<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>CGTN Türk</title>
    <link>https://www.cgtnturk.com</link>
    <description>CGTN Türk</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.cgtnturk.com/rss/bilim-ve-teknoloji" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 20 Jun 2026 11:54:20 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/rss/bilim-ve-teknoloji"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kuantum dünyasında ters dönüş: Fizikçileri şaşırtan yeni etki]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/kuantum-dunyasinda-ters-donus-fizikcileri-sasirtan-yeni-etki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/kuantum-dunyasinda-ters-donus-fizikcileri-sasirtan-yeni-etki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, atomik ölçekte bazı sistemlerin beklenenin tersine dönebildiğini gözlemledi. Yeni bulgular, kuantum teknolojileri ve ileri malzeme tasarımı için kritik sonuçlar doğurabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Araştırmacılar, kristal yapı içindeki atomik dönüşlerin bazen “ters yönde” gerçekleşebildiğini ve bunun klasik fiziğin sezgileriyle çelişmesine rağmen açısal momentum yasalarını ihlal etmediğini gözlemledi. Çalışma, kuantum sistemlerde dönüş hareketinin düşündüğümüzden çok daha karmaşık davrandığını ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Normal şartlarda fiziksel sezgi, bir sistemin dönme yönünün uygulanan tork veya momentumla uyumlu olmasını bekler. Ancak deneylerde bazı atomik yapıların kolektif kuantum davranışı nedeniyle ters yönde “rotasyon tepkisi” verdiği görüldü. Araştırmacılar bunun klasik mekanikteki gündelik hareketlerden değil, kuantum düzeyde parçacıkların birbirleriyle kurduğu kolektif ilişkilerden kaynaklandığını belirtiyor.</p>

<p>Çalışmanın önemli tarafı, kuantum malzemelerde enerji transferi, spin sistemleri ve gelecekteki kuantum teknolojileri açısından yeni bir pencere açması. Özellikle kuantum bilgisayarlar ve ileri malzeme tasarımlarında atomların dönüş davranışını hassas biçimde kontrol etmek kritik önemde görülüyor. Bilim insanları, bu tarz “sezgiyi bozan” kuantum etkilerinin gelecekte elektronik, sensör ve bilgi işlem teknolojilerinde tamamen yeni uygulamalara yol açabileceğini düşünüyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/kuantum-dunyasinda-ters-donus-fizikcileri-sasirtan-yeni-etki</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/04/kuantum-limit.webp" type="image/jpeg" length="17674"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Atlantik alarmı: Kritik okyanus akıntısı zayıflıyor]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/atlantik-alarmi-kritik-okyanus-akintisi-zayifliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/atlantik-alarmi-kritik-okyanus-akintisi-zayifliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, küresel iklimin ana düzenleyicilerinden biri olan Atlantik akıntı sisteminin son 20 yılda belirgin şekilde yavaşladığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Bilim insanları, dünya iklim sisteminin en kritik parçalarından biri olan Atlantik Meridyonel Devridaim Dolaşımı’nın (AMOC) zayıfladığına dair yeni kanıtlar elde etti. Gulf Stream’i de kapsayan bu dev okyanus dolaşım sistemi, tropik bölgelerden kuzeye sıcak su taşıyarak Avrupa’nın görece ılıman kalmasını sağlıyor ve küresel yağış düzenlerini etkiliyor. Miami Üniversitesi Rosenstiel Okulu öncülüğündeki yeni araştırma, Kuzey Atlantik’te yaklaşık yirmi yıllık gözlemler sonucunda sistemde belirgin bir yavaşlama tespit edildiğini ortaya koydu. Araştırmacılar, bu değişimin yalnızca okyanusları değil; fırtına sistemlerini, yağış rejimlerini ve kıyı bölgelerindeki deniz seviyelerini de etkileyebileceğini belirtiyor.</p>

<p>AMOC’un zayıflamasının arkasındaki temel nedenlerden biri olarak küresel ısınma ve kutup bölgelerindeki buz erimesi gösteriliyor. Özellikle Grönland’dan Atlantik’e karışan tatlı suyun, okyanustaki sıcaklık ve tuzluluk dengesini bozarak akıntının “motorunu” yavaşlattığı değerlendiriliyor. Son aylarda yayımlanan farklı çalışmalar, mevcut iklim modellerinin AMOC’taki yavaşlamayı uzun süre olduğundan düşük tahmin etmiş olabileceğini öne sürüyor. Bazı araştırmalar sistemin 2100’e kadar yüzde 50’den fazla zayıflayabileceğini savunurken, bazı uzmanlar ise tamamen çöküş senaryosu konusunda hâlâ ciddi belirsizlik bulunduğunu vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre olası sonuçlar bölgesel değil küresel olabilir. Avrupa’da daha sert kışlar, ABD doğu kıyısında daha yüksek deniz seviyeleri, Afrika ve Güney Amerika’da yağış düzenlerinin değişmesi ve tarımsal üretimde baskı ihtimali en sık dile getirilen senaryolar arasında yer alıyor. Bununla birlikte bilim insanları, kamuoyunda sık görülen “yarın tamamen duracak” türü felaket anlatılarının mevcut verilerle desteklenmediğini de özellikle belirtiyor. Mevcut tablo, ani bir çöküşten çok uzun süreli fakat giderek hızlanan bir zayıflamaya işaret ediyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/atlantik-alarmi-kritik-okyanus-akintisi-zayifliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/10/cinden-avrupaya-yeni-rota-kuzey-deniz-yolundan-ilk-transit-gecis-tamamlandi-h1760430164-060654.jpg" type="image/jpeg" length="37048"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mars için asteroid madenciliği planı]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/mars-icin-asteroid-madenciligi-plani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/mars-icin-asteroid-madenciligi-plani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsviçreli araştırmacılar, Mars kolonilerini desteklemek için asteroidlerden metal taşınmasını hesaplayan yeni bir lojistik model geliştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa merkezli araştırmacılar, uzun yıllardır bilim kurgu filmlerinin konusu olan asteroid madenciliğini Mars kolonileri için uygulanabilir bir lojistik modele dönüştürmeye çalışıyor. İsviçre’deki EPFL araştırmacılarının hazırladığı yeni çalışma, özellikle demir ve nikel bakımından zengin M tipi asteroidlerden çıkarılacak metallerin Mars’a taşınmasının teknik olarak mümkün olabileceğini ortaya koydu. Araştırma, yalnızca asteroidlere ulaşmayı değil; madencilik yapılmasını, yakıt üretilmesini ve çıkarılan materyalin Mars yörüngesine taşınmasını da kapsayan bütünleşik bir tedarik zinciri modeli oluşturuyor.</p>

