Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Hasan Ünal, CGTN Türk'ün YouTube kanalında yayımlanan “Hasan Hoca'ya Soruyorum” programında Mekke Savunma Ortak Anlaşması'nı ve Türkiye'nin bölgesel çatışmalardaki konumunu değerlendirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın anlaşmanın saldırı değil, savunma amaçlı olduğu ve Türkiye'nin başka bir ülkeye saldırmak amacıyla asker göndermeyeceği yönündeki açıklamalarına değinen Ünal, askeri ittifakların savunma amacıyla kurulmasının ülkelerin savaşa dahil olmayacağı anlamına gelmediğini belirtti.

“Bütün ittifaklar savunma prensibi üzerinden imzalanır”

Askeri ittifakların tarihsel niteliğine dikkat çeken Ünal, Birinci Dünya Savaşı öncesinde kurulan ittifakları örnek gösterdi. İtalya'nın Almanya ve Avusturya-Macaristan ile yaptığı ittifak anlaşmasına rağmen savaşa katılmadığını hatırlatan Ünal, bunun gerekçesinin anlaşmanın savunma amaçlı olması ve savaşın müttefiklerin saldırılarıyla başlaması olduğunu anlattı.

Ünal, 1964 yılında ABD Başkanı Lyndon Johnson'ın Türkiye'ye gönderdiği mektubu da hatırlatarak, askeri ittifaklarda savunma yükümlülüklerinin hangi koşullarda devreye gireceğinin belirleyici olduğunu ifade etti.

“Bütün ittifaklar savunma prensibi üzerinden imzalanır. Ama her ittifak anlaşması uygulamaya girdiğinde savaşa dönüşür. Savaşın hangi boyutu savunma için yapılır, hangi boyutu saldırı içindir? Bunun kesin çizgileriyle ayırmak da o kadar kolay değildir.”

Ünal, savunma ve saldırı arasındaki ayrımın savaş koşullarında belirsizleşebileceğini belirterek, yalnızca anlaşmanın savunma amaçlı olduğunun açıklanmasının yeterli olmadığını savundu.

“Çatışma halindeki bir ülkeyle ittifak imzalanır mı?”

Suudi Arabistan ile Yemen'deki Ensarullah hareketi arasında devam eden çatışmalara dikkat çeken Ünal, Türkiye'nin bu süreçte askeri ittifaka dahil olmasının ciddi riskler barındırdığını söyledi.

Ünal, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik askeri faaliyetlerinin ve Ensarullah'ın karşılık olarak düzenlediği saldırıların bölgedeki gerilimi artırdığını belirtti.

“Bu iki taraf fiili çatışma halindeyken siz Türkiye olarak gidip 7 Ağustos tarihinde böyle bir ittifakı niye imzaladınız? Çatışma halindeki bir ülkeyle ittifak imzalanır mı ya?”

Türkiye'nin çatışmalara dahil olmak istememesi halinde askeri ittifak yerine diplomatik girişimlere ağırlık vermesi gerektiğini savunan Ünal, Orta Doğu'nun yeni askeri bloklaşmalara değil, güven artırıcı önlemlere ihtiyaç duyduğunu söyledi.

“Orta Doğu'nun yeni ittifaklara değil, güvenliğe ihtiyacı var”

Bölgesel güvenlik konusunda alternatif bir yaklaşım öneren Ünal, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve İran'ın dahil olacağı bir diplomatik mekanizma oluşturulması gerektiğini belirtti.

“Şu anda Orta Doğu'da en az ihtiyaç duyulan şey ittifak. Orta Doğu'da şu anda ihtiyaç duyulan şey güvenlik ortamı yaratılması için güven artırıcı tedbirler, önlemler paketleri üzerinde çalışmak.”

İsrail'in bölgedeki askeri faaliyetlerini de değerlendiren Ünal, İsrail'e karşı yeni bir askeri ittifak kurulmasının gerekli olmadığını, bunun yerine bölge ülkelerinin ortak caydırıcılık mekanizmaları geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Ünal, ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların geçici olarak ikinci plana alınması ve ortak çıkarların öne çıkarılması yoluyla bölgesel güven ortamının güçlendirilebileceğini savundu.

“Anlaşmanın hangi çatışmaları kapsadığı belli değil”

Mekke Anlaşması'nın kapsamına ilişkin belirsizliklere dikkat çeken Ünal, ortak savunma yükümlülüğünün mevcut bölgesel çatışmalar açısından ne anlama geldiğinin açıklanması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile, Pakistan'ın Hindistan ve Afganistan ile, Suudi Arabistan'ın ise Yemen ile yaşadığı sorunları hatırlatan Ünal, anlaşmanın bu ihtilafları kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

Ünal, anlaşmaya mevcut çatışmaların kapsam dışında tutulduğunu belirten ek protokoller konulabileceğini söyledi.

“Ya bu anlaşmaya imza atmayacaktınız, ki ben o kanaatteyim, doğru değildi bu. Ya da diyecektiniz ki Suudi Arabistan'ın Yemen'le, Pakistan'ın Hindistan'la, Afganistan'la, Türkiye'nin Yunanistan'la konuları buna dahil değildir.”

Anlaşmanın ayrıntılarının bilinmediğini vurgulayan Ünal, metnin yeterli değerlendirmeler yapılmadan hazırlanmış olabileceği yönündeki endişesini de dile getirdi.

“Bir ittifak anlaşması nasıl açıklanmaz?”

Anlaşma metninin kamuoyuyla paylaşılmamasını eleştiren Ünal, Türkiye'ye askeri ve siyasi yükümlülükler getiren bir düzenlemenin içeriğinin açıklanması gerektiğini söyledi.

