Ulaş Can-CGTN Türk GYY

Fransa’daki gösteriler tüm dünyayı, özellikle de Fransız kapitalistlerini ve liberallerini çok sarsmış durumda. Başta eylemleri küçümsemek gibi bir hataya düştüler. Ama bu, onlara daha pahalıya mal oldu. Ardından da 17 Ekim Cumartesi günü eylemlerle beraber yaşanan şiddet olaylarını kullanarak bildikleri en iyi işi yapmaya çalıştılar: manipülasyon. Eylemlerin sınıfsal kimliğini gizlemek adına “dış müdahale” ve “çapulcu göçmenler” yalanını basın eliyle servis ettiler. Ancak mızrak çuvala sığmıyordu. Çünkü eylemlerde atılan sloganlar ve hedef gayet netti. Hatta liseliler, önümüzdeki seçimlerde gelebilecek faşizm tehlikesini bile görmüş en fazla anti-faşist sloganlar kullanıyordu. Basının “çapulcu göçmen” hikâyesi tutmamıştı. Onların hepsi Fransızdı. Bu manipülasyon ve göçmen söylemi bana Louis Aragon’un “Onların Tanığı” adlı eserindeki “Komünistler, Fransız değiller” metaforunu hatırlattı.

Fransız direnişçi Guy Môquet henüz 17 yaşındaydı. Çok uzun boyluydu. Getirdikleri tabuta sığmadı. Alman askerlerden biri, çocuğun cesedini demir bir çubukla zorla tabuta sokmaya çalışıyordu. Ortaya korkunç bir manzara çıktı. Mezar kazıcılardan biri itiraz etmek istedi ama arkadaşı onu uyardı: “Karışma, o bir komünist, Fransız değil.”

Bu tanıklığı yaklaşık bir yıl sonra kaleme alan Louis Aragon, şöyle yazdı: “…o çocuğu ve yirmi altı yoldaşını, dudaklarında Marsilya Marşı , kalplerinde Fransa ile ölecek olanları kurşuna dizmek üzere Almanlara teslim edenleri unutmayacağız; çünkü cellatlar gibi onlar da şöyle düşünüyordu: "Komünistler, Fransız değiller!"

“Aragon’dan bıçak gibi çekilmiş yedi mısra” der Attilâ İlhan, Lili Marlen şiirinde. Louis Aragon mısralarını, silaha dönüştürmüş bir komünist edebiyatçıydı. Fransız Komünist Partisi’ne 1927’de üye oldu ve 85 yaşında öldüğünde hala Merkez Komite üyesiydi.

Yukarıda bahsi geçen katliam 22 Ekim 1941 tarihinde gerçekleşmişti. Bir yıl sonra yer altındaki Fransız Komünist Partisi, üyesi Louis Aragon’dan bu katliamı belgelemesini ister ve Luis Aragon dönemin tanıklarıyla yaptığı gizli görüşmeler ve yazışmalarla “Onların Tanığı” adlı eserini oluşturur. Eser, savaş sırasında Moskova ve Londra radyolarından da yayımlanmış ve tüm dünyada ün salmıştı.

...

Fransa 1940 yılının başlarında Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmişti. İktidarda Nazi işbirlikçisi Vichy Hükümeti vardı. Ancak başta Fransız komünistler olmak üzere Fransız yurtseverleri yer altına çekilmiş, faşizmle mücadele ediyorlardı. Birçoğu tutuklanmış, Vichy Hükümeti'nin askerleri ve işgalci Nazi ordusunun kontrol ettiği kamplarda tutuluyorlardı. Bu kamplardan biri olan Châteaubriant kampında 400'ün üzerinde tutsak vardı.

20 Ekim 1941 günü işgalci Nazi ordusundan Yarbay Karl Hotz, Nantes’te komünist direnişçiler tarafından vurularak öldürüldü. Bunun üzerine bölgenin Alman Askeri Valisi Albay Oates von Steuben, örgütlenen direnişi kırmak için bir ibret örneği yaratmak istedi. Von Steuben, Vichy Fransa’sının İçişleri Bakanı Pierre Pucheu’dan Yarbay Karl Hotz’a karşılık idam edilecek Fransız esirlerin isim listesini istedi. Pucheu, Fransız ve Alman sanayicilerin gözdesi, antikomünist bir siyasetçi olarak biliniyordu. Hiç tereddüt etmeden Châteaubriant kampında tutuklu komünistlerin isimlerini verdi. İsimler tesadüfen seçilmiş değildi. 27 kişinin tamamı komünistti. Birçoğu fabrika işçisiydi, birçoğu da Genel İşçi Konfederasyonu ile bağlantılıydı. Aralarında komünist milletvekili ve sendika lideri Charles Michels, Metal İşçileri Federasyonu Genel Sekreteri Jean-Pierre Timbaud ve 17 yaşında komünist bir lise öğrencisi olan Guy Môquet de vardı.

Chateaubriant Kampı

Guy Moquet faşistlerin özel olarak istediği bir isimdi. Çünkü babası ve annesi de komünistti. Babası Prosper Môquet demiryolu işçisiydi. 1926’da üye olduğu Fransız Komünist Partisi’nden 1936 yılında milletvekili seçildi. Daladier, Fransız Komünist Partisini Stalin’in politikalarını desteklediği bahanesiyle 1939 sonlarında kapattı ve Moquet’i Cezayir'deki Maison-Carree cezaevine gönderdi. Guy Moquet henüz bir çocukken babasının serbest kalması için bildiriler dağıttı. 1940’ın Ekim ayında henüz 16 yaşındayken Fransız Komünist Partisi’nin bildirilerini dağıtmaktan tutuklanıp Châteaubriant kampına yollandı.