<p>Çalışmaya göre Mars’ın sanıldığı kadar “kendine yeten” bir koloni kurmaya uygun olmadığı belirtiliyor. Gezegen yüzeyinde demir bulunsa da gelişmiş sanayi altyapısı için gerekli birçok elementin eksik olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle araştırmacılar çözümü, Mars ile Jüpiter arasındaki asteroid kuşağında arıyor. Özellikle karbon bakımından zengin asteroidlerin yakıt üretimi için kullanılabileceği, metalik asteroidlerin ise habitat, araç ve altyapı üretiminde gerekli hammaddeleri sağlayabileceği değerlendiriliyor. Çalışmada ayrıca 3D baskı teknolojileriyle bu metallerin Mars yüzeyinde doğrudan yapı üretiminde kullanılabileceği ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte uzmanlar, asteroid madenciliğinin kısa vadede ticari ölçekte uygulanmasının hâlâ büyük teknik ve ekonomik engeller taşıdığına dikkat çekiyor. Bugüne kadar gerçekleştirilen asteroid görevlerinde Dünya’ya yalnızca gram seviyesinde örnek materyal getirilebildiği, tam ölçekli madencilik için ise çok daha gelişmiş robotik sistemler ve düşük maliyetli uzay taşımacılığı gerektiği belirtiliyor. NASA’nın şu anda asteroid madenciliği yapmadığı, ancak Psyche gibi görevlerle metalik asteroidlerin yapısını inceleyerek gelecekteki olası madencilik girişimlerine bilimsel temel hazırladığı ifade ediliyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/mars-icin-asteroid-madenciligi-plani</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 22:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2024/10/insanlik-mars-ta-nasil-yasanabilir-bir-atmosfer-olusturacak-1537279984.jpg" type="image/jpeg" length="32925"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa’dan SpaceX’e yeni rakip]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/avrupadan-spacexe-yeni-rakip</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/avrupadan-spacexe-yeni-rakip" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa, SpaceX’in yıllardır domine ettiği yeniden kullanılabilir roket pazarına Maia ve Themis projeleriyle girmeye hazırlanıyor. ESA ve ArianeGroup destekli yeni sistemler, Avrupa’nın uzay erişiminde ABD’ye bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa uzay endüstrisi, yıllardır SpaceX’in yeniden kullanılabilir roket teknolojilerinde kurduğu üstünlüğe karşı en ciddi hamlelerinden birini devreye sokuyor. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile ArianeGroup destekli MaiaSpace ve Themis programları kapsamında geliştirilen yeni nesil roketler, hem maliyetleri düşürmeyi hem de Avrupa’nın bağımsız uzay erişim kapasitesini artırmayı amaçlıyor. Avrupa merkezli projelerin temel hedefi, SpaceX’in Falcon 9 ve Starship programlarıyla oluşturduğu yeniden kullanılabilir fırlatma standardına karşı Avrupa’nın kendi teknolojik altyapısını kurabilmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fransa merkezli MaiaSpace’in geliştirdiği “Maia” roketi, ilk aşaması yeniden kullanılabilir şekilde tasarlanmış iki kademeli bir sistem olarak öne çıkıyor. Metan yakıtlı Prometheus motorlarıyla çalışacak roketin, düşük dünya yörüngesine 500 kilogram ile 1,5 ton arasında yük taşıması planlanıyor. Avrupa’nın ilk büyük ölçekli dikey iniş yapabilen roket sistemi olması hedeflenen Maia’nın ilk uçuşunun 2027’de gerçekleştirilmesi bekleniyor. ESA’nın Themis demonstratörü ise bu teknolojilerin test platformu olarak kullanılıyor ve İsveç’teki Esrange Uzay Merkezi’nde ilk dikey kalkış-dikey iniş denemelerine hazırlanıyor.</p>

