CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşümünü güvence altına almak için genişlettiği savunma ortaklıkları, başkent Riyad’a ulaşan Husi füzeleriyle sınanıyor. ABD’nin gelişmiş silah sistemlerine, Avrupa ülkelerinin askeri desteğine ve Türkiye ile Pakistan’la imzalanan Mekke Anlaşması’na rağmen kritik altyapının korunamaması, Riyad’ın güvenlik stratejisini tekrar gündeme getirdi.
Atlantic Council’de yayımlanan analize göre Riyad’ın uluslararası havalimanı üç gün içinde dört kez hedef alındı; saldırılarda en az 12 kişi hayatını kaybetti, 300’den fazla kişi yaralandı. Havalimanı kapatılırken okullar ve çok sayıda işyeri uzaktan çalışmaya geçti. Başkentin işlek caddelerinde günlük hayat sürse de hava saldırısı uyarıları ve önleme sistemlerinin patlamaları, savaşın kent üzerindeki baskısını hissettiriyor.
Moskova'dan Fransa'ya anlaşmalar serisi
Riyad, son on yılda Washington’la ilişkilerindeki dalgalanmalara ve Körfez içindeki rekabetin artmasına karşı dış ilişkilerini çeşitlendirmeye yöneldi. Çin ve Rusya ile diplomatik yakınlaşmaya, Fransa, İtalya ve İngiltere ile savunma işbirliği arayışları eşlik etti. Bu yönelimin en dikkat çekici adımlarından biri, ağustosta Türkiye ve Pakistan’la imzalanan Mekke Anlaşması oldu. Taraflardan birine yönelik saldırıyı tümüne yapılmış sayan düzenleme, Suudi Arabistan’ın caydırıcılığını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Analizde aktarılan bilgilere göre Pakistan, anlaşma imzalanmadan önce Suudi Arabistan’a yaklaşık 8 bin asker, bir savaş uçağı filosu, insansız hava araçları ve hava savunma sistemi konuşlandırmıştı. İslamabad, son saldırıların ardından ek kuvvet göndereceğini açıkladı ancak takviyenin büyüklüğünü belirtmedi.
ABD desteğinin sınırı
Suudi savunmasının merkezinde ise hâlâ ABD bulunuyor. Patriot ve THAAD sistemlerinin yanı sıra eğitim, bakım, teknik destek ve istihbarat ilişkileri, Riyad’ın Washington’a bağımlılığını sürdürüyor. Mayıs 2025’te açıklanan 142 milyar dolarlık savunma satış paketi, ardından imzalanan Stratejik Savunma Anlaşması ve Suudi Arabistan’a verilen NATO dışı önemli müttefik statüsü bu ilişkinin kapsamını genişletti. Analiz, bu adımların ABD’nin Suudi Arabistan’ı savunmak için savaşa girmesini zorunlu kılan bağlayıcı bir güvenlik garantisi oluşturmadığına dikkat çekiyor.
Avrupa ülkelerinin katkıları da belirli görevlerle sınırlı. İtalya hava savunma sistemleri konuşlandırırken Fransa, Yanbu’daki enerji altyapısını korumak üzere askeri unsurlar gönderiyor. İngiltere ise havada yakıt ikmali desteği sağlıyor.
Pahalı sistemler neden yetmiyor?
Riyad’ın yaşadığı güvenlik açığını yalnızca silah sayısıyla açıklamak mümkün değil. Analizde, Husi saldırılarının gelişen niteliği ve eş zamanlı tehditlerin komuta-kontrol sistemleri üzerinde oluşturabileceği baskı öne çıkarılıyor. Farklı ülkelerden sağlanan radarların, silah sistemlerinin ve istihbaratın ortak bir savunma ağı içinde çalışması gerekiyor. Türkiye ve Pakistan’ın katkılarının bu yapıya ne ölçüde entegre edildiği ise belirsizliğini koruyor. Kritik altyapının art arda vurulması, tehdidin tespitinden önlenmesine uzanan süreçteki koordinasyonun sorgulanmasına yol açıyor.
Bir diğer baskı unsuru da önleyici füze stoklarının durumu. Analizde aktarılan haberlere göre Riyad, stokların azalması üzerine eylülde Fransa, İngiltere, Pakistan ve Mısır’dan ek hava savunma unsurları istedi, fakat bu talepler karşılanmadı. ABD’nin kendi önleyici füze stoklarındaki daralma da müttefiklerine sağlayabileceği desteği zorlaştırıyor.




