İsrail, Lübnan ile varılan ateşkese rağmen son günlerde saldırılarını genişleterek hem güney Lübnan’daki fiili kontrol alanını büyütüyor hem de Beyrut’u hedef alan saldırı tehditlerini artırıyor. Bölgedeki gerilim, yalnızca İsrail-Lübnan hattındaki çatışmaları değil, aynı zamanda ABD ile İran arasında yürütülen hassas diplomatik süreci de etkileme potansiyeli taşıyor.
Uzmanlara göre Tel Aviv yönetiminin son hamleleri, güvenlik bahanelerinin ötesinde siyasi ve stratejik hedefler taşıyor.
Ateşkese rağmen yeni askeri hamleler
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Lübnan’ın güneyindeki Litani Nehri çevresinin askeri kontrol altına alınacağını ve Hizbullah’ın faaliyetleri sona erene kadar Beyrut’a yönelik saldırıların süreceğini duyurdu.
“Kuzey İsrail’de barış olmazsa Beyrut’ta da barış olmaz” diyen Katz, İsrail’in saldırılarını daha da genişletebileceğinin sinyalini verdi.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Katz tarafından yapılan ortak açıklamada ise Beyrut’un güney banliyölerine yönelik saldırı emrinin, Hizbullah’ın ateşkesi ihlal ettiği iddiasıyla verildiği belirtildi.
Bir gün önce konuşan Netanyahu da İsrail ordusuna Lübnan’daki kontrol alanlarını genişletme talimatı verdiğini açıkladı. Bu kararın ardından İsrail güçleri, güney Lübnan’daki stratejik öneme sahip Beaufort Sırtı’nı ve bölgedeki tarihi kaleyi ele geçirdi.
Dikkat çekici olan ise söz konusu bölgenin, ateşkes sonrasında oluşturulan güvenlik hattının dışında yer alması. Bu nedenle İsrail’in hamlesi birçok gözlemci tarafından yeni bir fiili işgal alanı oluşturma girişimi olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası tepkiler yükseliyor
İsrail’in ilerleyişi, Arap ülkelerinin yanı sıra Avrupa’dan da tepki gördü. Fransa, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülke, Lübnan’ın egemenliğini ihlal eden saldırıların durdurulması çağrısında bulundu.
Buna rağmen Tel Aviv yönetimi, saldırılarını artırmaya devam ediyor.
İsrail ne amaçlıyor?
Lübnan merkezli yayın kuruluşlarının aktardığı bilgilere göre, Washington’da Lübnan, ABD ve İsrail arasında gerçekleştirilen son askeri görüşmeler herhangi bir sonuç vermeden sona erdi.
İsrail’in, Lübnan’ın acil ateşkes talebini reddettiği, işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi kabul etmediği ve Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasında ısrar ettiği bildirildi.
Analistler, İsrail’in son dönemdeki saldırılarını yalnızca "güvenlik" bahaneleriyle açıklamanın yetersiz olduğunu düşünüyor.
Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Uzmanı Ding Long’a göre İsrail’in amacı, Lübnan’daki siyasi dengeleri kendi lehine şekillendirmek ve Beyrut yönetimi üzerindeki baskıyı artırmak.
Ding, Tel Aviv’in saldırılarla Lübnan’daki siyasi aktörler arasında ayrışma yaratmayı, hükümeti Hizbullah’a karşı daha sert adımlar atmaya zorlamayı ve başarısız müzakerelerin sorumluluğunu Lübnan tarafına yüklemeyi hedeflediğini belirtiyor.
İran-ABD görüşmeleri hesabı
İsrail’in saldırılarının zamanlaması da dikkat çekiyor.
İngiliz basınında yer alan değerlendirmelere göre, İsrailli yetkililer ve askeri komutanlar, Washington ile Tahran arasında olası bir anlaşmanın bölgedeki askeri operasyonları sınırlandırmasından önce Hizbullah’a mümkün olduğunca ağır darbe vurmak istiyor.
Başka bir ifadeyle İsrail, diplomatik süreçlerin önüne geçerek sahada yeni bir denge oluşturmayı hedefliyor.
Bu durum, bölgesel gerilimin yalnızca Lübnan meselesi olmadığını; İran, ABD ve İsrail arasında yürüyen daha geniş güç mücadelesinin bir parçası olduğunu gösteriyor.
İç politikadaki sıkışmışlık da etkili mi?
İsrail’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler de saldırıların arkasındaki nedenlerden biri olarak görülüyor.
Knesset’te erken seçimlerin önünü açabilecek bir yasa tasarısının gündeme gelmesi ve kamuoyu yoklamalarında Netanyahu’nun destek kaybettiğinin görülmesi, hükümet üzerindeki baskıyı artırmış durumda.
Bazı siyasi gözlemciler, saldırıların genişletilmesinin Netanyahu hükümetine içeride güç gösterisi yapma ve güvenlik eksenli bir gündem oluşturma fırsatı sunduğunu belirtiyor.
Özellikle Beyrut’un güney banliyölerinin hedef alınması, hükümetin aşırı sağcı ortaklarından gelen “Hizbullah’a karşı yeterince sert davranılmıyor” eleştirilerine verilmiş bir yanıt olarak değerlendiriliyor.
İran tepki gösterdi
İsrail’in Lübnan’daki saldırıları yalnızca sahadaki gerilimi artırmakla kalmadı, diplomatik süreci de etkiledi.
İran basınında yer alan haberlere göre Tahran, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırıları sürerken ABD ile yürütülen dolaylı görüşmeleri askıya aldı.
İran yönetimi, İsrail’in askeri operasyonlarının durdurulmasının ve Lübnan’da kalıcı bir ateşkes sağlanmasının diplomatik ilerleme için temel şartlardan biri olduğunu vurguluyor.
Bölgesel krizin yeni cephesi
ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu ve Hizbullah temsilcileriyle yaptığı temasların ardından tarafların gerilimi azaltma konusunda mutabakata vardığı yönünde açıklamalar gelse de uzmanlar krizin henüz sona ermediği görüşünde.
Analistlere göre Lübnan cephesi, artık yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki bir çatışma alanı değil; aynı zamanda ABD-İran müzakerelerinin, bölgesel güç rekabetinin ve İsrail’in iç siyasi hesaplarının kesiştiği kritik bir cephe haline gelmiş durumda.
Bu nedenle İsrail’in Lübnan’daki son askeri hamleleri, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.