<p>Projeler yalnızca teknik değil aynı zamanda stratejik bir anlam da taşıyor. Avrupa, uzun yıllar boyunca Ariane 6 gibi tek kullanımlık roketlere yatırım yaptığı için yeniden kullanılabilir sistemlerde SpaceX’in gerisine düşmekle eleştiriliyordu. Özellikle düşük maliyetli uydu fırlatma pazarının hızla büyümesi ve Starlink benzeri mega uydu ağlarının yaygınlaşması sonrası Avrupa’da “uzay egemenliği” tartışmaları yeniden gündeme geldi. MaiaSpace yöneticileri, yeniden kullanılabilir sistemlerin Avrupa için artık tercih değil zorunluluk olduğunu belirtirken, ESA’nın Themis ve Prometheus programlarını gelecekte geliştirilecek “Ariane Next” ağır taşıyıcı sisteminin temeli olarak gördüğü ifade ediliyor</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/avrupadan-spacexe-yeni-rakip</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/11/roket.jpg" type="image/jpeg" length="94509"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["İmkânsız” gezegen çifti eski teorileri zorluyor]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/imkansiz-gezegen-cifti-eski-teorileri-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/imkansiz-gezegen-cifti-eski-teorileri-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[James Webb teleskobu, aynı sistemde birlikte bulunması beklenmeyen iki gezegeni ortaya çıkardı.
Yıldızına çok yakın konumdaki bu gezegenlerin varlığı, mevcut gezegen oluşumu teorileriyle örtüşmüyor.
Bilim insanları, bu sistemin gezegen göçü ve oluşum süreçlerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NASA’nın James Webb Space Telescope tarafından incelenen sıra dışı bir gezegen sistemi, astronomların yıllardır kabul ettiği bazı temel gezegen oluşumu modellerini yeniden tartışmaya açtı. Yaklaşık 190 ışık yılı uzaklıktaki sistemde bir “hot Jupiter” yani yıldızına aşırı yakın dev gaz gezegeni ile onun da iç tarafında bulunan daha küçük bir “mini-Neptün” birlikte tespit edildi. Bilim insanları bu iki gezegen türünün aynı sistemde ve bu kadar yakın konumda birlikte bulunmasının mevcut modellere göre neredeyse “yasaklı” bir kombinasyon olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Araştırmanın merkezinde yer alan mini-Neptün gezegeni özellikle dikkat çekiyor. Çünkü James Webb verileri bu gezegenin atmosferinde su buharı, karbondioksit, sülfürdioksit ve metan izleri bulunduğunu ortaya koydu. MIT araştırmacıları bu kadar ağır moleküllerden oluşan yoğun bir atmosferin yıldızına bu kadar yakın bir bölgede doğal biçimde oluşmasının çok zor olduğunu düşünüyor. Bu nedenle iki gezegenin de başlangıçta sistemin daha dış ve daha soğuk bölgelerinde, yani “frostline” olarak adlandırılan buz çizgisinin ötesinde oluştuğu; daha sonra iç bölgelere göç ettiği değerlendiriliyor.</p>

<p>Bilim dünyasında “yalnız gezegen” olarak görülen hot Jupiter’lar genellikle yakın çevrelerinde başka büyük gezegenler barındırmıyor. Çünkü bu tür dev gaz gezegenlerinin yıldızlarına doğru göç ederken sistemdeki diğer gezegenleri ya dışarı attığı ya da yok ettiği düşünülüyor. Bu nedenle mini-Neptün’ün sistemde hayatta kalmış olması, göç süreçlerinin sanıldığından daha karmaşık olabileceğini gösteriyor. Çalışmayı yürüten ekip, bu keşfin yalnızca tek bir gezegen sistemini açıklamakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Samanyolu’ndaki gezegen oluşum süreçlerine dair genel varsayımları da etkileyebileceğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda James Webb Space Telescope verileri astronomları benzer biçimde şaşırtan çok sayıda keşfe yol açtı. Atmosferi olmaması gerekirken yoğun gaz katmanı taşıyan “cehennem gezegenleri”, küçük yıldızların çevresindeki dev gaz devleri ve klasik modellere uymayan erken evren galaksileri bilim dünyasında yeni tartışmalar yaratıyor. Webb teleskobunun yüksek hassasiyetli kızılötesi ölçümleri sayesinde artık yalnızca gezegenlerin varlığı değil, atmosferlerinin kimyasal yapısı ve oluşum geçmişi de doğrudan incelenebiliyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/imkansiz-gezegen-cifti-eski-teorileri-zorluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/02/gezegenler.jpg" type="image/jpeg" length="88490"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tek protein Alzheimer’a karşı umut verdi]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/tek-protein-alzheimera-karsi-umut-verdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/tek-protein-alzheimera-karsi-umut-verdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları beynin kendi savunma mekanizmasını hedef aldı, tek bir proteinin artırılması plak temizliğini hızlandırdı, deneylerde hafıza kaybı yavaşladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de Baylor College of Medicine araştırmacıları, Alzheimer’a karşı beynin kendi “temizlik sistemini” aktive eden yeni bir yöntem geliştirdi. Çalışma, yaşlanan beyinde önemli rol oynayan “astro­sit” hücrelerinin tek bir protein üzerinden yeniden aktive edilebileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmada “Sox9” adlı proteinin seviyesinin artırılmasıyla bu hücrelerin zararlı amyloid plakları daha hızlı temizlediği tespit edildi. Deneyler, hafıza sorunları başlamış fare modellerinde yapıldı ve plak birikiminin azaldığı, bilişsel fonksiyonların korunduğu gözlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları yöntemin henüz insanlarda test edilmediğini vurgularken, sonuçların Alzheimer tedavisinde yeni bir yaklaşım sunduğunu belirtiyor. Mevcut tedaviler hasarı sınırlamaya odaklanırken, bu yöntem doğrudan beynin kendi savunma sistemini güçlendirmeyi hedefliyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/tek-protein-alzheimera-karsi-umut-verdi</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 22:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/03/yasli.jpg" type="image/jpeg" length="39719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD’de kratom kullanımı hızla artıyor]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/abdde-kratom-kullanimi-hizla-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/abdde-kratom-kullanimi-hizla-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zehirlenme vakaları son 10 yılda katlandı, hastaneye yatışlar ciddi biçimde yükseldi, “doğal ürün” algısı sağlık risklerini gölgeliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>ABD’de kratom kullanımına bağlı sağlık vakaları son yıllarda keskin biçimde arttı. Yeni araştırmalar, 2015–2025 döneminde zehirlenme bildirimlerinin yüzde 1200’den fazla yükseldiğini ve 2025 itibarıyla binlerce vakanın kayda geçtiğini ortaya koyuyor. Artış, acil servis başvuruları ve hastaneye yatışlara da doğrudan yansıyor.</p>

