Tüm dünya İran-ABD savaşına odaklanmışken Uzakdoğu’da sessiz sedasız çok önemli bir gelişme yaşandı. Japon hükümeti, Savunma Teçhizatı ve Teknolojisinin Transferine İlişkin Üç İlkeyi revize ederek silah satışı önündeki engelleri kaldırdı.
Japonya, komünist blok ve diğer ülkelere silah ihracatını ilk olarak 1967'de yasakladı. 1976'da Başbakan Takeo Miki daha da ileri giderek fiilen kapsamlı bir ambargo kararı aldı.
Bu durum, 2014 yılında Başbakan Shinzo Abe'nin hükümeti döneminde, belirli koşullar altında ihracata izin veren Savunma Teçhizatı ve Teknolojisinin Transferine İlişkin Üç İlke'nin oluşturulmasıyla kısmen hafifletildi. Bu koşullar, kurtarma, nakliye, teyakkuz, gözetim ve mayın temizleme olmak üzere beş kategori etrafında oluşturulmuş ve etkili bir şekilde ölümcül silahların ihracatını engellemiştir. Ancak 21 Nisanda alınan karar gereğince bu kısıtlama ortadan kalktı. Ekipmanlar artık ya savaş uçakları, muhripler ve denizaltılar gibi ölümcül "silahlar" ya da radar sistemleri gibi "silah olmayan" ekipmanlar olarak sınıflandırılacak.
Japonya, artık savunma transfer anlaşmaları bulunan 17 ülkeye ölümcül silah ihraç edebilecek. Ölümcül olmayan ekipmanlar ise varış yeri kısıtlaması olmaksızın ihraç edilebilecek. Savaş halinde olan ülkelere ihracat prensipte yasak olsa da, yeni politika bir istisna getirerek, Japonya'nın kendi ulusal güvenliği için hayati önem taşıyan "istisnai durumlar" olduğuna karar vermesi halinde transferlere izin veriyor.
Alınan kararla bundan sonra hükümet silah satışıyla ilgili Parlamentoya bilgi verecek ama Parlamento onayı almayacak. Dolayısıyla silah satışı tamamen hükümetin iradesine bağlı olacak!
Japonya tüm dünya tarından barışsever bir devlet olarak bilinse de Japon savunma sanayti oldukça ileri bir seviyede bulunmaktadır. Japonya’nın silah üretimi daha çok savunma odaklı ve yüksek teknoloji sistemleri üzerine inşa edilmiştir. Japonya, gelişmiş destroyerler ve denizaltılar üretmekte özellikle sessizlik, görünmezlik ve sensör teknolojileri açısından dünyada çok ileri bir teknolojiye sahip. Yine ABD ile ortak uçak projesi bulunmakta ve özellikle ABD ile birlikte geliştirilen füze savunma sistemleri üretmektedir. Bilhassa, Patriot sistemlerini Japonya üretmektedir. ABD, Japonya ile ortak hipersonik füze projesi de var. Ayrıca, Japonya, gemisavar ve hava savunma füzeleri üretiyor. Öte yandan, radar, sonar, elektronik harp sistemleri alanlarında Japonya dünya liderlerinden birisi. Tüm bunların yanında yüksek teknolojiye sahip modern tanklar ve zırhlı araçlar üretiyor fakat ihracat çok sınırlı…
Her şeye rağmen Japonya savunma için üretim yapan bir ülke. Dolayısıyla savunma sanayi stratejisinin bir numaralı önceliği savunma. Hiçbir zaman kar amacı ve ihracat gibi bir önceliği olmadı. Buna rağmen dünya piyasalarından daha pahalı silahlara sahip! Bu nedenle ortalama büyüklükteki ülkeler için ABD, Rusya ve Çin karşısında çok cazip ve ekonomik değil. Ayrıca, Japonya’nın politik kültürü hâlâ çok temkinli, bürokrasi ve onay süreçleri yavaş ve pazarlama ve satış ağı zayıf. Bu olumsuzlukları kısa sürede aşar mı bilinmiyor.
Deniz güvenliği açısından Filipinler ve Vietnam öncelikli müşteriler fakat Japonya son silah satış yasağını dünya piyasası için değil bizzat ABD için kaldırdı. ABD, Ukrayna, İsrail ve nihayetinde İran savaşı için büyük bir mühimmat harcadı ve bunları yerine koymak için az bir zamanı var. Şimdi Japon savunma sanayi ABD için seferber olacak. Lakin bir tane ABD’ye yaparken bir tane de kendisi için yapacak.
