İran konusunda halen belirsizlik devam ediyor. Cenevre görüşmelerinden sonra ortaya çıkan yeni gerçeklik Trump’ın içeride çok zor günler geçirmekte olduğudur. Yüksek mahkemenin Trump’ın elinden tarife silahını alması Trump’ın dengesini bozmuş durumda. Başından beri Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın İran’a müdahale etmesi için Kongre’nin onayını alması gerektiğinde ısrar ediyorlar. Şimdi Yüksek mahkemenin kararıyla Kongrenin eli daha da güçlendi.
Tam bu sırada The New York Times olası savaş senaryolarını değerlendirirken seçeneklerden birisinin dini lider Ali Hamaney’in ve oğlunun öldürülmesi olduğunu yazdı. ABD’de İran’da rejimin ve sistemin şahıslar üzerine kurulu olduğu gibi bir yanlış izlenim var. Eğer gerçek böyle olsaydı rejimin ve İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Humeyni öldüğünde rejim çöker, İslam Cumhuriyeti ortadan kalkardı. Oysa öyle olmadı aksine rejim daha güçlendi. Çünkü Humeyni rejimi şahıslar üzerine değil ilkeler üzerine kurmuştu.
İran’da her şeyden önce devlet ya da iktidar gücü beklenen imam Mehdi’ye aitti ve bir bakıma şu anki liderler emanetçiydi. Dolayısıyla devlet ve iktidar kavramlarının bir de metafizik boyutu var ki işte burada İran toplumunun geleneksel inançları devreye giriyor. Trump, İran’ı tıpkı Saddam’ın Irak’ı, Esad’ın Suriye’si ve Kaddafi’nin Libya’sı gibi değerlendiriyor. Liderler giderse sistem çöker. Doğru; Saddam’ın ve Esad’ın gitmesi Irak’ta ve Suriye’de Baas sisteminin çökmesine neden oldu. Kaddafi’nin gitmesiyle Libya’da da sistem çöktü. Çünkü hepsi liderler üzerine kurulmuş sistemlerdi, rejimlerdi. İran bu örneklere uymuyor.
Ali Hamaney’in ortadan kaldırılması Amerikan basınında tartışılırken çok dikkat çekici bir açıklama Irak’tan geldi. Başta Irak Şiileri olmak üzere dünyadaki tüm Şiiler üzerinde büyük bir etkisi olan büyük Ayetullah Ali El Sistani, eğer Ali Hamaney’in canına kast edilirse Amerikan askerlerine karşı cihat fetvası vereceğini duyurdu. Ali el Sistani deyip geçemeyin bir fetvasıyla bir gecede Haşdi Şabi gibi bir Şii milis grubu kurmuş bir Ayetullah.
Ali el Sistani geleneksel Necef ekolüne bağlıdır ve din adamlarının doğrudan devlet yönetimine talip olmaması gerektiğini savunur. Siyasetin sivil yöneticiler tarafından yürütülmesini, din adamlarının ise sadece kriz anlarında rehberlik edici veya denetleyici bir rol oynamasını tercih eder. Ali el Sistani’nin aksine Ali Hamaney ise velayet-i fakih görüşünden yola çıkarak dini bir liderin toplum üzerinde mutlak siyasi otoriteye sahip olması gerektiğine inanır ve din ve devlet iç içedir; dini lider aynı zamanda devletin en üst yöneticisidir.
Dünya genelinde Şiiler arasında Ali el Sistani’nin Ali Hamaney’den daha fazla Şii takipçisi var. Sistani’nin daha geniş bir coğrafyada etkisi bulunmaktadır. Bunun da ana nedeni Ali Hamaney’in dünya genelindeki Şiiler arasında dini bir liderden çok siyasi bir lider olarak görülmesidir.
