Dünya

Küresel ekonominin devleri yeni ortaklık arayışında

Washington’ın ticaret kısıtlamaları gölgesinde gerçekleşen bu kritik temas, Avrupa’nın sanayi devi ile dünyanın imalat üssü arasındaki ekonomik bağları stratejik bir "kazan-kazan" zemininde yeniden tanımlamayı hedefliyor.

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, göreve gelmesinin ardından beraberindeki 30 kişilik iş dünyasından ekip ile Çin’e ilk resmi ziyaretini gerçekleştiriyor. Bu ziyaret, Berlin’de hükümet değişiminden sonra Pekin’e verilen ilk üst düzey siyasi mesaj olma niteliği taşıyor. Almanya açısından ziyaret, dış ticaret ve sanayi politikalarının yeniden tanımlandığı bir döneme; Çin açısından ise Avrupa ile ekonomik bağların korunmasının stratejik önem kazandığı bir konjonktüre denk geldi.

Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya küresel üretim, ticaret hacmi ve sanayi kapasitesi bakımından dünya ekonomisinin merkezinde yer alan üç ana aktör arasında bulunuyor. ABD finansal ve teknolojik ağırlığıyla sistem belirleyici rol oynarken, Çin küresel üretim zincirlerinin en büyük imalat üssü konumunda. Almanya ise yüksek katma değerli sanayi, makine, otomotiv ve kimya sektörlerinde küresel standardı belirleyen ihracat ekonomisi olarak bu üçlü yapının Avrupa ayağını temsil ediyor. Bu nedenle Berlin–Pekin ilişkileri ikili bir ticaret başlığının ötesinde, küresel tedarik mimarisinin işleyişi açısından yapısal önem taşıyor.

“Almanya üretir Çin tüketir” dönemi sona erdi

Almanya uzun yıllardır Çin’in Avrupa’daki en büyük ticaret ortağı konumunda yer alıyor. Alman şirketleri Çin’i yalnızca bir ihracat pazarı olarak kullanmadı; aynı zamanda üretim, montaj ve yerel tedarik entegrasyonu için stratejik bir üs olarak değerlendirdi. Otomotiv sektörü bu ilişkinin merkezinde yer aldı. Volkswagen, BMW ve Mercedes-Benz’in Çin’deki üretim hacmi, birçok dönemde Almanya iç pazarını geride bıraktı. Makine ekipmanları, endüstriyel otomasyon ve kimya ürünleri Alman ihracatının ana kalemlerini oluşturdu.

Son yıllarda bu model değişim sürecine girdi. Avrupa’da “risk azaltma” yaklaşımıyla tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi tartışılmaya başlandı. Çin tarafında ise teknoloji alanında yerli üretimi artırmaya yönelik devlet politikaları hız kazandı. Bunun sonucu olarak ticaret ilişkisi klasik “Almanya üretir, Çin tüketir” dengesinden çıkarak karşılıklı teknoloji, yatırım ve üretim rekabetinin iç içe geçtiği daha karmaşık bir yapıya dönüştü.

Elektrikli araçlar, batarya teknolojisi, yenilenebilir enerji ekipmanları ve dijital altyapı yeni iş birliği ve rekabet alanlarını aynı anda oluşturuyor. Alman sanayisi Çin pazarındaki varlığını korumaya çalışırken, Çinli üreticiler Avrupa pazarında daha görünür hale geliyor. Ekonomik ilişki tek yönlü bağımlılıktan karşılıklı endüstriyel iç içeliğe evrilmiş durumda.

Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) tarafından açıklanan 2025 yılı dış ticaret verileri, Avrupa’nın en büyük ekonomisinde dengelerin bir kez daha değiştiğini gösterdi. 2024 yılında liderliği geçici olarak ABD’ye kaptıran Çin, 2025 yılı sonu itibarıyla Almanya’nın bir numaralı ticaret ortağı unvanını geri aldı.

2025 yılı boyunca Almanya ile Çin arasındaki toplam mal ticareti, bir önceki yıla göre %2,1 artarak 251,8 milyar euro seviyesine ulaştı. Bu yükselişte özellikle Çin’den yapılan ithalattaki artış belirleyici oldu. Almanya’nın en önemli ikinci ticaret ortağı olan ABD ile ticaret hacmi ise %5 gerileyerek 240,5 milyar euroda kaldı.

Liderler düzeyinde mesajlar

Çin Başbakanı Li Qiang'ın daveti üzerine yapılan ziyarette tarafların ortak açıklaması geleceğe dair önemli sinyaller verdi. ki taraf, Çin-Almanya kapsamlı stratejik ortaklık ilişkileri çerçevesindeki olumlu işbirliğini takdirle değerlendirerek, karşılıklı saygı, kazan-kazan işbirliği, diyaloğun sürekli açık tutulması ve ortak sınamaların birlikte çözülmesi ilkelerinin ikili ilişkilerin temelini oluşturması konusunda mutabakata vardı. İki taraf, Çin-Almanya hükümetler arası müzakere mekanizmasının ikili iş birliğini kapsamlı şekilde pekiştiren hayati önemini vurguladı. Almanya, Tek Çin politikasına bağlı kalacağını yineledi.

Ekonomik ve ticari işbirliğinin ikili ilişkilerin önemli bir parçası olduğunu hatırlatan iki taraf, kazan-kazan işbirliğini derinleştirmeye hazır olduklarını açıkladı. Açık diyalog, adil rekabet ve karşılıklı pazar açılımının öneminin altı çizildi. Çin, Almanya'nın bağımlılığı azaltma, ticaret dengesizliklerini giderme ve ihracat kontrollerine verdiği önemi not ederken, Almanya ise Çin'in ekonomik ve ticari konuların aşırı güvenlikleştirilmesi ve yüksek teknolojili ürün ihracatının yönetimi konusundaki endişelerini kabul etti. Uzun vadeli, dengeli, güvenilir ve sürdürülebilir ekonomik ve ticari ilişkilerin sağlanması için her iki taraf da samimi ve açık diyalog yoluyla birbirlerinin endişelerini uygun şekilde ele almaya hazır olduklarını belirtti.

“Önce Amerika” gölgesinde Çin-Avrupa dengesi

Washington’ın son yıllarda uyguladığı ticaret kısıtlamaları, teknoloji ihracat kontrolleri ve stratejik sektörlerde bloklaşma eğilimi, Avrupa ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin anlamını değiştirdi. Almanya için Çin pazarı yalnızca büyüme alanı değil, aynı zamanda küresel rekabet gücünü koruyabilmek için gerekli ölçek ekonomisini sağlıyor. Çin açısından ise Avrupa ile ticaret, dış talep ve teknoloji erişimi bakımından denge unsuru oluşturuyor.

Bu nedenle Berlin–Pekin hattındaki temaslar, klasik diplomatik ziyaret çerçevesinden çok daha geniş bir bağlama yerleşiyor. Küresel ekonomi giderek bölgesel bloklara ayrılırken Almanya, ihracata dayalı modelini sürdürebilmek için açık ticaret kanallarını koruma arayışında. Çin ise üretim kapasitesini dış pazarlara entegre tutarak büyüme ivmesini devam ettirmeyi hedefliyor.

Merz’in ziyareti bu karşılıklı ihtiyacın teyidi niteliğinde okunuyor. Avrupa ile Çin arasında tam ayrışma yerine kontrollü ekonomik etkileşimin sürdüğü bir modelin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde küresel ticaret düzeninin nasıl şekilleneceğine dair tartışmaların merkezinde yer almaya devam edecek.