Japonya neden böyle bir adım attı?
Japonya’nın İtalya ve İngiltere ile birlikte yeni bir savaş uçağı geliştirme yönündeki projesi nedeniyle bu kararın alındığı iddia ediliyor. Bu yeni ortak savaş uçağı 2035’te uçacak. Japonya, yaşlanan Amerikan tasarımı F-2 savaş uçakları filosunun ve İngiliz ve İtalyan ordularının kullandığı Eurofighter Typhoon'ların yerini alacak gelişmiş bir savaş uçağı geliştirmek için İtalya ve İngiltere ile birlikte çalışıyor. Daha önce FX olarak adlandırılan yerli bir tasarım üzerinde çalışan Japonya, Aralık 2022'de çalışmalarını Tempest adlı bir İngiliz-İtalyan programıyla birleştirmeyi kabul etti. Küresel Muharebe Hava Programı olarak bilinen ortak proje, İngiltere merkezli.
Diğer bir neden ise Çin’in ve Rusya’nın kürede ve bölgedeki yükselişi…Japon anayasasının 9. Maddesi ulusal ordu bulundurmasını yasaklar ancak son yıllarda bu maddenin değiştirilmesi tartışılıyor ve ilk defa Tokyo, anayasayı değiştirmenin eşiğine geldi . Japon Başbakanı Takaiçi, geçtiğimiz günlerde Japonya savaş suçlusu olarak cezalandırılan askeri liderlerin mezarlarının bulunduğu Yasukini anıtına adak adaması Çin tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Bu anıtta Kore’nin, Çin’in işgali ve Nanjing katliamından sorumlu generallerin de bulunması Çin’in haklı tepkisini çekmiştir. Hatırlatmak gerekir ki Japonya halen İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Kore ve Çin halkından resmi bir özür dilememiştir .
Takaiçi göreve gelir gelmez Çin’in Tayvan'a karşı deniz ablukası veya başka bir eyleminin Japonya'nın askeri karşılık vermesi için gerekçe olabileceğini söyledi. Yaptığı açıklamalar, seleflerinin açıklamalarından daha sertti. Önceki başbakanlar Tayvan'a yönelik endişelerini dile getirmişlerdi, ancak Japonya'nın nasıl yanıt vereceği konusunda kamuoyuna açık bir açıklama yapmamışlardı. Bugün Hürmüz Boğazının dünya enerji piyasası için oynadığı rol göz önüne alındığında Tokyo için Çin’in kontrolüne geçecek bir Tayvan Boğazı da buradan Japonya ve Güney Kore gibi Pasifik ülkelerine giden enerji de dahil hayati her şeyin Çin’in kontrolü altına girmesi anlamına gelecek. Bu nedenle Japonya aslında bu hayati boğazın her iki yakasının da Çin’in kontrolüne giresini istememektedir. Çin ise hiçbir zaman Tayvan Boğazı üzerinde böyle bir emeli olduğunu göstermediği gibi bu yönde de gelecekte böyle bir politika izlemeyeceğini kendi dış politika doktrinlerinde belirtmektedir.
Her ne kadar şu sıralar Trump, Çin’le uğraşmıyor gibi görünse de sanki bu mesele Japonya’ya havale edilmiş gibi görünüyor. Bir ara Biden, bu işi, Filipinlere vermişti .Filipinler de Çin’i Güney Çin denizinde taciz etmekten başka bir şey yapamadı. Filipinler, Çin karşısında her anlamda o kadar küçük ki Çin, çoğu zaman görmezden gelmek zorunda kaldı. Çin, sadece Filipinlerin deniz araçlarına su püskürtmekten başka bir şey yapmadı. ABD’nin klasik stratejisi budur: Rusya’nın önüne Ukrayna, İran’ın önüne Körfez ülkeleri ve Çin’in önüne de Filipinleri kurban olarak attı.
Şimdi Pasifik’te Trump, Japon Başbakanı Takaiçi’nin sırtını sıvazlayarak Japonya’yı Çin’in, Rusya’nın ve Kuzey Kore’nin önüne atıyor. Japonya, Pasifik’te bir kurban mı yoksa yeni güç mü? Yakın gelecekte bu sorunun cevabı ortaya çıkacaktır.