“Bir ittifak anlaşması nasıl açıklanmaz? Türkiye'ye birtakım yükümlülükler getiriyor. NATO anlaşması internette duruyor. Bunun da yükümlülüklerinin internete konulması lazım. Dışişleri Bakanlığı'nın sitesine konulması lazım.”

Ünal, anlaşmanın Türkçe ve İngilizce metinlerinin yayımlanması gerektiğini belirterek, modern devletler arasındaki askeri ittifakların parlamentoların denetimine açık olması gerektiğini vurguladı.

Pakistan'da da benzer anlaşmaların parlamentodan geçirilmesi gerektiğine dikkat çeken Ünal, kamuoyunun hangi koşullarda askeri yükümlülük üstlenildiğini bilmesinin önemine işaret etti.

“Türk askerinin hedef alınması halinde ne yapılacak?”

Türkiye'nin Suudi Arabistan'a hava savunma sistemleri konuşlandırmasını da değerlendiren Ünal, bu adımın Türk askerini bölgedeki çatışmaların doğrudan hedefi haline getirebileceği uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan'ın ABD ve İngiltere'den temin ettiği gelişmiş hava savunma sistemlerine sahip olduğunu hatırlatan Ünal, Türkiye'nin göndereceği sistemlerin askeri açıdan nasıl bir farklılık yaratacağının sorgulanması gerektiğini belirtti.

Ünal, Riyad'da konuşlandırılan Türk hava savunma sistemlerinin Ensarullah'ın füze saldırılarında hedef alınması ihtimaline dikkat çekti.

“Şimdi biz gittik Riyad Havaalanı'na, bir iki yere bu sistemlerimizi kurduk. Savaş da kızıştı, devam ediyor. Ensarullah da hipersonik füzelerle o bölgeyi vurdu. Allah korusun bizim silahlı kuvvetlerimizden şehitler var, gaziler var, yaralılar var. Ne yapacağız?”

Böyle bir durumda Türkiye'nin askeri karşılık verme baskısıyla karşı karşıya kalabileceğini savunan Ünal, “Savaşlar böyle başlar zaten.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye, İran'la doğrudan ya da dolaylı savaşa girebilir”

Türkiye'nin Suudi Arabistan'daki askeri varlığının hedef alınması halinde çatışmaların genişleyebileceğini belirten Ünal, Ankara'nın vereceği olası bir askeri karşılığın İran'la ilişkileri de etkileyebileceğini söyledi.

Ünal, Türkiye'nin Yemen'deki çatışmalara doğrudan müdahil olması durumunda İran'ın da Ensarullah'a desteğini artırabileceğini savundu.

“O zaman İran elleri cebinde seyirci mi olacak? O da Yemen'e yardımcı olmak için harekete geçecek. Biz İran'la doğrudan ya da dolaylı olarak savaşmamak için özen göstermemiz gereken bir durumda değil miyiz?”

Türkiye'nin bölgedeki askeri gerilimlerden uzak durması gerektiğini vurgulayan Ünal, savunma amacıyla yapılan konuşlandırmaların da doğrudan çatışmaya dönüşebileceğini belirtti.

“Pakistan'la işbirliği başka, askeri ittifak başka”

Pakistan ile Türkiye arasındaki ilişkileri de değerlendiren Ünal, iki ülkenin askeri, siyasi ve ekonomik işbirliğini geliştirmesini desteklediğini ancak karşılıklı savaş yükümlülüğü doğurabilecek bir ittifakın farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Pakistan'ın Afganistan ve Hindistan ile yaşadığı sorunlara işaret eden Ünal, Türkiye'nin bu anlaşmazlıklarda otomatik olarak taraf haline gelmemesi gerektiğini savundu.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yılı İstanbul’da kutlandı
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 77. yılı İstanbul’da kutlandı
İçeriği Görüntüle

Ünal, Pakistan ile kapsamlı işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini ancak askeri ittifakların taraf ülkelerin bütün bölgesel sorunlarını birbirine bağlama riski taşıdığını ifade etti.

“Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçları da karşılanacak mı?”

Askeri ittifakların karşılıklı yükümlülükler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ünal, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın savunmasına katkıda bulunması karşılığında kendi güvenlik ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Yunanistan'ın hava kuvvetlerini güçlendirmeye yönelik adımlarına dikkat çeken Ünal, Türkiye'nin Ege'de olası bir askeri gerilim yaşaması halinde Suudi Arabistan'ın nasıl bir destek sağlayacağının sorgulanması gerektiğini söyledi.

Ünal, Suudi Arabistan'ın sahip olduğu F-15 savaş uçaklarına işaret ederek, ortak savunma anlaşmasının Türkiye açısından somut karşılıklarının bulunması gerektiğini vurguladı.

“İttifak yerine bölgesel uzlaşma sağlanmalı”

Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında daha önce yürütülen diplomatik temaslara değinen Ünal, bu sürecin askeri ittifaka dönüştürülmesini eleştirdi.

İran'ın da dahil edileceği daha geniş kapsamlı bir bölgesel güvenlik mekanizmasının oluşturulabileceğini belirten Ünal, böyle bir girişimin Yemen'deki çatışmaların sona erdirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Ünal, bölge ülkelerinin önceliğinin yeni askeri ittifaklar kurmak değil, mevcut çatışmaları sona erdirecek müzakere süreçlerini geliştirmek olması gerektiğini söyledi.

Mekke Anlaşması'nın Türkiye açısından askeri ve diplomatik sonuçlarının yeterince tartışılmadığını savunan Ünal, anlaşmanın kapsamının açıklanması, mevcut çatışmalara ilişkin yükümlülüklerin netleştirilmesi ve Türkiye'nin bölgesel bir savaşa sürüklenme ihtimalinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.