CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Rusya’nın Ukrayna harekatı dördüncü yılına yaklaşırken NATO yeni bir dönüşüm sürecine hazırlanıyor. Brüksel'de, Washington'da ve Batılı düşünce kuruluşlarında giderek daha sık kullanılan "NATO 3.0" kavramı, ittifakın kendisini yeniden tanımlama çabasını ifade ediyor.
Resmi belgelerde yer almayan NATO 3.0 tanımı, NATO'nun artık yalnızca Avrupa'nın savunulmasıyla ilgilenen bir askeri örgüt olmaktan çıkarak küresel ölçekte siyasi, teknolojik ve ekonomik rekabetin de aktörlerinden biri haline gelme arayışını yansıtmakta. Buna karşın NATO'nun bugün geldiği noktaya bakıldığında dikkat çeken bir çelişki ortaya çıkıyor: İttifak tarihinin en geniş sınırlarına ulaşırken Avrupa, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana en büyük güvenlik krizini yaşıyor.
Filmi geriye sarmak
1949 yılında Sovyetler Birliği'ni çevrelemek amacıyla kurulan NATO'nun ilk dönemi nispeten net hedeflere sahipti. Tehdit tanımı açıktı, coğrafi sınırlar belliydi ve ittifakın görevi Batı Avrupa'nın güvenliğini sağlamaktı. Soğuk Savaş boyunca NATO'nun varlığı büyük ölçüde Sovyet tehdidi üzerinden meşrulaştırıldı. 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında NATO'nun önünde tarihi bir karar bulunuyordu. Ya kuruluş amacının ortadan kalktığını kabul ederek farklı bir yapıya dönüşecek ya da yeni tehditler üreterek genişlemeye devam edecekti.
Washington yönetimi genişleme yolunu seçerken NATO bugün yaşadığımız Ukrayna krizinin tohumlarını atıyordu. 1999 yılında Polonya, Macaristan ve Çekya'nın üyeliğiyle başlayan genişleme dalgası kısa sürede Rusya sınırlarına kadar ulaştı. 2004 yılında Estonya, Letonya ve Litvanya'nın katılımıyla NATO ilk kez doğrudan Rusya'nın kapısına dayandı.
Her genişleme yeni krizi tetikledi
NATO'nun genişlediği her dönemde Avrupa'nın daha güvenli hale geleceğinin iddia edilmiş olmasıdır. Oysa ortaya çıkan tablo farklı oldu. Yugoslavya'nın parçalanması, Gürcistan savaşı, Kırım krizi ve nihayet Ukrayna savaşı Avrupa kıtasının son otuz yılda sürekli yeni güvenlik krizleri ürettiğini gösterdi. NATO'nun genişlemesi güvenliği genişletmek yerine bazı bölgelerde güvenlik rekabetini derinleştiren bir süreç olarak da işledi.
2008 yılındaki Bükreş Zirvesi bu sürecin dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti. Zirve sonunda yayımlanan bildiride Ukrayna ve Gürcistan'ın gelecekte NATO üyesi olacağı açıklandı. Aradan geçen yıllarda yaşanan gelişmeler Rusya'nın bu konuyu geçici bir diplomatik tartışma değil, doğrudan ulusal güvenlik sorunu olarak gördüğünü ortaya koydu.
NATO 3.0: Güvensizlik Asya’ya yayılıyor
NATO 3.0 olarak adlandırılan yeni dönemin en önemli özelliği ise ittifakın coğrafi sınırlarını aşma isteği. Yeni dönemde ABD, Avrupa’nın güvenliğine dair taahhütlerini azaltırken ittifakın radarına Asya’nın alınmasında ısrarından meyvelerini toplamaya başlıyor.
NATO'nun 2021 Brüksel Zirvesi bildirisi ve 2022 Stratejik Konsept Belgesi incelendiğinde Çin'in ilk kez ittifakın uzun vadeli planlamasının merkezine yerleştirildi. Belge, Çin'in "ilan edilmiş hedefleri ve zorlayıcı politikalarının NATO'nun çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine meydan okuduğunu" savunurken, ittifak tarihinde ilk kez Atlantik coğrafyası dışındaki bir büyük güç bu ölçüde kapsamlı şekilde tehdit tanımına dahil edildi. Aynı dönemde AUKUS'un kurulması, QUAD'ın canlandırılması ve ABD'nin Hint-Pasifik stratejisinin kurumsallaşması NATO'nun dönüşümüyle paralel ilerledi.
Bir başka ifadeyle NATO 3.0, Washington açısından yalnızca ittifakın görev alanını genişleten bir proje değil, Avrupa'nın stratejik önceliklerini Amerikan küresel rekabet gündemiyle daha uyumlu hale getiren bir mekanizma işlevi görmeye başladı.
2026 yılında Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi de bu dönüşümün en görünür aşamalarından biri olmaya aday görünüyor. Zirve hazırlıkları kapsamında yayımlanan taslak metinler ve Batılı düşünce kuruluşlarının raporları incelendiğinde gündemin yalnızca Ukrayna savaşı veya Avrupa savunmasıyla sınırlı olmadığı görülüyor. Savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretim kapasitesinin genişletilmesi, siber güvenlik, yapay zeka, kritik altyapıların korunması ve Hint-Pasifik bölgesiyle iş birliğinin derinleştirilmesi gibi başlıklar NATO'nun yeni öncelikleri arasında yer alıyor. Böylece ittifak, klasik bir savunma örgütünden çok daha geniş bir güvenlik mimarisi kurmaya yöneliyor.