<p>Güneydoğu Asya kökenli bir bitki olan kratom, ABD’de ağrı kesici ve opioid alternatifi olarak pazarlanıyor. Ancak sağlık verileri bu kullanımın ciddi riskler taşıdığını gösteriyor. Nöbet, kalp ritim bozukluğu, karaciğer hasarı ve solunum problemleri en sık bildirilen etkiler arasında yer alırken, bazı vakalarda yoğun bakım gereksinimi ortaya çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, en yüksek riskin kratomun diğer ilaçlar veya maddelerle birlikte kullanılması durumunda oluştuğunu belirtiyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi kratomu onaylı bir ürün olarak tanımlamazken, kullanımına karşı uyarılarını sürdürüyor. Artan vakalar, ülkede kratomun düzenlenmesine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/abdde-kratom-kullanimi-hizla-artiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 20:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/05/kratom.webp" type="image/jpeg" length="82405"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Isınan okyanuslar köpekbalıklarını zorluyor]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/isinan-okyanuslar-kopekbaliklarini-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/isinan-okyanuslar-kopekbaliklarini-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırma, bazı köpekbalıklarının aşırı ısınma riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Yükselen deniz sıcaklıkları ve azalan besin aynı anda baskı oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Yeni bilimsel veriler, özellikle büyük ve hızlı yırtıcı köpekbalıklarının okyanus sıcaklıklarının artmasıyla birlikte fizyolojik sınırlarına yaklaştığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre bu türler, çevrelerindeki sudan daha yüksek vücut sıcaklığına sahip olmalarını sağlayan biyolojik özellikleri nedeniyle normalden çok daha fazla enerji harcıyor. Bu durum, ısınan sularda vücut ısısını dengelemeyi zorlaştırarak aşırı ısınma riskini artırıyor.</p>

<p>Çalışma, bu türlerin “çifte baskı” altında olduğunu gösteriyor. Bir yandan artan su sıcaklığı nedeniyle metabolik stres yükselirken, diğer yandan aşırı avlanma ve ekosistem değişimleri nedeniyle besin kaynakları azalıyor. Bilim insanlarına göre bu kombinasyon, köpekbalıklarının daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğu bir dönemde daha az besin bulması anlamına geliyor. Bu dengesizlik, hayatta kalma ihtimalini doğrudan etkiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, bu koşulların köpekbalıklarını daha serin sulara göç etmeye zorlayabileceğini, ancak uygun yaşam alanlarının giderek daraldığını vurguluyor. Özellikle yaz aylarında sıcaklıkların zirve yaptığı dönemlerde bu baskının daha da artacağı ifade ediliyor. Üst düzey yırtıcılar olan köpekbalıklarının popülasyonundaki olası gerilemenin, deniz ekosisteminin dengesini doğrudan etkileyebileceği belirtiliyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/isinan-okyanuslar-kopekbaliklarini-zorluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 23:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/09/kopekbaligi-saldiri.jpg" type="image/jpeg" length="10364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya'nın çekirdeği katmanlı olabilir]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/dunyanin-cekirdegi-katmanli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/dunyanin-cekirdegi-katmanli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni çalışma, Dünya’nın iç çekirdeğinin tek parça olmadığını gösteriyor. Sismik dalgalar daha önce fark edilmeyen bir yapı ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Bilim insanları, Dünya’nın merkezinde yer alan iç çekirdeğin yapısına ilişkin yeni veriler elde etti. Depremler sırasında oluşan sismik dalgaların davranışını inceleyen araştırmacılar, çekirdeğin homojen bir yapıdan oluşmadığını, içinde daha önce tanımlanmamış ek bir katman bulunduğuna dair güçlü işaretler tespit etti. Bulgular, gezegenin merkezinin mevcut modellerde öngörülenden daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada özellikle sismik dalgaların çekirdekten geçerken yön ve hız değiştirmesi kritik veri sağladı. Bu değişimlerin, iç çekirdeğin farklı bölgelerinde farklı fiziksel özellikler bulunduğunu gösterdiği belirtildi. Bu durum, çekirdeğin zaman içinde farklı evrelerden geçerek katmanlı bir yapı kazanmış olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Bilim insanları, bu keşfin Dünya’nın manyetik alanı, ısı transferi ve gezegenin oluşum süreci gibi temel konuların yeniden değerlendirilmesini gerektirebileceğini ifade ediyor. Çekirdeğin yapısına dair daha detaylı veriler elde edilmesi halinde, yalnızca Dünya’nın değil, diğer gezegenlerin iç yapısına ilişkin modellerin de güncellenmesi mümkün görülüyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/dunyanin-cekirdegi-katmanli-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 22:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/12/dunya-yerkure.jpg" type="image/jpeg" length="21920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer’a karşı erken uyarı: Kan testi dönemi]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/alzheimera-karsi-erken-uyari-kan-testi-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/alzheimera-karsi-erken-uyari-kan-testi-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırma Alzheimer’ı yıllar öncesinden tespit edebilecek bir kan testine işaret ediyor. Beyin taramalarıyla görülen değişimler daha erken aşamada kanda yakalanabiliyor. Çalışma, hastalık başlamadan riskin belirlenmesini mümkün kılabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>BD’de Mass General Brigham araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, Alzheimer hastalığının en erken biyolojik izlerinin basit bir kan testiyle tespit edilebileceğini ortaya koydu. Uzun dönemli veriler üzerinde yapılan analizlerde, “pTau217” adlı bir biyobelirtecin, hastalıkla ilişkili değişimleri henüz hiçbir klinik belirti yokken ortaya çıkarabildiği belirlendi. Bu değişimlerin, klasik beyin görüntüleme yöntemlerinden daha erken aşamada kanda izlenebildiği tespit edildi.</p>

