sayılı karar ile elektrik tarifelerinde köklü bir değişikliğe gitti. Yeni tarifeye göre, ilk sübvansiyonlu kademe olan 300 kilovatsaatlik tüketim, kilovatsaat başına 600 Suriye lirası üzerinden ücretlendirilirken, bu sınırın üzerindeki her bir kilovatsaat için 1.400 Suriye lirası uygulanmaya başlandı.
Bakanlık, söz konusu düzenlemenin amacının kâr elde etmek olmadığını, elektrik üretiminin sürdürülebilirliğini sağlamak ve hizmet kalitesini artırmak için gerekli mali kaynakları temin etmek olduğunu açıkladı. Yetkililer, yüksek tarifelerin aynı zamanda sübvansiyonlu tüketim sınırı içinde enerji tasarrufunu teşvik edeceğini, bu sayede elektrik şebekesi üzerindeki baskının azalacağını ve günlük elektrik arz süresinin artırılabileceğini savundu. Vatandaşlara, enerji tasarruflu cihazlar kullanmaları ve imkânlar dâhilinde ev tipi güneş enerjisi sistemlerine yönelmeleri çağrısı yapıldı.
Ancak krizin temelinde iki kritik sorun bulunuyor.
İlk olarak, fiyat artışının kademeli değil, son derece ani ve sert olması dikkat çekiyor. Zam oranı, önceki tarifelere kıyasla yaklaşık 60 katlık bir artış anlamına geliyor. Bu karar, konutlara yönelik tüketimde uygulanan beş kademeli eski fiyatlandırma sistemini fiilen ortadan kaldırmış durumda.
Ekli tabloda da görüldüğü üzere, en yüksek oranlı artışlar, ağırlıklı olarak konut abonelerinden oluşan ve ortalama 700–1.000 kWh aralığında elektrik tüketen en düşük tüketim gruplarını hedef aldı. Bu gruptaki elektrik faturaları 60 ila 100 dolar seviyesine kadar yükseldi.
İkinci ve daha da önemli sorun ise, Suriyeli vatandaşların gelir düzeyi. Pek çok durumda gelirler, yeni elektrik faturasının yarısını bile karşılamaya yetmiyor. Özellikle eski ordunun ve ona bağlı güçlerin tamamen terhis edilmesi, kamu sektöründe çok sayıda çalışanın işten çıkarılması ve zaten kötüleşmiş olan ekonomik tabloyla birlikte işsizlik tarihi seviyelere ulaştı. Bu koşullar altında Suriyelilerin önemli bir bölümünün aylık geliri 30–50 dolar arasında değişiyor. Bu gelir, çoğu zaman iki ayda bir kesilen tek bir elektrik faturasına denk geliyor ya da faturanın yarısını bile karşılamıyor.
Karar 30 Ekim’de açıklandığında kamuoyunda başlangıçta belirgin bir tepki görülmedi. Bunun temel nedeni, söz konusu döneme ait faturaların henüz dağıtılmamış olmasıydı. Etkiler ancak son dönemde hissedilmeye başlandı. Bunun üzerine birçok kişi, yalnızca kararı adaletsiz bulduğu için değil, faturaları ödeyebilecek maddi güce sahip olmadığı için ödeme yapmayı boykot etmeye başladı.
Burada söz konusu olan küçük bir azınlık değil, toplumun geniş bir kesimi. Bu durum sınırlı çapta sokak protestolarına yol açarken, asıl tepkinin sosyal medyada yoğunlaştığı görülüyor. Pek çok Suriyeli, ödeme yapmamanın hükümeti kararını yeniden gözden geçirmeye zorlayacak en etkili baskı yöntemi olduğuna inanıyor.
Hükümetin elektrik sektörünü özelleştirmeye yöneldiği algısı ise mevcut krizi daha da derinleştiriyor. Yetkililer, fiyat artışı olmadan elektrik arzının sürdürülemeyeceğini savunurken, vatandaşlar ise ödeyemeyecekleri bedellerle karşı karşıya bırakıldıklarını dile getiriyor. Öte yandan elektrik, artık bir lüks değil, günlük yaşam için temel bir ihtiyaç olmasına rağmen, hâlâ günün 24 saati kesintisiz olarak sağlanamıyor.
Peki, çözüm ne olabilir?
Mevcut durum ideal olmaktan uzak ve henüz bir çözüm bulunmuyor. Ancak krizi hafifletebilecek bazı seçenekler gündeme getiriliyor.
Bunlardan biri, Suudi Arabistan, Katar veya Türkiye gibi dost ülkelerden geçici ve süresi net biçimde tanımlanmış bir destek talep edilmesi. Bu, acil bir rahatlama sağlayabilecek bir önlem olarak değerlendiriliyor.
Buna paralel olarak, elektrik sektörünü özelleştirerek yabancı yatırımcı çekmek yerine, Genel Elektrik Şirketi’nin Suriyelilere ait bir halka açık anonim şirkete dönüştürülmesi öneriliyor. İlk bakışta idealist görünen bu model, birçok ülkede başarıyla uygulanmış örnekler barındırıyor ve vatandaşların temel sektörlerde doğrudan pay sahibi olmasına imkan tanıyor.
Suriye içindeki vatandaşların büyük paylar satın alması zor olsa da, gelir düzeyi daha yüksek olan Suriye diasporası bu açığı kapatabilir. Ülke içindeki 10 milyon kişinin kişi başı 10 dolar katkı sunması 100 milyon dolar, yurt dışındaki 5 milyon Suriyelinin ortalama 200 dolar katkı yapması ise 1 milyar dolar kaynak yaratabilir. Bu tutar, enerji sektörünün yeniden ayağa kaldırılması için ilk aşama olabilir; sonraki aşamalarda süreç genişletilebilir.
Bu model sayesinde vatandaşlar, ulusal elektrik sektöründe gerçek bir sahiplik duygusu hisseder. Bu da hem elektriğin daha bilinçli kullanılmasını hem de ülkenin yeniden inşasına aktif katılımı teşvik edebilir.
Bu, önerilen çözümlerden yalnızca biridir; farklı alternatifler de mümkündür. Ancak hükümetten beklenen, vatandaşlardan sahip olmadıkları parayı talep etmek dışında seçenekleri ciddi biçimde değerlendirmesidir.
Birçok Suriyeli, aktivistler ve sıradan vatandaşlar, kararın geri çekilmesi çağrısında bulunuyor. Yeni devlete inandıklarını ve bu yapının bir parçası olmak istediklerini vurgulayan Suriyeliler, hükümet politikalarını eleştirme özgürlüğünün, halkı olumsuz etkileyen hatalı kararların düzeltilmesi için tek yol olduğuna inanıyor.