Japonya’nın Savaş Leydisi

Geçtiğimiz hafta sonu Japonya’da düzenlenen erken seçimlerde Liberal Demokratik Parti (LDP) kurulduğu 1955’ten bugüne kadarki en yüksek oyunu aldı. LDP son seçimde 316 sandalye kazandı. Seçim öncesi alt mecliste 199 sandalyeye sahipti. Böylece, Takaichi ve LDP'nin koalisyon ortağı Japonya İnovasyon Partisi, alt mecliste toplam 352 sandalye kazanarak, ­anayasa değişikliğinin önündeki engelleri aşmak için avantajlı bir konuma getiren, üçte ikiden fazla bir "süper çoğunluk" elde etti.

Bilindiği üzere Diet (Japon parlamentosu) alt ve üst olmak üzere iki meclisten oluşur. Ancak LDP'nin üst mecliste basit bir çoğunluğu bile yok ve gerekli oyları güvence altına almak için muhalefet partileriyle anlaşmalar yapmak zorunda.

Anayasa değişiklikleri, parlamentonun alt ve üst meclislerinde, üçte iki çoğunluk tarafından kabul edildikten sonra referanduma sunulması gerekmektedir. Bugüne kadar hiçbir referandum yapılmamıştır.

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, büyük seçim zaferinin ardından Japon parlamentosundaki hakimiyetini kullanarak, ­yaklaşık 80 yıl sonra ilk kez ülkenin anayasasını değiştirmeye çalışacağına söz verdi.

Japonya İkinci Dünya Savaşı’nda mağlup olunca galip devlet olan ABD, Japonya için bir barışçıl anayasa hazırlayarak zorla kabul ettirdi. ABD’nin hazırladığı Japon anayasasının 9.maddesi Japonya’nın öz savunma kuvvetleri adı verilen ve sadece sınırlarını korumakla görevli olan küçük bir kuvvetin dışında ulusal bir ordu bulundurmasını yasaklıyor. Oysa ordu ve askeri güç Japon tarihinde çok önemli bir yere sahip.

Bu anayasa tam manasıyla hiçbir zaman benimsenmedi. Hatta 1955’te sırf bu anayasayı değiştirmek için Liberal Demokratik Parti kuruldu. O günden bugüne hiçbir siyasetçi anayasayı değiştiremedi. 2006 yılında Shinzo Abe’nin başbakan olmasıyla yeni bir süreç başladı. Zira Shinzo Abe, Japon siyasetine ve tarihine damga vurmuş güçlü bir aileden geliyordu. Shinzo Abe’yi Japonlar tarihin gördüğü en milliyetçi başbakan olarak tanımlar. Shinzo Abe de göreve gelir gelmez anayasasının 9. Maddesini yani ulusal bir ordunun kurulmasını yasaklayan o meşhur maddeyi değiştirme girişiminde bulundu. Bu arada, Çin ile ilişkilerde görünür bir gerginlik ortaya çıktı. Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yaptıklarını öven ders kitapları meselesi ve savaş suçluları için yapılmış anıtın ziyareti gibi meselelerde Çin’i kızdırdı. ­Shinzo Abe siyaseti bıraktıktan sonra bir elim suikast sonucu hayatını kaybetti. Halen suikastı üzerindeki esrar perdesi aralanamamıştır. Ancak onun yetiştirdiği Sanae Takaichi gibi milliyetçi siyasetçiler bugün Japon siyasetinde etkililer.

Japonya’nın ilk kadın başbakanı Takaichi, hemen her fırsatta Shinzo Abe’nin felsefesini benimsediğini ve onun yanında yetiştiğini gururla söylemektedir. Zafer konuşmasında Shinzo Abe'nin "özgür ve açık Hint-Pasifik" bölgesel politikalarının daha da geliştirilmesini hedefleyeceğini belirterek Shinzo Abe’ye ve fikirlerine olan sadakatini bir kez daha göstermiş oldu.

Takaichi, Hint-Pasifik politikalarına atıfta bulunarak aslında ABD’ye de göz kırptı. Bir başka deyişle Hint-Pasifik politikalarına destek aslında ABD’nin bölgedeki politikalarına tam destek vereceklerinin açık bir mesajıydı. Kuşkusuz Takaichi’nin zaferine en çok sevinen Trump oldu. Kishi'dan sonra gelen başbakanlar açıkça ABD’nin bölgesel politikalarına karşı biraz mesafeli durmuşlardı. Ancak Takaichi, milliyetçi söylemler üzerinden özellikler gençlerin büyük bir çoğunluğunu yanına çekmeyi başardı. Bu durum, gerçekte, bölgede alarm zillerini çaldıran bir gelişme. Zira Japon milliyetçiliğinin ne denli tehlikeli sonuçlar doğurduğunu Asya-Pasifik bölgesindeki uluslar ilk elden İkinci Dünya savaşında tecrübe etmek zorunda kaldılar. Şimdi tekrar bir milliyetçi dalga Japonya’da yükselişe geçmiş durumda. Bu milliyetçi dalga nükleer silahlar dahil olmak üzere Japonya’nın yeniden bölgede askeri bir güç olmasını istiyor.

Japonya’daki gelişmeleri başından beri bölgede dikkatle takip eden bir ülke var: O da Çin. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, seçimlerin "bazı köklü yapısal ­sorunları" ortaya çıkardığını ve tarihin derslerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Sözcü Japon hükümetine "militarizm yoluna geri dönmek yerine barışçıl kalkınma yolunu izlemesi ­" çağrısında bulunarak Çin'in ­İkinci Dünya Savaşı'ndaki "zaferin sonuçlarını savunma" konusundaki kararlılığından asla vazgeçmeyeceği uyarısı yaptı.­ Sözcü “Eğer Japonya'daki aşırı sağcı güçler durumu yanlış değerlendirir ve pervasızca hareket ederlerse, kaçınılmaz olarak Japon halkından direnişle karşılaşacaklar ­ve uluslararası toplumdan sert bir darbe alacaklardır” dedi.

Görüldüğü üzere tam şimdiden bölgede sular ısınmaya başladı. Senae Takaichi kedisini Margaret Thatcher’a benzetiyor ve kendisini Japonya’nın “demir leydisi” olarak görüyor. Lakin bu sertlik söyleminde devam ederse Takaichi’yi tarih savaş leydisi olarak kaydedecek.