<p>Araştırma kapsamında bilişsel olarak sağlıklı bireyler takip edildi ve bu kişilerin kanındaki biyobelirteç seviyeleri ile ilerleyen yıllarda ortaya çıkan beyin değişimleri karşılaştırıldı. Sonuçlar, pTau217 seviyesinin zaman içinde yükselmesinin, Alzheimer’a özgü amyloid birikimi ve bilişsel gerilemeyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösterdi. Bu sayede hastalığın gelişim sürecinin, belirtiler başlamadan çok önce izlenebildiği ortaya kondu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları bu yöntemin erken teşhis açısından önemli bir eşik oluşturduğunu vurguluyor. Günümüzde Alzheimer tanısında kullanılan PET taramaları ve omurilik sıvısı analizleri hem maliyetli hem de erişimi sınırlı yöntemler olarak öne çıkarken, kan testinin daha yaygın ve düşük maliyetli bir alternatif sunabileceği belirtiliyor. Ancak uzmanlar, bu testlerin henüz rutin klinik kullanım için yeterli kesinliğe ulaşmadığını ve daha geniş ölçekli çalışmalarla doğrulanması gerektiğini ifade ediyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/alzheimera-karsi-erken-uyari-kan-testi-donemi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/04/laboratuvar.webp" type="image/jpeg" length="25043"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneş parçalıyor Dünya İzliyor: Yeni meteor yağmuru]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/gunes-parcaliyor-dunya-izliyor-yeni-meteor-yagmuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/gunes-parcaliyor-dunya-izliyor-yeni-meteor-yagmuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları yeni bir meteor kümesi tespit etti. Kaynağın Güneş’e yaklaşırken parçalanan bir asteroit olduğu belirlendi. Keşif, görünmeyen gök cisimlerini izleme açısından kritik veri sağlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Bilim insanları, küresel gözlem ağlarından elde edilen milyonlarca veri setini analiz ederek daha önce bilinmeyen yeni bir meteor kümesini ortaya çıkardı. Kanada, Japonya, Avrupa ve ABD’deki gökyüzü kameralarından toplanan verilerde toplam 282 meteorun aynı kaynaktan geldiği tespit edildi. Bu bulgular, Dünya’ya ulaşan küçük göktaşı parçalarının ardındaki dinamik süreçleri doğrudan gözlemleme imkânı sundu.</p>

<p>Araştırma, söz konusu meteorların kaynağının Güneş’e aşırı yaklaşan ve bu nedenle parçalanmaya başlayan bir asteroit olduğunu gösterdi. Yoğun güneş ısısının asteroidin yüzeyini çatlatarak gazları serbest bıraktığı ve yapıyı zayıflatıp parçalanmaya yol açtığı belirlendi. Ortaya çıkan toz ve kaya parçaları uzaya yayılıyor ve Dünya’nın yörüngesiyle kesiştiğinde meteor yağmuru olarak gözlemleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar bu keşfin yalnızca yeni bir meteor yağmurunu tanımlamakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Güneş’e yakın bölgelerde gizlenen ve teleskoplarla tespiti zor olan asteroitlerin izlenmesine katkı sağladığını belirtiyor. Bu tür çalışmalar, hem gezegen savunması hem de Güneş Sistemi’ndeki küçük gök cisimlerinin evrimini anlamak açısından doğrudan veri üretiyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/gunes-parcaliyor-dunya-izliyor-yeni-meteor-yagmuru</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/09/gunes.jpg" type="image/jpeg" length="72994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser Yıllar Öncesinden Sinyal Veriyor]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/kanser-yillar-oncesinden-sinyal-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/kanser-yillar-oncesinden-sinyal-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[25 yıllık takip çalışması, kan kanserlerinin gizli gelişim yollarını ortaya çıkardı. Genetik değişimlerin belirtilerden çok önce başladığı tespit edildi. Araştırma, erken teşhis için DNA analizinin kritik rolünü gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere merkezli araştırma ekiplerinin 25 yıl boyunca yürüttüğü çalışma, kronik kan kanserlerinin düşündüğümüzden çok daha erken evrede şekillenmeye başladığını ortaya koydu. Hastaların uzun dönemli genetik verileri incelendiğinde, hastalığın seyrini belirleyen DNA değişimlerinin yıllar öncesinden biriktiği ve bu sürecin klinik belirtiler ortaya çıkmadan ilerlediği tespit edildi.</p>

<p>Araştırmada özellikle bazı hastalarda hastalığın stabil kaldığı, bazılarında ise zamanla daha agresif hale geldiği görüldü. Kritik farkın, hücrelerde biriken genetik mutasyonların hızında ve yapısında olduğu belirlendi. Hastalığı ilerleyen vakalarda DNA değişimlerinin kademeli olarak arttığı, buna karşılık stabil kalan hastalarda genetik yapının uzun süre değişmeden kaldığı ortaya kondu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları bu bulguların, kan kanserlerinin teşhis ve takibinde yeni bir döneme işaret ettiğini belirtiyor. Düzenli genetik analizlerin, hastalığın yıllar öncesinden tespit edilmesini ve hangi hastaların risk altında olduğunun daha erken belirlenmesini mümkün kılabileceği ifade ediliyor. Bu yaklaşımın, yanlış teşhislerin azaltılması ve tedavi süreçlerinin daha hedefli hale getirilmesi açısından da önemli sonuçlar doğurması bekleniyo</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/kanser-yillar-oncesinden-sinyal-veriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/04/kanser-nasil-olusur-4572566.webp" type="image/jpeg" length="19662"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mars'ta mantar deneyi: Hayatta kalabiliyorlar]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/marsta-mantar-deneyi-hayatta-kalabiliyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/marsta-mantar-deneyi-hayatta-kalabiliyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, bazı mantar türlerinin Mars’a gidiş sürecini ve yüzey koşullarını tolere edebileceğini ortaya koydu. Deneyler, aşırı radyasyon ve düşük basınca rağmen hayatta kalabilen türler olduğunu gösteriyor. Bulgular, uzay görevlerinde mikrobiyal riskleri yeniden gündeme taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni araştırmalar, Dünya’daki bazı mikroorganizmaların uzay yolculuğu ve Mars koşullarına karşı beklenenden daha dayanıklı olduğunu ortaya koydu. Çalışmada, Aspergillus calidoustus adlı mantar türünün sporlarının, uzay görevlerinde karşılaşılan aşırı soğuk, yoğun radyasyon, düşük basınç ve Mars yüzeyine benzer tozlu ortam gibi koşullara maruz bırakıldığı belirtildi. Deneyler, bu mantarın birçok aşamada hayatta kalabildiğini gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada, Mars görevlerine hazırlık sürecinde kullanılan steril ortamlardan alınan 27 farklı mantar türü test edildi. Bu testler, yalnızca uzay boşluğu değil, aynı zamanda Mars yüzeyine iniş sonrası koşulları da simüle etti. Sonuçlara göre, özellikle bu türün sporları, uzun süreli radyasyon ve kuraklık gibi faktörlere karşı direnç gösterdi ve ancak aşırı soğuk ile yüksek radyasyonun birlikte etkisi ölümcül oldu.</p>