Irak’ın işgali sırasında Ali el Sistani İngiltere ve ABD tarafından desteklenmiş ve İran’ın dünya Şiilerinin hamisi olma ayrıcalığını elinden alarak Irak’a vermek için epey bir uğraş verilmiştir. Ancak bu plan gerçekleşmemiştir. Bugün bir kez daha Irak’ın dünya Şiileri için yegane merkez haline getirilme planı gündeme gelmiş ama Sistani’nin açıklaması bunu engellemiştir.
Tüm bunların ışığı altında Trump’ın nasıl bir adım atacağı halen belirsiz. Şu an için Trump, içeride Demokratlar dışarıda ise İsrail ‘in baskısı ile karşı karşıya. Eğer İran’a doğrudan bir saldırı kararını bizzat kendi verirse bu açıkça anayasa ihlali olacak çünkü savaş yetkisi Kongre’de. Yüksek mahkeme zaten yetki aşımı kararı verdi. Kongre’nin elinde olan vergi koyma yetkisini gasp ettiğine hükmetti. Demokratlar artık Trump’a bir azil soruşturmasının açılması gerektiğinde ısrarlılar ancak yine de Kasım seçimleri beklenilecek gibi. İşin ilginç yanı Cumhuriyetçilerin bir kısmı da Demokratları destekliyor. Trump’ın kendi partisinde de bölünme var. Dahası İran’a müdahale ile ilgili anketlerde Amerikan halkı savaşa karşı. Oysa 2003 yılında Irak’ın işgaline Amerikan kamuoyu desteği yani halkın desteği %74’tü ve Bush yönetimi Kongre desteğini arkasına almıştı.
Yüksek mahkemenin elinden tarife silahını almasıyla Trump’ın uluslararası camiada prestiji yerle bir oldu. Kendisinin çok güçlü bir lider olduğunu sürekli vurgulayan; hatta kendisini bir tür kral olarak dahi gören Trump şimdi topladığı 174 milyar doları nasıl iade edeceğini düşünüyor. ABD’de 300 bin küçük ölçekli şirket şimdi vergi iadesi bekliyor. Trump, tüm bu paralar iade edilirse Amerikan maliyesi bunu kaldıramaz diyor. 31 Mart’ta Trump, Çin’i ziyaret edecek. Büyük ihtimalle şimdilerde dostu olarak adlandırdığı Xi Jinping’den finansal destek isteyecek?
Sonuç olarak, başta Venezuela’ya yapılan hukuksuz müdahale, ülkelere yönelik gümrük tarifesi ve nihayetinde İran’a yönelik savaş tehditleri. Tüm bunlar Trump'a göre meşru eylemler olsa da Amerikan hukuk sisteminde bunların hepsi illegal ya hani hukuk dışı eylemler olarak görülmüştür. ABD kendisi uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmesine rağmen kendi içinde bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğünün bugün ABD’de kendi içinde halen geçerli olduğu son yüksek mahkeme kararında bir kez daha görülmüştür. Öyle ki kararın iptal edilmesinde kullanılan 6 oydan üçü bizzat Trump tarafından atanan hakimler tarafından verilmiştir. Zaten Trump’ın en çok canını sıkan bu gelişme olmuştur. Trump’ın hukuksuzluğuna kendi atadığı hakimler dahi destek vermemiştir. Trump, belki de Amerikan tarihinde bir ilk olarak yüksek mahkemeyi vatana ihanetle suçlanmış, başka ülkelerin çıkarlarına hizmet etmekle suçlamış, çok ağır ifadelerde bulunmuştur. Ancak bundan sonra Trump atacağı her adımda Kongrenin yetkisini ve onayını gözetmek zorunda, aksi takdirde yüksek mahkemeden bu kararların döneceği açıktır.
Uzun lafın kısası yüksek mahkemenin kararı Trump’ın sonunun başlangıcı olmuştur. Lakin en korkulan senaryo ise Trump’ın sözde krallığını ayakta tutmak için yıkılmadım ayaktayım demek için İran’a şiddetli bir şekilde saldırmayı denemesi olabilir!