Yazar: Geng Jingjing
ABD ile İran, yarın Pakistan'ın başkenti İslamabad’da yeniden müzakere masasına oturacak. Ancak İsrail'in 8 Nisan'da Lübnan'a düzenlediği saldırı ve İran'ın buna misilleme olarak Hürmüz Boğazı'nı yeniden geçişlere kapatması, uluslararası toplumda müzakerelerin geleceğine ilişkin endişeleri yeniden alevlendirdi.
İki taraf, birçok temel konuda aşılması ciddi görüş ayrılıkları yaşıyor. Bu nedenle barış görüşmelerinin geleceği pek de umut verici görünmüyor ve çığır açıcı bir anlaşma sağlanmasının önünde ciddi engeller bulunuyor.
Dış faktörlerin etkisi özellikle kendini gösteriyor. Barış görüşmelerinin arifesinde İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı bir hava saldırısı, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği konusunda gerginliğin yeniden tırmanmasına yol açtı. İsrail’in operasyonları, zaten kırılgan olan müzakerelerin dış ortamını daha da belirsiz hale getirdi.
Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ise stratejik çekişmelerinin odak noktası haline geldi. İran, boğaz trafiği kurallarını belirleme konusunda ısrarcı davranarak kendi güvenlik çıkarlarının güvence altına alınmasını talep ediyor. ABD ise İran'ın bu tutumunu kabul etmiyor. İki tarafın bu konuda uzlaşma imkânı son derece sınırlı görünüyor.
İran Nükleer Sorunu ise müzakerelerin en büyük çıkmazını oluşturuyor. İran, nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkını savunarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini bırakmayı reddediyor. ABD ise tam bir yasak talep ederken sıfır nükleer silah hedefliyor. Tarafların bu konuda da uzlaşmaya varması son derece zor görünüyor.
Jeopolitik konularda da bir uzlaşma sağlanması zor. İran, ABD’den herhangi bir işgale kalkışmayacağına dair garanti vermesini, Ortadoğu’dan askerlerini geri çekmesini, tazminat ödemesini ve tüm yaptırımları kaldırmasını talep ediyor. Bu talepler, ABD’nin stratejik çıkarlarının tam kalbine dokunuyor. ABD ise İran’dan bölgedeki vekil güçlere verdiği desteği kesmesini istiyor, bu da İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu temelden sarsıyor.
Sonuç olarak, ABD ile İran arasında ciddi bir güven eksikliği bulunuyor. İki hafta içinde çığır açıcı bir anlaşmaya varılması olasılığı düşük. Ancak en kısa sürede ateşkes sağlanıp savaş sona erdirilir ve anlaşmazlıklar siyasi ve diplomatik yollarla çözülürse, Orta Doğu ve Körfez bölgesinde gerçek anlamda uzun vadeli istikrar ve barış sağlanabilir.