<p>Elde edilen bulgular, uzay ajanslarının “gezegen koruma” politikaları açısından doğrudan sonuç üretiyor. Araştırmacılar, bu tür mikroorganizmaların uzay araçlarıyla Mars’a taşınma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılamadığını vurguluyor. Bu durum, gelecekte Mars’ta bulunabilecek olası yaşam izlerinin Dünya kaynaklı olup olmadığının ayrıştırılmasını daha karmaşık hale getirebilir.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/marsta-mantar-deneyi-hayatta-kalabiliyorlar</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2024/10/insanlik-mars-ta-nasil-yasanabilir-bir-atmosfer-olusturacak-1537279984.jpg" type="image/jpeg" length="90316"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kauçuğun gücünün sırrı çözüldü: Karbon parçalar]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/kaucugun-gucunun-sirri-cozuldu-karbon-parcalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/kaucugun-gucunun-sirri-cozuldu-karbon-parcalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, kauçuğun dayanıklılığını artıran mekanizmayı ilk kez net biçimde açıkladı. Araştırma, 100 yılı aşkın süredir tartışılan bir soruya yanıt veriyor. Bulgular, daha dayanıklı ve güvenli malzemelerin tasarımına kapı açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Kauçuk, özellikle lastik üretiminde onlarca yıldır kullanılan temel bir malzeme olmasına rağmen, neden bu kadar dayanıklı olduğu tam olarak açıklanamamıştı. Yeni araştırmada bilim insanları, kauçuğa eklenen karbon siyahı parçacıklarının malzemeyi nasıl güçlendirdiğini detaylı biçimde ortaya koydu. Bu parçacıklar sayesinde yumuşak ve esnek yapı, ağır yükleri taşıyabilecek kadar dayanıklı hale geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma kapsamında binlerce moleküler simülasyon gerçekleştirildi ve daha önce ortaya atılan farklı teoriler tek bir çerçevede birleştirildi. Çalışmanın merkezinde “Poisson oranı uyumsuzluğu” adı verilen fiziksel bir mekanizma yer alıyor. Bu etki, kauçuğun gerildiğinde hacmini korumaya çalışmasına ve bu nedenle içsel bir direnç üretmesine yol açıyor. Bu durum, malzemenin hem esnek kalmasını hem de kırılmadan yüksek gerilime dayanmasını sağlıyor.</p>

<p>Elde edilen bulgular, malzeme bilimi açısından uzun süredir devam eden bir tartışmayı sonlandırırken, endüstriyel üretim için doğrudan sonuçlar doğuruyor. Araştırmacılara göre artık kauçuğun güçlenme mekanizması rastgele denemeler yerine bilimsel olarak optimize edilebilecek. Bu da daha uzun ömürlü lastikler, daha güvenli endüstriyel ürünler ve daha verimli malzeme tasarımlarının önünü açabilir.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/kaucugun-gucunun-sirri-cozuldu-karbon-parcalar</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/04/kaucuk.jpg" type="image/jpeg" length="10869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[20 yıllık araştırma: Multivitaminler ömrü uzatmıyor]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/20-yillik-arastirma-multivitaminler-omru-uzatmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/20-yillik-arastirma-multivitaminler-omru-uzatmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[390 binden fazla kişi üzerinde yapılan çalışma, günlük multivitamin kullanımının yaşam süresine etkisi olmadığını gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır yaygın biçimde kullanılan multivitamin takviyeleri üzerine yapılan geniş kapsamlı bir araştırma, beklentiyi karşılamayan bir sonuca işaret ediyor.  SciTech Daily sitesinin aktardığına göre ; ABD’de 390 binden fazla sağlıklı yetişkinin verilerinin 20 yılı aşkın süre boyunca incelendiği çalışmada, günlük multivitamin kullanımının yaşam süresini uzattığına dair hiçbir kanıt bulunamadı. Bulgular, National Cancer Institute öncülüğünde yürütülen ve JAMA Network Open’da yayımlanan analizle ortaya kondu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, yalnızca genel ölüm oranını değil, spesifik nedenleri de inceledi. Kanser, kalp hastalıkları ve inme gibi başlıca ölüm nedenlerinde multivitamin kullananlarla kullanmayanlar arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi. Katılımcılar üç büyük kohorttan seçildi ve bazı bireyler 27 yıla kadar takip edildi. Çalışma, beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı ve fiziksel aktivite gibi değişkenleri de hesaba katarak önceki çalışmaların sınırlamalarını azaltmayı hedefledi.</p>

