Haber Merkezi
İran, son dönemde derinleşen ekonomik kriz ve ulusal para biriminin hızla değer kaybetmesiyle birlikte yeni bir protesto dalgasına sahne oluyor. Ancak sokaklara yansıyan bu toplumsal tepki, yalnızca iç ekonomik sorunların sonucu olarak değerlendirilmiyor. ABD ve Batı’nın yıllardır sürdürdüğü yaptırımlar, İsrail’in saldırıları ve Washington’dan gelen açık müdahale tehditleri, İran’daki gelişmeleri emperyal bir kuşatma bağlamına oturtuyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın protestolara ilişkin yaptığı son açıklama ise bu kuşatmanın artık açık bir müdahale diliyle yürütüldüğünü gözler önüne seriyor.
Ekonomik krizin arka planı: Yaptırımlar ve ekonomik savaş
İran ekonomisi, uzun süredir ABD öncülüğünde uygulanan ağır yaptırımların hedefinde. Bankacılık sisteminden dışlanma, enerji ihracatının kısıtlanması ve ticaret yollarının kapatılması, ülkeyi adeta ekonomik bir abluka altına almış durumda.
Ulusal para birimi riyalin döviz karşısında hızla değer kaybetmesi enflasyonu artırırken, halkın alım gücünü ciddi biçimde zayıflattı.
Uzmanlar, yaşanan ekonomik krizin yalnızca iç politik tercihlerle açıklanamayacağını; bunun doğrudan ekonomik savaşın bir sonucu olduğunu vurguluyor.
ABD ve Batı: Protestolar üzerinden baskı stratejisi
ABD ve Batılı müttefikleri, İran’daki protestoları “insan hakları” söylemi üzerinden sahipleniyor. Ancak aynı aktörlerin bölgedeki müttefik rejimlerin benzer uygulamalarına sessiz kalması çifte standart eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Bu durum, İran özelinde protestoların rejimi zayıflatmaya yönelik siyasi bir araç olarak kullanıldığı eleştirilerini güçlendiriyor.
Batı medyasında protestoların yoğun biçimde öne çıkarılması, İran yönetimi üzerinde uluslararası baskıyı artırmayı amaçlayan bir algı operasyonu olarak değerlendiriliyor.
İsrail saldırıları ve dokunulmazlık zırhı
İran’a yönelik baskının askeri boyutunda ise İsrail öne çıkıyor. Son yıllarda İran’ın askeri ve stratejik hedeflerine yönelik gerçekleştirilen hava saldırıları, suikastlar ve siber operasyonlar, bölgesel gerilimi sürekli tırmandırıyor.
Bu saldırıların uluslararası hukuk açısından açık ihlal niteliği taşımasına rağmen ABD ve Batı’dan ciddi bir tepki gelmemesi, İsrail’e fiili bir dokunulmazlık sağlandığı eleştirilerine yol açıyor.
İran cephesi, bu durumu emperyal düzenin bir parçası olarak değerlendiriyor.
Trump’tan açık tehdit: "Müdahale ederiz"
ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklaması, Washington’un İran’daki iç gelişmelere doğrudan müdahil olma niyetini açıkça ortaya koydu.
Trump, İran yönetiminin protestolara güç kullanması halinde ABD’nin "devreye gireceğini, yardıma koşacağını” ifade ederek, müdahaleyi meşrulaştırmaya çalıştı.
Bu açıklama, ABD’nin “insan hakları” söylemi altında başka ülkelerin iç işlerine müdahale geleneğinin yeni bir örneği olarak yorumlanıyor.
Tahran yönetimi ise bu ifadeleri açık bir egemenlik tehdidi olarak görüyor.
İran emperyal kıskacın içinde
Uzmanlara göre, İran’daki protestolar, gerçek ve meşru ekonomik sorunlardan besleniyor olsa bile, ABD ve Batı’nın yaptırımları, İsrail’in saldırıları ve Trump’ın açık müdahale tehditleriyle birlikte daha geniş bir emperyal baskı tablosunun parçası haline gelmiş durumda.
Bu baskı politikaları, İran’da istikrar üretmekten ziyade, çatışmayı derinleştirdiği şeklinde değerlendiriliyor.
Uzmanlar, kalıcı çözümün yolunun, yaptırımların kaldırılması, askeri tehditlerin son bulması ve ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesinden geçtiğine dikkat çekiyor.