CGTN Türk Dış Haberler Servisi
İsviçre’nin karlı zirvelerinde 1971 yılında Alman iktisatçı Klaus Schwab tarafından kurulan Dünya Ekonomik Forumu, başlangıçta Avrupalı işletmelerin küresel rekabette daha etkin bir yönetim modeli benimsemesi amacıyla bir "diyalog platformu" olarak hayata geçmişti.
On yıllar içinde sadece ekonomik bir buluşma noktası olmaktan çıkarak dünya siyasetine yön veren, sınırların kalktığı ve serbest ticaretin kutsandığı bir küresel köyün gayriresmî yönetim merkezi haline gelen Davos, Soğuk Savaş’ın bitişinden bu yana liberal dünya düzeninin en güçlü kalesi olarak kabul edildi. Buna karşı 2026 yılına gelindiğinde, bu tarihî misyonun yerini derin bir varoluşsal kaygı ve parçalanma korkusu almış durumda.
Davos bu yıl her zamankinden daha kritik bir öneme sahip. Zira zirve küresel seçkinlerin birleştiği bir noktadan ziyade, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyayı bir arada tutan kuralların ve ittifakların resmen çöktüğü bir itiraf kürsüsüne dönüşmüş vaziyette.
Gerilimin merkezi: Bağlar kopmak üzere
Bu yılki gerginliğin ve belirsizliğin merkezinde, Beyaz Saray’a geri dönüşüyle Batı ittifak sistemini kökünden sarsan Donald Trump’ın dış politika vizyonu yer alıyor. Trump, Davos kürsüsünden yaptığı konuşmada, transatlantik bağları kopma noktasına getiren ve "önce Amerika" (America First) doktrininin en radikal halkası olan Grönland talebini net bir dille yineledi. Grönland’ın ABD’nin ulusal güvenliği ve küresel stratejik dengeler için "zorunlu" olduğunu savunan Trump, adanın mülkiyetinin Washington’a geçmesi gerektiğini belirtirken, bu talebi reddeden ülkelere karşı gümrük tarifelerini bir silah olarak kullanacağının sinyalini verdi.
Kanada’ya "Biz olmasak siz olmazdınız" diyerek sert çıkan ve Grönland’ı bir "buz parçası" olarak değil, Çin ve Rusya’ya karşı hayati bir üs olarak tanımlayan Trump’ın bu tutumu, Batılı müttefikler arasında II. Dünya Savaşı sonrası kurulan güvenlik mimarisinin artık geçerliliğini yitirdiğinin en somut kanıtı olarak görüldü.
Jeopolitik kırılma
Kanada’nın yeni Başbakanı Mark Carney Davos’ta yaptığı konuşmada, uluslararası sistemin bir "geçiş" döneminde değil, köklü bir "kopuşun" tam ortasında olduğunu ilan etti. Carney, Kanada’nın on yıllardır Amerikan hegemonyasının sağladığı kurallara dayalı düzenden büyük yarar sağladığını ancak bu eski dünyanın artık geri gelmeyeceğini açıkça dile getirdi. "Geçmişin yasını tutmayı bırakmalıyız" diyen Carney, en güçlü ulusların ekonomik entegrasyonu bir baskı aracı olarak kullandığı, hukukun üstünlüğünün yerini kaba kuvvetin ve tarifelerin aldığı bir orman kanunu dönemine geçildiğini anlattı.
Zirvenin belki de en çarpıcı metaforu Belçika’nın muhafazakar Başbakanı Bart De Wever’in yaptığı "canavarlar zamanı" benzetmesiyle geldi. Antonio Gramsci’den esinlenerek eski dünyanın öldüğünü ancak yeni dünyanın henüz doğamadığını belirten Belçika lideri, bu alacakaranlık kuşağında "canavarların" ortaya çıktığını şöyle ifade etti:
“Belçika Kralı Philippe ile birlikte Trump’la görüşeceğiz. Ama bu, planladığımızdan farklı bir karakter taşıyacak. Muhtemelen vermemiz gereken mesaj şu olacak: Burada kırmızı çizgileri aşıyorsun. Ya birlikte dururuz ya da bölünmüş dururuz; eğer bölünürsek, 80 yıllık Atlantikçiliğin sonuna gelinir, gerçekten de bir çağ kapanır. Bilirsin, Gramsci’nin dediği gibi: “Eski olan ölürken, yeni olan henüz doğmamışsa, canavarların zamanı yaşanır.” Onun bir canavar olup olmamaya karar vermesi ona kalmış, evet mi, hayır mı?”
Finans dünyası alarm veriyor
İş dünyasının devleri de bu siyasi enkazın ortasında benzer bir alarm veriyor. Dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, kapitalizmin tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu itiraf etti. Fink, bugüne kadar Davos’un simgelediği sınırsız küreselleşmenin artık "yapısal bir kriz" içinde olduğunu, yapay zekanın iş gücü üzerindeki yıkıcı etkisi ve enerji maliyetlerinin toplumsal huzursuzluğu tetiklemesiyle sistemin sürdürülemez hale geldiğini savundu. Trump’ın Davos’a katılımını bir monolog olarak niteleyen Fink , Pax Americana’nın sağladığı öngörülebilirlik ortamının tamamen buharlaştığını vurgulayarak küresel elitlere "sistem çöküyor" uyarısında bulundu.
Davos zirvesindeki bu konuşma Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un “Pax Americana bitti” sözlerini akla getirdi. Münih'te, kendi partisi Hristiyan Demokrat Birlik'in (CDU) kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik'in (CSU) kongresinde konuşan Merz, Avrupalıların "Transatlantik müttefikleriyle ilişkilerinin kökten değişimine" hazırlıklı olması gerektiğini söylemişt. Merz, "Avrupa'da ve aynı zamanda Almanya'da onlarca yıldır devam eden 'Pax Americana' bizler için büyük ölçüde sona ermiştir" diye konuşmuştu.
Merz'in kullandığı ve Latince "Amerikan Barışı" anlamına gelen "Pax Americana" özetle, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ve ABD'nin, NATO'daki en güçlü ülke olarak Avrupalı müttefiklerinin güvenliğinden sorumlu olma taahhüdü gibi prensipleri de tanımlayan transatlantik barış düzeni için kullanılıyor.