<p>Verilerde dikkat çeken bir başka bulgu ise erken takip dönemine ait oldu. Günlük multivitamin kullanan grupta, kullanmayanlara kıyasla yaklaşık yüzde 4 daha yüksek ölüm riski gözlendi. Araştırmacılar bu farkın doğrudan takviyelerden değil, gruplar arasındaki davranışsal ve sağlık farklılıklarından kaynaklanabileceğini belirtiyor. Çalışma, multivitaminlerin tamamen etkisiz olduğu sonucuna varmıyor; ancak gebelikte folik asit kullanımı veya bazı hastalıklarda hedefe yönelik takviyeler gibi spesifik durumlar dışında, genel nüfus için “ömür uzatma” iddiasının veriyle desteklenmediğini ortaya koyuyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/20-yillik-arastirma-multivitaminler-omru-uzatmiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/04/v-i-t-a-m-i-n.webp" type="image/jpeg" length="92258"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kuantum noktalarıyla 120 kilometrelik veri aktarımı yapıldı]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/kuantum-noktalariyla-120-kilometrelik-veri-aktarimi-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/kuantum-noktalariyla-120-kilometrelik-veri-aktarimi-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacılar, kuantum noktaları kullanarak 120 kilometreyi aşan mesafede güvenli anahtar iletimi gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Kuantum iletişim alanında yapılan yeni bir deney, teorik olarak hacklenmesi mümkün olmayan şifreleme sistemlerinin pratik kullanımına bir adım daha yaklaşıldığını ortaya koydu. Araştırmada, yarı iletken kuantum noktaları kullanılarak üretilen tekil fotonlar üzerinden 120 kilometreyi aşan mesafede kuantum anahtar dağıtımı gerçekleştirildi. Bu yöntem, klasik şifreleme tekniklerinden farklı olarak, kuantum mekaniğinin temel prensiplerine dayanıyor ve veri dinlenmeye çalışıldığında sistemin doğrudan bozulmasına neden oluyor.</p>

<p>Çalışmanın teknik merkezinde “time-bin” yani zaman-bazlı kodlama yöntemi yer alıyor. Bu yaklaşımda bilgi, fotonların zaman içindeki konumuna göre kodlanıyor ve bu sayede optik fiber hatlarında oluşan titreşim, sıcaklık değişimi gibi çevresel etkilerden daha az etkileniyor. Araştırma ekibi, telekom bandında çalışan kuantum nokta kaynağı ile saniyede yaklaşık 76 milyon foton üretmeyi başardı ve bu sinyaller 120 kilometre boyunca iletilirken hata oranı yüzde 11’in altında tutuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Elde edilen sonuçlar, kuantum iletişimin laboratuvar ölçeğinden çıkıp gerçek dünya altyapılarına entegre edilebileceğini gösteriyor. Sistem, yaklaşık 15 bit/saniye düzeyinde güvenli anahtar üretimi sağlayarak metin tabanlı iletişim için yeterli seviyeye ulaştı. Araştırmacılar, bu teknolojinin şehirler arası fiber ağlarda uygulanabilir olduğunu ve gelecekte küresel ölçekte “kuantum internet” altyapısının temelini oluşturabileceğini belirtiyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/kuantum-noktalariyla-120-kilometrelik-veri-aktarimi-yapildi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/03/cin-kuantum.jpg" type="image/jpeg" length="66659"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Asteroitler yaşamın doğduğu ortamı yaratmış olabilirler]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/asteroitler-yasamin-dogdugu-ortami-yaratmis-olabilirler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/asteroitler-yasamin-dogdugu-ortami-yaratmis-olabilirler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meteor çarpmalarıyla oluşan hidrotermal sistemler, yaşamın başlangıcı için yeni aday olarak öne çıkıyor.
Bilim insanlarına göre erken Dünya’da bu tür ortamlar sanılandan çok daha yaygındı.
Çalışma, klasik “derin deniz bacaları” teorisini genişleterek yeni bir çerçeve sunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamın nasıl ortaya çıktığı sorusu bilim dünyasında hâlâ kesin bir yanıt bulmuş değil; ancak yeni bir çalışma, tartışmayı farklı bir yöne çekiyor. Araştırma, erken Dünya’da sıkça yaşanan meteor çarpmalarının yalnızca yıkım değil, aynı zamanda yaşamın doğabileceği kimyasal ortamları da oluşturmuş olabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle çarpışmalar sonrası oluşan hidrotermal sistemlerin, enerji ve kimyasal çeşitlilik sağlayarak karmaşık moleküllerin oluşumuna zemin hazırladığı değerlendiriliyor.</p>

<p>Çalışmanın merkezinde hidrotermal bacalar yer alıyor. Bilimsel literatürde uzun süredir, deniz tabanındaki bu sıcak ve mineral açısından zengin ortamların yaşamın başlangıcı için uygun olduğu kabul ediliyordu. Güneş ışığı olmadan da kimyasal enerjiyle çalışan bu sistemlerde, mikroorganizmaların yaşayabildiği zaten biliniyor. Ancak yeni analiz, yalnızca okyanus tabanındaki volkanik bacalara değil, aynı süreçlerin meteor çarpmalarıyla da tetiklenmiş olabileceğine dikkat çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın getirdiği asıl genişleme burada ortaya çıkıyor. Erken Dünya’da yoğun asteroit bombardımanı nedeniyle bu tür çarpma kaynaklı hidrotermal sistemlerin yaygın olduğu düşünülüyor. Bu da yaşamın tek bir spesifik ortamda değil, çok sayıda farklı noktada ve farklı koşullarda başlamış olabileceği anlamına geliyor. Çalışma, yaşamın kökenine dair klasik modelleri tamamen değiştirmiyor; ancak arama alanını genişleterek, asteroitlerin rolünü doğrudan merkeze yerleştiriyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/asteroitler-yasamin-dogdugu-ortami-yaratmis-olabilirler</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/12/dunya-2.jpg" type="image/jpeg" length="79201"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Moleküllerin “görünmeyen” halleri ortaya çıkarıldı]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/molekullerin-gorunmeyen-halleri-ortaya-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/molekullerin-gorunmeyen-halleri-ortaya-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni mikroskopi tekniği, bugüne kadar tespit edilemeyen moleküler durumları görünür hale getirdi. Zayıf manyetik etkilerle şekillenen bu gizli kimyasal katman, biyoloji ve kimya araştırmalarında yeni bir alan açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Bilim insanları, geleneksel yöntemlerle gözlemlenemeyen moleküler durumları ortaya çıkaran yeni bir mikroskopi tekniği geliştirdi. Tokyo Üniversitesi’nden araştırmacıların geliştirdiği bu sistem, özellikle biyomoleküllerin daha önce tespit edilemeyen davranışlarını analiz edebiliyor ve moleküler düzeyde “gizli” bir kimyasal katmanı açığa çıkarıyor.</p>

