Zülal Çelik
Epstein davasına ilişkin "şok edici detaylar" ortaya saçılmaya devam ediyor. 3 milyon sayfayı aşkın belge, delil ve tanık ifadesi kamuoyuna sunulmuş durumda. Ancak tüm bu verilere rağmen adalet mekanizmasının işleyişi, hukuk devleti beklentilerinin oldukça uzağında seyrediyor.
ABD Adalet Bakanlığı'nın "İnceleme tamamlandı, yeni cezai dava açılmayacak" açıklaması, davaya ilişkin tüm umutları sonlandırdı. Karar, cezaevinde hayatını kaybeden Jeffrey Epstein ile 20 yıl hapis cezası alan eski kız arkadaşı Maxwell dışında, çocuk istismarına karıştığı iddia edilen diğer isimlerin cezai soruşturma dışında bırakılacağı anlamına geliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık kampanyası sırasında Epstein dosyalarını kamuoyuna açıklayacağına dair net bir söz vermişti. Ancak bu vaat defalarca ertelendi. Dosyaların kısmen açıklanmasının ardında iki temel etken bulunuyor:
Birincisi, Kongre'nin geçen yıl Kasım ayında büyük çoğunlukla kabul ettiği "Epstein Arşiv Şeffaflık Yasası". Yasa, Adalet Bakanlığı'ndan 19 Aralık 2025'e kadar tüm belgelerin açıklanmasını talep ediyordu.
İkincisi ise seçim stratejisi. Trump'ın dosya açıklama konusundaki tutumunun "yakında açıklanacak"tan "daha fazla açıklama yapılmayacak"a evrilmesi, “ABD’yı yeniden en büyük yapma” (MAGA) tabanında vaatlerden sapıldığı yönünde hoşnutsuzluk yarattı.
Yayımlanan son belgelerde Donald Trump'ın adı binden fazla kez geçiyor. Belgeler, Trump ile Epstein arasındaki uzun yıllara dayanan dostluğu doğruluyor. Trump ise bu durumu "kendisine yönelik bir komplo" olarak nitelendiriyor, adaya hiç ayak basmadığını ve belgelerin "kendisini temize çıkardığını" öne sürüyor.
ABD Adalet Bakanlığı, Epstein'a ilişkin toplam 6 milyon sayfadan fazla belge toplandığını doğruladı. Geçen yıl Aralık ayından bu yana yaklaşık 3,5 milyon sayfa belge kademeli olarak yayımlandı. Yaklaşık 2,5 milyon sayfa belge ise hâlâ gizli tutuluyor.
Yayımlanan belgelerde dikkat çeken bir çelişki var: Siyaset ve iş dünyasından isimlerin kişisel bilgileri büyük ölçüde karartılırken, yaklaşık 100 mağdurun gerçek adları, adresleri ve özel fotoğrafları doğrudan kamuoyuna sunuldu. Adalet Bakanlığı bu seçici açıklamayı "teknik veya insan hatası" olarak nitelendirdi ve kısa süre sonra binlerce belgeyi geri çektiğini duyurdu.
ABD Senatosu Demokrat Lideri Chuck Schumer, Adalet Bakanlığı'nın belgeleri karartarak delilleri gizlemesini yasadışı olarak nitelendiriyor. Mahkemede ifade veren mağdurlardan biri, fotoğraflarının ifşa edilmesini "son derece rahatsız edici" bulduğunu belirtti. Bir başka mağdurun sorusu ise hâlâ yanıt bekliyor: "Siz mağdurları mı koruyorsunuz, yoksa güçlüleri mi?"
20 yıldır çözülemeyen dava
Epstein davasının geçmişi 2005 yılına uzanıyor. Florida polisi o dönemde en az 36 mağdur tespit etti. 2006'da savcılar 53 sayfalık bir ağır suç iddianamesi hazırladı. Ancak gizli yürütülen müzakereler sonucunda Epstein, 2008'de yalnızca "reşit olmayanları fuhuşa teşvik" suçlamasını kabul etti ve 18 ay hapis cezası aldı. Cezaevinde her gün 12 saat ofisine çıkma izni vardı ve fiilen yalnızca 13 ay cezaevinde kaldı.
2005'ten 2026'ya, 20 yılı aşkın süredir dava bir türlü sonuçlanmış değil.
Epstein'ın miras yönetim şirketi, 200'den fazla kadın mağdura 125 milyon dolar tazminat ödedi. Bu ödemeler mağdurlar açısından bir giderim niteliği taşırken, ABD hukuk sistemi bu medeni uzlaşmayı gerekçe göstererek uzun ve zorlu bir ceza sürecinden kaçındı. Çocuk istismarına karıştığı iddia edilen güçlü isimler böylelikle herhangi bir cezai sorumluluk üstlenmeden kurtulmuş oldu.
Mağdurlar adalet bekliyor
Geçen yıl Nisan ayında, Epstein mağduru Zuffrey Avustralya'da intihar etti. Ailesi, onun cinsel istismar ve cinsel ticaretin ömür boyu mağduru olduğunu ve sonunda psikolojik travmayı taşıyamadığını söyledi. Zuffrey, 2021'de New York'ta mahkemede ifade vermiş, İngiliz Prens Andrew'ın, Epstein ve kız arkadaşının yardımıyla, kendisinin reşit olmadığını bildiği halde üç kez cinsel istismarda bulunduğunu iddia etmişti.
Kimlikleri gizli tutulan, geçmişin gölgesinde yaşayan daha pek çok mağdur hâlâ adil bir yargılama bekliyor.
Uluslararası kamuoyunu şok eden bu skandal, "dosya açıklama" ile geçiştiriliyor, birkaç "temsilci ismin" özrü ya da düşüşüyle sembolik bir sona ulaştırılmaya çalışılıyor. Şimdi ise "delil yetersizliği" gerekçesiyle dosyanın tamamen kapatılması gündemde.
ABD yargı sisteminin bu davada koruduğu değerlerin gerçekten "yargı bağımsızlığı", "insan hakları" ve "usul adaleti" mi olduğu, yoksa güç ve sermayenin iç içe geçtiği bir çıkar ağı mı olduğu sorusu ise yanıtsız kalmaya devam ediyor.