20 Ekim akşamı Chateaubriant kampına öldürülen Alman yarbaya karşılık 30 esirin idam edileceği bilgisi geldi. Altıncı koğuştaki komünistler kendilerinin seçileceklerinden emin bir şekilde bekliyorlardı. Öyle de oldu. Akşam altıncı koğuştaki 27 esire birer kağıt ve zarf verilerek son mektuplarını yazmaları istendi. Ayrıca altıncı koğuşta kalan direnişçilerden Kerivel’e aynı kamptaki karısını son bir defa görmek için izin de verildi. Madam Kerivel altıncı koğuşa geldiğinde Guy Moquet’i gördü. Alman subaylara Guy Moquet yerine kendisinin öldürülmesini teklif etti ancak teklifi kabul edilmedi.

Burada sözü yine tanıklıklar için Aragon’a bırakalım : Kapı açıldı.Teğmen Touya, içeri girdi.Tereddüt etmeden ve gergin bir gülümsemeyle tek bir isim söyledi: Guy Môquet. Bu isim, her birimizin üzerine düşen bir giyotin bıçağı, göğüslerimizi delen bir kurşun gibiydi. Tek bir cevap verdi: Buradayım! Ve sanki düşünmeden, dimdik, her zamankinden daha uzun boylu, on yedi yaşında, pervasızlık ve hayat dolu Guy'ımız hızlı ve kendinden emin bir adımla ilerledi! Aşkın ilk rüyalarına yeni uyanmışken, Guy'ımız gitmişti, sanki bir parçamız ayrılmış gibiydi.”

Öğleden sonra üç kamyon 6 numaralı kışlanın önünde sıralandı. Her kamyona dokuz esir bindirildi. Moquet ve yoldaşları kamyonlara binerken önce Marsilya Marşı'nı ardından Enternasyonal’i söylediler. Ardından tüm kamp, tek yürek bu iki marşı söyledi. Naziler 27 komünisti kampın yakınındaki taş ocağına getirdiler. Taş ocağında dokuzar direkten oluşan üç sıra vardı. İnfazlar üç ayrı seferde yapıldı: saat 15:55'te, 16:00'da ve 16:10'da. Hepsi marşlarla karşıladı ölümü, gözleri açık ve elleri serbest.

Maquet’in eşyaları ailesine teslim edildi. Ceplerinden şiirleri çıktı Fransız gençliğine miras.

Ülkemizin hainleri

Kapitalizmin bu temsilcileri

Onları buradan kovacağız.

Sosyalizmi kurmak

…

Sizi hapisten çıkarmak

Kapitalizmi öldürmek için

Ailesine bıraktığı son mektup ise şöyleydi.

Sevgili anneciğim,

Sevgili minik kardeşim,

Sevgili babacığım,

Öleceğim!

Elbette yaşamak isterdim, ama tüm kalbimle dilediğim şey, ölümümün bir amaca hizmet etmesidir.

hayatım kısa sürdü, hepinizden ayrılmak dışında hiçbir pişmanlığım yok.

sizi tüm çocuk kalbimle öpüyorum.

Cesaret!

Père Lachaise Division 97 Timbaud 01

Bugün tüm dünyada yine faşizm tehlikesi gün yüzüne çıkmış durumda. Özellikle Trump ABD'si, dünyayı artık liberal demokrasi masallarıyla yönetemeyeceklerini görüyor. Bununla beraber başta Latin Amerika olmak üzere, ülkelerde sağ faşist güçlere doğrudan destek sağlıyor. Avrupa sermayesi de bu alternatifi benimsemiş gözüküyor. Ancak Avrupa'da da faşizm döktüğü kanın kokusu henüz çok taze. Bugün Maquet ve yoldaşlarının katledilişinin 85. yıl dönümü. Anılarının Fransız gençliğinin hafızasında özel bir yer tuttuğu da aşikar. Son yapılan eylemlerdeki anti faşist sloganların bunun en büyük göstergesi. Öyle gözüküyor ki faşizme karşı direniş önümüzdeki on yılların en önemli meselesi olacak. Son sözü yine Aragon'a bırakalım...

“Teğmen kapıyı açtı ve son yoklamaya başladı. İsimleri okundukça her adam öne çıktı. Jandarmalar onları aradı, ceplerini boşalttı, ellerini bağladı ve sonra kamyonlara bindirdi. Her kamyon dokuz yoldaşı taşıyordu; pencereden bizi görebildikleri için şarkı söyleyip el sallayarak veda ediyorlardı. Tenin Alman subayına seslendi: ‘Biz Fransızlar için Alman kurşunlarının altında ölmek bir şereftir.’ Sonra, henüz on yedi yaşında olan genç Môquet'i işaret ederek: ‘Ama bir çocuğu öldürmek suçtur…’ ”

Kuzey Kore uyardı! 'En korkunç durumla karşılaşırsınız'
Kuzey Kore uyardı! 'En korkunç durumla karşılaşırsınız'
İçeriği Görüntüle