<p>Araştırmaya göre bu yeni teknik, moleküllerin zayıf manyetik alanlardan nasıl etkilendiğini doğrudan gözlemleyebiliyor. Bu tür etkiler, şimdiye kadar klasik mikroskopi yöntemleriyle ölçülemeyecek kadar küçük olduğu için bilimsel analizlerin dışında kalıyordu. Geliştirilen platform, bu hassas etkileşimleri görünür hale getirerek biyokimyasal süreçlerin daha detaylı incelenmesine olanak sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Elde edilen bulgular, hücresel süreçlerin anlaşılması, ilaç geliştirme ve hastalık mekanizmalarının çözülmesi açısından yeni bir araştırma alanı yaratıyor. Araştırmacılar, bu yöntemin moleküllerin davranışını daha önce mümkün olmayan bir hassasiyetle inceleme imkânı sunduğunu ve gelecekte biyoteknoloji ile tıp alanında somut uygulamalara dönüşebileceğini belirtiyor.</p>
</section></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/molekullerin-gorunmeyen-halleri-ortaya-cikarildi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 21:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/04/molekul.jpg" type="image/jpeg" length="40606"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dönen nanoparçacık "kuantum sınırına" kadar donduruldu]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/donen-nanoparcacik-kuantum-sinirina-kadar-donduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/donen-nanoparcacik-kuantum-sinirina-kadar-donduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Viyana Üniversitesi'nden araştırmacılar, lazer ışınları kullanarak nano ölçekteki dönen bir nesneyi mümkün olan en düşük enerji seviyesine kadar soğutmayı başararak kuantum fiziğinde yeni bir çığır açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avusturya ve Almanya'dan bilim insanları, "optik cımbız" adı verilen güçlü lazer ışınlarıyla boşlukta asılı tuttukları dambıl şeklindeki bir silika nanoparçacığı, mutlak sıfırın sadece derecenin on binde biri kadar üzerine kadar soğutmayı başardılar. Bu seviyede parçacığın dönme hareketi, Heisenberg'in belirsizlik ilkesi tarafından belirlenen kaçınılmaz "kuantum sıfır noktası dalgalanmaları" sınırına ulaştı. Bu kadar büyük bir nesnenin dönme hareketinin kuantum temel durumuna (ground state) indirilmesi, makroskobik nesnelerin kuantum davranışlarını incelemek için devasa bir laboratuvar sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, iki farklı eksende gerçekleştirdikleri bu soğutma işlemiyle, parçacığın yönelimini bir bakterinin genişliğinden bile daha hassas bir şekilde sabitlemeyi başardılar. Kuantum sınırına kadar soğutulmuş bu tür nanorotorlar, son derece küçük torkları (dönme kuvvetlerini) ölçebilen süper hassas dedektörler olarak kullanılabilecek. Ayrıca, bu yöntem sayesinde gelecekte nesnelerin aynı anda farklı yönlere döndüğü "kuantum süperpozisyon" durumlarını gözlemlemek ve kuantum tabanlı yeni nesil sensörler geliştirmek mümkün olacak.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/donen-nanoparcacik-kuantum-sinirina-kadar-donduruldu</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 19:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2026/04/kuantum-limit.webp" type="image/jpeg" length="12572"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kuantum bilgisayarların sorununa 100 kat hızlı çözüm]]></title>
      <link>https://www.cgtnturk.com/kuantum-bilgisayarlarin-sorununa-100-kat-hizli-cozum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cgtnturk.com/kuantum-bilgisayarlarin-sorununa-100-kat-hizli-cozum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, kuantum bilgisayarların kararlılığını tehdit eden veri kaybı sorununu takip etmek için 100 kat daha hızlı bir yöntem geliştirdi. Bu atılım, geleceğin süper güçlü bilgisayarlarının önündeki en büyük engeli kaldırabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuantum bilgisayarlar, sundukları devasa işlem gücüyle teknoloji dünyasında büyük bir heyecan yaratsa da, "kararsızlık" adı verilen temel bir sorun nedeniyle henüz tam kapasiteyle kullanılamıyor. Bilginin depolandığı ve iletildiği "kubitler" (kuantum bitleri), dış etkileşimler nedeniyle içindeki veriyi çok hızlı bir şekilde kaybedebiliyor. Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (NTNU) araştırmacılarına göre, bu veri kaybının ne zaman ve neden gerçekleştiğini tam olarak ölçememek, sistemleri stabilize etmeyi bugüne kadar imkansız hale getiriyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>NTNU ve Kopenhag'daki Niels Bohr Enstitüsü'nden araştırmacıların geliştirdiği yeni yöntem, bu süreci sadece 10 milisaniyeye indirerek ölçüm hızını 100 kattan fazla artırdı. Gerçek zamanlıya yakın bu takip kapasitesi, araştırmacıların kuantum verisinin nasıl yok olduğunu anlık olarak izlemesine olanak tanıyor.</p>

<p>Bu teknolojik atılım, kuantum işlemcilerin test edilme ve iyileştirilme şeklini kökten değiştirmeyi vaat ediyor. Veri kaybına neden olan mikroskobik süreçlerin net bir şekilde görülebilmesi sayesinde, bilim insanları bu hataları düzeltecek mekanizmaları daha hızlı geliştirebilecekler. Sonuç olarak, bu yöntem kuantum bilgisayarların laboratuvar ortamından çıkıp gerçek dünyadaki karmaşık problemleri çözecek kadar güvenilir hale gelmesinin yolunu açıyor.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>Bilim ve teknoloji</category>
      <guid>https://www.cgtnturk.com/kuantum-bilgisayarlarin-sorununa-100-kat-hizli-cozum</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cgtnturkcom.teimg.com/crop/1280x720/cgtnturk-com/uploads/2025/06/internet-bilgisayar.jpg" type="image/jpeg" length="87107"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
